Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya her baktığında o çizgiyi görüp "Geçmeyecek mi bu?" diye iç geçiren kaç kişiyiz? Ameliyat masasına yatmak bir dert, sonrasında vücudunun bıraktığı o küçük hatırayla yaşamak bambaşka bir dert vallahi.
Bıçak izi dediğin şey aslında cildin hayatta kalma mücadelesinin bir kanıtı, yani bir nevi savaş yarası. Ama yine de o kadar belirgin durmasa fena olmazdı hani, değil mi?
İlk kural net: Yara tamamen kapanmadan sakın ola kurcalama. Kabuk tuttuğunda o kabuğu koparmak için ellerin kaşınır ya hani, yapma abi, gerçekten gelecekteki izini kendi ellerinle büyütüyorsun.
Silikon jeller bu işin mucizesi diyorlar, aslı astarı var mı? Aslında var, çünkü cildin o bölgede nemi hapsetmesini sağlayarak dokunun aşırı büyümesini, yani o can sıkan kabarıklıkları engelliyor.
Güneş kremi kullanmayan bizden değildir artık, bunu netleştirelim. Taze yara izini korumasız güneşe çıkarmak demek, o çizginin kalıcı olarak koyulaşması ve "Ben buradayım" diye bağırması demek...
Kantaron yağı mı, yoksa eczaneden alınan pahalı kremler mi? Bence ikisinin de yeri ayrı ama bitkisel çözümlere sarılırken yaranın enfeksiyon kapma riskini de göz ardı etmemek lazım.
Nem, nem ve yine nem. Cildin kendini tamir edebilmesi için çöl gibi kurumaması, sürekli olarak esnek kalması gerekiyor ki hücreler rahatça çalışabilsin.
Masaj yapmayı denedin mi hiç? Yara iyice iyileştikten sonra, oradaki dokuyu hafif hafif ezerek manipüle etmek, kollajen liflerinin düzgün hizalanmasına acayip yardımcı oluyor.
Tabii bir de genetik faktör var ki, ona ne yapsan kar etmeyebilir. Kiminin cildi pamuk gibi pürüzsüz iyileşir, kiminde ise en ufak çizik kabarır kalır; keloid denilen o inatçı doku hikayesi...
Zaman her şeyin ilacı lafı burası için de geçerli sanırım. İlk birkaç ay kıpkırmızı duran o ürkütücü çizgi, bir senenin sonunda ten rengine dönüp gözden kaybolabiliyor bazen.
Doktorun tavsiyesini dinlemek yerine komşunun kocakarı ilaçlarına sığınmak da bizim milli sporumuz. Ama lazer tedavileri, fraksiyonel çözümler dururken macera aramaya gerek var mı, emin değilim.
Yani uzun lafın kısası; o izle barışmak ilk adım belki de. Sonrasında doğru müdahalelerle rengini soldurmak, belirginliğini azaltmak tamamen senin sabrına ve cildine gösterdiğin şefkate bağlı...
Bıçak izi dediğin şey aslında cildin hayatta kalma mücadelesinin bir kanıtı, yani bir nevi savaş yarası. Ama yine de o kadar belirgin durmasa fena olmazdı hani, değil mi?
İlk kural net: Yara tamamen kapanmadan sakın ola kurcalama. Kabuk tuttuğunda o kabuğu koparmak için ellerin kaşınır ya hani, yapma abi, gerçekten gelecekteki izini kendi ellerinle büyütüyorsun.
Silikon jeller bu işin mucizesi diyorlar, aslı astarı var mı? Aslında var, çünkü cildin o bölgede nemi hapsetmesini sağlayarak dokunun aşırı büyümesini, yani o can sıkan kabarıklıkları engelliyor.
Güneş kremi kullanmayan bizden değildir artık, bunu netleştirelim. Taze yara izini korumasız güneşe çıkarmak demek, o çizginin kalıcı olarak koyulaşması ve "Ben buradayım" diye bağırması demek...
Kantaron yağı mı, yoksa eczaneden alınan pahalı kremler mi? Bence ikisinin de yeri ayrı ama bitkisel çözümlere sarılırken yaranın enfeksiyon kapma riskini de göz ardı etmemek lazım.
Nem, nem ve yine nem. Cildin kendini tamir edebilmesi için çöl gibi kurumaması, sürekli olarak esnek kalması gerekiyor ki hücreler rahatça çalışabilsin.
Masaj yapmayı denedin mi hiç? Yara iyice iyileştikten sonra, oradaki dokuyu hafif hafif ezerek manipüle etmek, kollajen liflerinin düzgün hizalanmasına acayip yardımcı oluyor.
Tabii bir de genetik faktör var ki, ona ne yapsan kar etmeyebilir. Kiminin cildi pamuk gibi pürüzsüz iyileşir, kiminde ise en ufak çizik kabarır kalır; keloid denilen o inatçı doku hikayesi...
Zaman her şeyin ilacı lafı burası için de geçerli sanırım. İlk birkaç ay kıpkırmızı duran o ürkütücü çizgi, bir senenin sonunda ten rengine dönüp gözden kaybolabiliyor bazen.
Doktorun tavsiyesini dinlemek yerine komşunun kocakarı ilaçlarına sığınmak da bizim milli sporumuz. Ama lazer tedavileri, fraksiyonel çözümler dururken macera aramaya gerek var mı, emin değilim.
Yani uzun lafın kısası; o izle barışmak ilk adım belki de. Sonrasında doğru müdahalelerle rengini soldurmak, belirginliğini azaltmak tamamen senin sabrına ve cildine gösterdiğin şefkate bağlı...