Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Gecenin o zifiri karanlığında, evdeki herkes derin bir uykudayken aniden yükselen o mahcup ses... Gazetecilik yıllarımda çocuk sağlığı üzerine pek çok mülakat yaptım, uzmanlarla dirsek çürüttüm ama inanın meselenin tıbbi boyutundan ziyade o insani boyutu insanın içine işliyor. Enürezis dediğimiz şey, hani şu bildiğimiz gece altını ıslatma durumu, aslında sadece basit bir kas kontrolsüzlüğü falan değil; nörolojik gelişim ile hormon dengesinin o hassas terazide henüz oturmamış olmasının fizyolojik bir tezahürü.
Uykunun o büyüleyici derinliğinde, yani NREM uykusunun özellikle slow-wave dediğimiz o ağır aşamalarında, beyin sapı ile mesane arasındaki o kopmaz bağ henüz tam manasıyla senkronize olamıyor işte. Santral sinir sisteminin uyarılma eşiği, yani bildiğimiz arousal mekanizması o kadar yüksek ki... Mesane afferent sinirler aracılığıyla "ben doldum, patlayacağım" diye feryat figan sinyal gönderiyor ama beyindeki o merkez oralı bile olmuyor, uyanma refleksini bir türlü tetikleyemiyor.
Peki ya hormonal denge, vasopressin dediğimiz o antidiyüretik hormon meselesi? Normalde gece olunca vücut bu hormonu salgılar ki böbrekler idrarı konsantre etsin, idrar hacmi azalsın, biz de mışıl mışıl uyuyalım. Ama gel gör ki bazı bünyelerde bu sirkadiyen ritim bir türlü oturmuyor, gece vasopressin seviyesi yükselmesi gerekirken dip yapıyor... Vallahi billahi insan bazen doğanın bu küçük oyunlarına şaşırmadan edemiyor, böbrek gece boyunca gündüz temposuyla idrar üretmeye devam edince ne yapsın o küçücük mesane?
Bazen salonda oturup çayımı yudumlarken düşünüyorum, acaba biz yetişkinler mesane kapasitesinin fonksiyonel sınırlarını ne kadar anlıyoruz? Detrüsor kasının o istemsiz kasılmaları var ya, hani anatomik olarak mesane hacmi gayet yeterli görünse bile, detritor hiperaktivitesi yüzünden organ daha dolmadan alarm vermeye başlıyor. Functional bladder capacity dedikleri şey daralınca, gece boyunca o basınç artışına karşı koymak imkansız bir hal alıyor.
Geçenlerde eski bir hekim dostumla laflıyorduk, genetik yatkınlığın bu işteki payını anlatırken "abi bu iş resmen genlerde saklı bir miras gibi" demişti. Hakikaten de öyle; anne ya da babada çocuklukta enürezis öyküsü varsa, poligenik geçiş mekanizması yüzünden çocukta görülme olasılığı bir anda yüzde kırklara, ellilere fırlayıp gidiyor... Kromozom 12q ve 13q üzerindeki o spesifik lokusların bu durumla doğrudan bağlantılı olduğu bilimsel olarak kanıtlandı zaten.
Psikojenik faktörleri tamamen bağımsız bir sebep gibi görmek büyük hata olur, daha ziyade tetikleyici birer katalizör bunlar. Yeni bir kardeşin doğumu, okul değişikliği ya da aile içi o gizli gerilimler, limbik sistemi öyle bir baskılıyor ki... Hani insan strese girince uykusu kaşınır ya, işte çocukta da parasomni benzeri tabloyu ağırlaştırıp o merkezi sinir sistemi ile idrar yolu arasındaki koordinasyonu büsbütün altüst edebiliyor.
Bir de şu pelvik taban kaslarının koordinasyonsuzluğu meselesi var ki, pelvik floor dyssynergia deyip geçiyoruz bazen. Yani çocuk aslında gündüzleri idrarını tutabiliyor gibi görünse de, uykudaki o tam kas gevşemesi anında sfinkter tonusu aniden düşüveriyor... Bir bakmışsın, o güne kadar sapasağlam duran direnç mekanizması bir anda havaya uçmuş.
Hangi açıdan bakarsak bakalım, enürezisi tek bir nedene bağlayıp kestirip atmak derin bir cehalet olur. Büyüme hormonlarının, uyku mimarisinin, ürolojik dinamiklerin ve hatta beslenme alışkanlıklarının iç içe geçtiği çok katmanlı bir tablo bu... Sabırla, o hassas dengeyi bozmadan, çocuğun özsaygısını zedelemeden zamana bırakmak, belki de en karmaşık tıbbi tedaviden çok daha kıymetli.
Uykunun o büyüleyici derinliğinde, yani NREM uykusunun özellikle slow-wave dediğimiz o ağır aşamalarında, beyin sapı ile mesane arasındaki o kopmaz bağ henüz tam manasıyla senkronize olamıyor işte. Santral sinir sisteminin uyarılma eşiği, yani bildiğimiz arousal mekanizması o kadar yüksek ki... Mesane afferent sinirler aracılığıyla "ben doldum, patlayacağım" diye feryat figan sinyal gönderiyor ama beyindeki o merkez oralı bile olmuyor, uyanma refleksini bir türlü tetikleyemiyor.
Peki ya hormonal denge, vasopressin dediğimiz o antidiyüretik hormon meselesi? Normalde gece olunca vücut bu hormonu salgılar ki böbrekler idrarı konsantre etsin, idrar hacmi azalsın, biz de mışıl mışıl uyuyalım. Ama gel gör ki bazı bünyelerde bu sirkadiyen ritim bir türlü oturmuyor, gece vasopressin seviyesi yükselmesi gerekirken dip yapıyor... Vallahi billahi insan bazen doğanın bu küçük oyunlarına şaşırmadan edemiyor, böbrek gece boyunca gündüz temposuyla idrar üretmeye devam edince ne yapsın o küçücük mesane?
Bazen salonda oturup çayımı yudumlarken düşünüyorum, acaba biz yetişkinler mesane kapasitesinin fonksiyonel sınırlarını ne kadar anlıyoruz? Detrüsor kasının o istemsiz kasılmaları var ya, hani anatomik olarak mesane hacmi gayet yeterli görünse bile, detritor hiperaktivitesi yüzünden organ daha dolmadan alarm vermeye başlıyor. Functional bladder capacity dedikleri şey daralınca, gece boyunca o basınç artışına karşı koymak imkansız bir hal alıyor.
Geçenlerde eski bir hekim dostumla laflıyorduk, genetik yatkınlığın bu işteki payını anlatırken "abi bu iş resmen genlerde saklı bir miras gibi" demişti. Hakikaten de öyle; anne ya da babada çocuklukta enürezis öyküsü varsa, poligenik geçiş mekanizması yüzünden çocukta görülme olasılığı bir anda yüzde kırklara, ellilere fırlayıp gidiyor... Kromozom 12q ve 13q üzerindeki o spesifik lokusların bu durumla doğrudan bağlantılı olduğu bilimsel olarak kanıtlandı zaten.
Psikojenik faktörleri tamamen bağımsız bir sebep gibi görmek büyük hata olur, daha ziyade tetikleyici birer katalizör bunlar. Yeni bir kardeşin doğumu, okul değişikliği ya da aile içi o gizli gerilimler, limbik sistemi öyle bir baskılıyor ki... Hani insan strese girince uykusu kaşınır ya, işte çocukta da parasomni benzeri tabloyu ağırlaştırıp o merkezi sinir sistemi ile idrar yolu arasındaki koordinasyonu büsbütün altüst edebiliyor.
Bir de şu pelvik taban kaslarının koordinasyonsuzluğu meselesi var ki, pelvik floor dyssynergia deyip geçiyoruz bazen. Yani çocuk aslında gündüzleri idrarını tutabiliyor gibi görünse de, uykudaki o tam kas gevşemesi anında sfinkter tonusu aniden düşüveriyor... Bir bakmışsın, o güne kadar sapasağlam duran direnç mekanizması bir anda havaya uçmuş.
Hangi açıdan bakarsak bakalım, enürezisi tek bir nedene bağlayıp kestirip atmak derin bir cehalet olur. Büyüme hormonlarının, uyku mimarisinin, ürolojik dinamiklerin ve hatta beslenme alışkanlıklarının iç içe geçtiği çok katmanlı bir tablo bu... Sabırla, o hassas dengeyi bozmadan, çocuğun özsaygısını zedelemeden zamana bırakmak, belki de en karmaşık tıbbi tedaviden çok daha kıymetli.