Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen yaz bizim komşu Hüseyin Ağabey ufak bir fıtık ameliyatı oldu, hastaneden çıktığı günün ertesi akşamı kapıyı çaldı; rengi atmış, alnında boncuk boncuk terler... "Yahu yaramın olduğu yer acayip zonkluyor, sanki içeride bomba patlıyor" dedi. İşte o zonklama var ya, aslında vücudun "aşağıda işler kesat, yardıma gelin" diye bağırma şeklidir. Ameliyat yerinde ilk günlerde hafif bir sızı olması normaldir elbet ama o ağrı azalmak yerine gün geçtikçe katlanarak artıyorsa, hele bir de zonklama yapıyorsa orada bir durup düşünmek lazım. Enfeksiyon kapmış bir yara, insana yatakta dönecek alan bırakmaz, sürekli kendini hatırlatır.
Bizim Hüseyin Ağabey'in yarasına bir baktım ki, dikişlerin etrafı resmen kıpkırmızı olmuş, bildiğiniz alev alev yanıyor domates gibi. Normalde operasyon bölgesi biraz pembeleşir, iyileşme belirtisidir bu ama renk koyulaşıp etrafa doğru yayılmaya başladıysa işin rengi değişmiş demektir. Dokunduğun an eline bir sıcaklık gelir, sanki o bölgede ufak bir ocak yanıyor gibi... Hissedersiniz yani o harareti, elini yakar insanın vallahi. Cildin o bölgesindeki aşırı kızarıklık ve el yakan sıcaklık, mikrobun oraya yerleşip bayrak açtığının en net kanıtıdır.
Hastanede staj yaptığım yıllarda bir hemşire hanım vardı, kulakları çınlasın, hep derdi ki: "Yaradan gelen her sıvıya hemen korkuyla bakma ama rengi çamurlaştıysa panik yap." Hakikaten de öyle; ameliyat yerinden hafif şeffaf veya pembe bir sızıntı gelmesi ilk başlarda gayet doğaldır, dokular kendini yeniliyor neticede. Gel gelelim o sıvı sarıya, yeşile dönüştüyse, hele bir de etrafa kötü bir koku yayıyorsa... Aman diyeyim, o iltihaptır işte, mikroplar içeride resmen parti veriyordur. Kötü kokulu, koyu renkli akıntı gördünüz mü hiç vakit kaybetmeden doktorun yolunu tutmak şart.
Vücut içerideki düşmanla savaşmaya başladı mı, ilk iş olarak termostatın ayarlarıyla oynar, yani ateşi kökler. Durup dururken gelen o titreme nöbetleri, koltuk altından ölçtüğün değerin 38'in üzerine fırlaması hiç hayra alamet değil abi ya. Hani insan grip olduğunda tüm kemikleri sızlar, halsizlikten yatağa çakılır kalır ya... Ameliyattan günler sonra gelen bu yersiz halsizlik ve yüksek ateş, mikrobun kana ya da derin dokulara sızmaya çalıştığının habercisidir. Vücut alarm veriyordur, savunma mekanizmasını son ses açmıştır.
Dikiş yerlerinin etrafı bazen öyle bir gerilir ki, sanki oradaki deri iki beden küçük gelmiş gibi hissedersiniz. Hüseyin Ağabey "Dikişler patlayacak gibi oluyor, içeriden bir şey baskı yapıyor sanki" diyordu sürekli. Enfeksiyon kapan bölge hızla su toplar, ödem yapar ve şişer. O şişlik normal bir iyileşme şişliği değildir; dokunduğunda serttir, gergindir ve aşırı hassastır. Baktınız ki yaranın etrafı balon gibi şişiyor, dikişler resmen etin içine gömülüyor, orada durup beklememek gerekiyor...
Kendinizi hiç sebepsiz yere aşırı halsiz, sanki maraton koşmuş gibi yorgun hissettiğiniz oldu mu hiç? Ameliyatın o ilk halsizliğini attıktan günler sonra, aniden gelen o ağır bitkinlik hissi aslında içeride büyük bir savaşın sürdüğünün resmidir. İştahınız bıçak gibi kesilir, canınız su bile içmek istemez, sürekli uyuma isteği baş gösterir... İşte bu ani çöküş, vücudun tüm enerjisini o bölgedeki enfeksiyonu temizlemek için harcamasından kaynaklanır.
Bizim Hüseyin Ağabey'in yarasına bir baktım ki, dikişlerin etrafı resmen kıpkırmızı olmuş, bildiğiniz alev alev yanıyor domates gibi. Normalde operasyon bölgesi biraz pembeleşir, iyileşme belirtisidir bu ama renk koyulaşıp etrafa doğru yayılmaya başladıysa işin rengi değişmiş demektir. Dokunduğun an eline bir sıcaklık gelir, sanki o bölgede ufak bir ocak yanıyor gibi... Hissedersiniz yani o harareti, elini yakar insanın vallahi. Cildin o bölgesindeki aşırı kızarıklık ve el yakan sıcaklık, mikrobun oraya yerleşip bayrak açtığının en net kanıtıdır.
Hastanede staj yaptığım yıllarda bir hemşire hanım vardı, kulakları çınlasın, hep derdi ki: "Yaradan gelen her sıvıya hemen korkuyla bakma ama rengi çamurlaştıysa panik yap." Hakikaten de öyle; ameliyat yerinden hafif şeffaf veya pembe bir sızıntı gelmesi ilk başlarda gayet doğaldır, dokular kendini yeniliyor neticede. Gel gelelim o sıvı sarıya, yeşile dönüştüyse, hele bir de etrafa kötü bir koku yayıyorsa... Aman diyeyim, o iltihaptır işte, mikroplar içeride resmen parti veriyordur. Kötü kokulu, koyu renkli akıntı gördünüz mü hiç vakit kaybetmeden doktorun yolunu tutmak şart.
Vücut içerideki düşmanla savaşmaya başladı mı, ilk iş olarak termostatın ayarlarıyla oynar, yani ateşi kökler. Durup dururken gelen o titreme nöbetleri, koltuk altından ölçtüğün değerin 38'in üzerine fırlaması hiç hayra alamet değil abi ya. Hani insan grip olduğunda tüm kemikleri sızlar, halsizlikten yatağa çakılır kalır ya... Ameliyattan günler sonra gelen bu yersiz halsizlik ve yüksek ateş, mikrobun kana ya da derin dokulara sızmaya çalıştığının habercisidir. Vücut alarm veriyordur, savunma mekanizmasını son ses açmıştır.
Dikiş yerlerinin etrafı bazen öyle bir gerilir ki, sanki oradaki deri iki beden küçük gelmiş gibi hissedersiniz. Hüseyin Ağabey "Dikişler patlayacak gibi oluyor, içeriden bir şey baskı yapıyor sanki" diyordu sürekli. Enfeksiyon kapan bölge hızla su toplar, ödem yapar ve şişer. O şişlik normal bir iyileşme şişliği değildir; dokunduğunda serttir, gergindir ve aşırı hassastır. Baktınız ki yaranın etrafı balon gibi şişiyor, dikişler resmen etin içine gömülüyor, orada durup beklememek gerekiyor...
Kendinizi hiç sebepsiz yere aşırı halsiz, sanki maraton koşmuş gibi yorgun hissettiğiniz oldu mu hiç? Ameliyatın o ilk halsizliğini attıktan günler sonra, aniden gelen o ağır bitkinlik hissi aslında içeride büyük bir savaşın sürdüğünün resmidir. İştahınız bıçak gibi kesilir, canınız su bile içmek istemez, sürekli uyuma isteği baş gösterir... İşte bu ani çöküş, vücudun tüm enerjisini o bölgedeki enfeksiyonu temizlemek için harcamasından kaynaklanır.