Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Vallahi billahi bıktık artık her pazartesi yeni bir mucizeyle uyanmaktan. Yok karatayı, yok ketojeniği, yok bilmem ne detoksu derken şimdi de başımıza aralıklı oruç çıktı; güya saatlerce aç kalınca vücut kendini formatlıyormuş. İşin aslı, bu seferki çılgınlık öyle tamamen boş bir Amerikan rüyası da değil hani. Bizim atalarımız sanki günde altı öğün açık büfe mi besleniyordu, sabah ava çıkıp akşama ancak eti bulan adamın yaptığı zaten düpedüz buydu işte...
Aç kalma fikri ilk duyulduğunda insanın tüylerini diken diken ediyor, itiraf edelim. Kendimizi o kadar çok yemeye alıştırdık ki, saat tutup mutfağın kapısını kilitlemek bir nevi işkence gibi geliyor kulağa. Ama sistemi bir kere oturtunca, yani o sekiz saatlik yeme penceresine sıkışıp kalan hayatı kabullenince, mideye bir hafiflik, bir rahatlama geliyor ki sormayın. Vücut sürekli sindirimle uğraşmayı bırakıp nihayet kendi temizliğine vakit bulabiliyor.
Gözümüzün önünde sürekli eriyen o ünlüleri, her gün sosyal medyada "aç kalarak gençleştim" diye hava atan tipleri gördükçe insan ister istemez bir gaza geliyor. Gerçekten de işe yarıyor bu arada, yağ yakımı falan hızlanıyor, göbekteki o gitmeyen inatçı fazlalıklar yavaş yavaş vedalaşıyor bizimle. Sadece kilo vermek de değil mevzu, kan şekeri bir düzene giriyor, o yemekten sonra çöken ağır uykular, hımbıllıklar tarih oluyor.
Herkesin bünyesi bir değil abi, bunu kafaya iyice kazımak lazım önce. Komşuya iyi geldi diye, sabahın köründe kahvaltı yapmazsa tansiyonu düşen, sinirden etrafa saldıran adama "hadi sen de 16 saat aç kal" demek düpedüz eziyet. Kimisi akşam sekizden sonra ağzına lokma koymayınca kuş gibi hafif uyanır, kimisi de gece açlıktan tavanı seyreder... Herkes kendi bedeninin patronu olmak zorunda bu hayatta.
Sosyal hayatı baltalama konusunda ise üstüne tanımam, orası tam bir facia işte. Arkadaşlarınla akşam dışarı çıkmışsın, millet karşında mis gibi kebapları gömerirken sen saatine bakıp "benim yeme pencerem kapandı yalnız" diyerek su yudumluyorsan, o dostluklar biraz çatırdar. Hayatı bu kadar mekanik, bu kadar kurallara bağlı yaşamak ne kadar sürdürülebilir, orası tam bir muamma.
Uzun lafın kısası, aralıklı oruç dediğimiz şey bir sihirli değnek değil ama doğru kullanıldığında acayip güçlü bir silah. Kendinizi deli gibi aç bırakıp strese sokmayacaksanız, o meşhur açlık saatlerini hayat tarzınıza uydurabilecekseniz bir şans verin deriz. Sonuçta denemekten ne çıkar, en kötü ihtimalle bir iki akşam erken uyur, sabaha sağlam bir kahvaltının hayaliyle uyanırsınız...
Aç kalma fikri ilk duyulduğunda insanın tüylerini diken diken ediyor, itiraf edelim. Kendimizi o kadar çok yemeye alıştırdık ki, saat tutup mutfağın kapısını kilitlemek bir nevi işkence gibi geliyor kulağa. Ama sistemi bir kere oturtunca, yani o sekiz saatlik yeme penceresine sıkışıp kalan hayatı kabullenince, mideye bir hafiflik, bir rahatlama geliyor ki sormayın. Vücut sürekli sindirimle uğraşmayı bırakıp nihayet kendi temizliğine vakit bulabiliyor.
Gözümüzün önünde sürekli eriyen o ünlüleri, her gün sosyal medyada "aç kalarak gençleştim" diye hava atan tipleri gördükçe insan ister istemez bir gaza geliyor. Gerçekten de işe yarıyor bu arada, yağ yakımı falan hızlanıyor, göbekteki o gitmeyen inatçı fazlalıklar yavaş yavaş vedalaşıyor bizimle. Sadece kilo vermek de değil mevzu, kan şekeri bir düzene giriyor, o yemekten sonra çöken ağır uykular, hımbıllıklar tarih oluyor.
Herkesin bünyesi bir değil abi, bunu kafaya iyice kazımak lazım önce. Komşuya iyi geldi diye, sabahın köründe kahvaltı yapmazsa tansiyonu düşen, sinirden etrafa saldıran adama "hadi sen de 16 saat aç kal" demek düpedüz eziyet. Kimisi akşam sekizden sonra ağzına lokma koymayınca kuş gibi hafif uyanır, kimisi de gece açlıktan tavanı seyreder... Herkes kendi bedeninin patronu olmak zorunda bu hayatta.
Sosyal hayatı baltalama konusunda ise üstüne tanımam, orası tam bir facia işte. Arkadaşlarınla akşam dışarı çıkmışsın, millet karşında mis gibi kebapları gömerirken sen saatine bakıp "benim yeme pencerem kapandı yalnız" diyerek su yudumluyorsan, o dostluklar biraz çatırdar. Hayatı bu kadar mekanik, bu kadar kurallara bağlı yaşamak ne kadar sürdürülebilir, orası tam bir muamma.
Uzun lafın kısası, aralıklı oruç dediğimiz şey bir sihirli değnek değil ama doğru kullanıldığında acayip güçlü bir silah. Kendinizi deli gibi aç bırakıp strese sokmayacaksanız, o meşhur açlık saatlerini hayat tarzınıza uydurabilecekseniz bir şans verin deriz. Sonuçta denemekten ne çıkar, en kötü ihtimalle bir iki akşam erken uyur, sabaha sağlam bir kahvaltının hayaliyle uyanırsınız...