Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Zaman dediğimiz o acımasız nehir, ilk darbeyi nedense hep göz çevremize vuruyor. Sabah aynaya bakıyorsunuz, orada duran o yorgun, uykusuz ve sanki dünyaya küsmüş gibi duran torbalar... İnsan bir noktada "Ya ben dün gece sabaha kadar taş mı taşıdım?" diye sormadan edemiyor kendine. Aslında alt göz kapağı estetiği, yani bizim o tıbbi adıyla blefaroplasti dediğimiz hikaye, tam olarak bu bezgin ifadeden kurtulma çabası işte. Yaş ilerledikçe oradaki o incecik deri iyice gevşiyor, altındaki yağ yastıkçıkları da öne doğru fırlıyor; yani fıtıklaşıyor bir nevi.
Ne yalan söyleyeyim, bu iş ameliyathane masasına yatmadan önce kafada çok büyütülüyor abi. Süreç genellikle lokal anestezi ve biraz da sedasyon dediğimiz o hafif uyku haliyle hallediliyor. Kirpik çizgisinin hemen bir milim altından, hani o göz kalemi çektiğimiz yer var ya, tam oradan minicik bir kesi açılıyor. Bazen de göz kapağının içinden giriyorlar, dışarıda hiç iz kalmıyor vallahi billahi. Cerrah içeri girdiğinde o fazla, sarkan yağları ya tamamen alıyor ya da çökük yerleri doldursun diye güzelce yayıyor. Amaç orada dümdüz, pürüzsüz bir geçiş sağlamak aslında.
Ameliyattan çıktınız diyelim, gözünüzün önünde devasa sargılar falan hayal etmeyin sakın. Sadece kesi hatlarında incecik, şeffaf bantlar oluyor o kadar. İlk birkaç gün o bölgeye buz uygulamak o kadar rahatlatıyor ki insanı... Morluk ve şişlik kesinlikle olacak, bundan kaçış yok, bunu baştan kabul edelim. Ama o renk değişimleri, o sararmalar, hani o iyileşme belirtisi olan renkler var ya, hepsi en fazla bir hafta on gün içinde tamamen kaybolup gidiyor.
Doktor seçimi bu işte o kadar kritik ki, hani derler ya kuyumcu titizliği gerekir diye, aynen öyle. Fazla deri alırsanız göz aşağı doğru çekebilir, az alırsanız bu sefer de yaptırdığınıza değmez... Anatomiyi çok iyi bilen, o gözün altındaki milimetrik dengeleri ezbere çözmüş bir hekime emanet etmek lazım kendinizi. Yani öyle kuaförde sıra beklerken karar verilecek bir şey değil bu, iyice araştırmak, dinlemek, hastaların önceki hallerine bakmak lazım.
İyileşme dönemi bittikten sonra, hani o üç-dört ay geçip de dokular tamamen oturduğunda... İnsan aynanın karşısından ayrılamıyor, sanki on yıl geriye gitmiş gibi bir dinçlik geliyor yüze. Tabii ki yaşlanmayı tamamen durdurmuyoruz, yerçekimi hala çalışıyor ama o kronik yorgun bakış var ya, işte o tamamen tarih oluyor. Kendinize yapacağınız en güzel yatırımlardan biri olabilir bu operasyon, yeter ki doğru zamanda ve doğru ellerde olsun.
Ne yalan söyleyeyim, bu iş ameliyathane masasına yatmadan önce kafada çok büyütülüyor abi. Süreç genellikle lokal anestezi ve biraz da sedasyon dediğimiz o hafif uyku haliyle hallediliyor. Kirpik çizgisinin hemen bir milim altından, hani o göz kalemi çektiğimiz yer var ya, tam oradan minicik bir kesi açılıyor. Bazen de göz kapağının içinden giriyorlar, dışarıda hiç iz kalmıyor vallahi billahi. Cerrah içeri girdiğinde o fazla, sarkan yağları ya tamamen alıyor ya da çökük yerleri doldursun diye güzelce yayıyor. Amaç orada dümdüz, pürüzsüz bir geçiş sağlamak aslında.
Ameliyattan çıktınız diyelim, gözünüzün önünde devasa sargılar falan hayal etmeyin sakın. Sadece kesi hatlarında incecik, şeffaf bantlar oluyor o kadar. İlk birkaç gün o bölgeye buz uygulamak o kadar rahatlatıyor ki insanı... Morluk ve şişlik kesinlikle olacak, bundan kaçış yok, bunu baştan kabul edelim. Ama o renk değişimleri, o sararmalar, hani o iyileşme belirtisi olan renkler var ya, hepsi en fazla bir hafta on gün içinde tamamen kaybolup gidiyor.
Doktor seçimi bu işte o kadar kritik ki, hani derler ya kuyumcu titizliği gerekir diye, aynen öyle. Fazla deri alırsanız göz aşağı doğru çekebilir, az alırsanız bu sefer de yaptırdığınıza değmez... Anatomiyi çok iyi bilen, o gözün altındaki milimetrik dengeleri ezbere çözmüş bir hekime emanet etmek lazım kendinizi. Yani öyle kuaförde sıra beklerken karar verilecek bir şey değil bu, iyice araştırmak, dinlemek, hastaların önceki hallerine bakmak lazım.
İyileşme dönemi bittikten sonra, hani o üç-dört ay geçip de dokular tamamen oturduğunda... İnsan aynanın karşısından ayrılamıyor, sanki on yıl geriye gitmiş gibi bir dinçlik geliyor yüze. Tabii ki yaşlanmayı tamamen durdurmuyoruz, yerçekimi hala çalışıyor ama o kronik yorgun bakış var ya, işte o tamamen tarih oluyor. Kendinize yapacağınız en güzel yatırımlardan biri olabilir bu operasyon, yeter ki doğru zamanda ve doğru ellerde olsun.