Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Biri gelip en güvendiğin yerden bıçağı saplayınca insan önce bir durup kalıyor. Ne olduğunu, ne bittiğini anlamak zaman alıyor zaten. Şok hali diyoruz ya hani, tam olarak o işte.
Vallahi billahi ruhun çekildiğini hissediyorsun o an. Bedenin orada ama aklın uçup gitmiş. Sonra aniden gelen bir öfke dalgası...
Olayı öğrendiğin o ilk saniye var ya, zaman donuyor sanki. Zihin hemen savunmaya geçiyor, inanmak istemiyor gözünün gördüğüne. Beyin reddediyor yani, kabul etmek istemiyor bu ağır yükü.
Özgüven dediğin şey birdenbire yerle bir oluyor abi. Bir bakmışsın aynanın karşısındasın, kendini sorguluyorsun. Ben nerede yanlış yaptım, eksik olan neydi bende...
İnsan kendini bir anda değersiz hissetmeye başlıyor işte. Oysa seninle hiçbir alakası yok yaşananın, tamamen karşı tarafın karakteriyle ilgili bir durum bu. Ama gel de bunu o an yorgun zihnine anlat.
Uykular kaçıyor bir kere, o kesin. Gecenin üçünde uyanıp aynı senaryoyu kafanda elli kere kurup bozuyorsun. Kabus gibi çöker insanın üstüne o düşünceler...
Eskiye dönük her şeyi sorgulama hastalığı başlıyor sonra. O geçen yılki tatil yalan mıydı, o akşam telefona bakıp gülümsemesi kimindi? Geçmişi yeniden yazıyorsun kafanda, bütün güzel anıların üstü çiziliyor bir anda.
Güven duygusu bir kere kırılınca, sadece o kişiye karşı kaybolmuyor ki. Sokaktaki adama, en yakın dostuna, hatta kendinden sonra hayatına girecek her yeni insana şüpheyle bakıyorsun. Kimseye inanasın gelmiyor artık.
Sürekli tetikte yaşamak inanılmaz yorucu bir şey. Her an yeni bir kazık yiyecekmiş gibi tetikte beklemek... İnsan kalbini korumaya çalışırken etrafına kocaman, buz gibi duvarlar örüyor.
Depresyon dediğimiz o karanlık kuyu var ya, kapıyı çalmadan içeri giriveriyor. Bazen hiçbir şey yapasın gelmiyor, yataktan bile çıkmak istemiyorsun. Bazen de avazın çıktığı kadar bağırmak geçiyor içinden.
Duygusal bir hız trenindesin sanki. Bir dakika önce sakinsin, bir dakika sonra gözyaşlarına boğuluyorsun. Bu dalgalanmalar çok normal aslında, ruhun yarasını sarma çabası hepsi.
Peki ne yapmak lazım bu durumda? Bir kere kendini suçlamayı derhal bırakacaksın. Sen yetersiz olduğun için değil, karşı taraf sorumluluktan kaçtığı için yaşandı bu.
Zamanla geçiyor mu peki? Tamamen unutamıyorsun belki ama o keskin acı kabuk bağlıyor. Sadece kendinle baş başa kalmayı, acını yaşamayı ertelememen gerek.
İyileşme süreci doğrusal ilerlemez, bunu sakın unutma. Bugün çok iyiyim dersin, yarın küçücük bir şarkı seni yine darmadağın eder. Olsun...
Bırak darmadağın ol biraz. Sonra parçaları tek tek toplayıp, eskisinden çok daha güçlü bir şekilde birleştirirsin kendini. Şüphen olmasın.
Vallahi billahi ruhun çekildiğini hissediyorsun o an. Bedenin orada ama aklın uçup gitmiş. Sonra aniden gelen bir öfke dalgası...
Olayı öğrendiğin o ilk saniye var ya, zaman donuyor sanki. Zihin hemen savunmaya geçiyor, inanmak istemiyor gözünün gördüğüne. Beyin reddediyor yani, kabul etmek istemiyor bu ağır yükü.
Özgüven dediğin şey birdenbire yerle bir oluyor abi. Bir bakmışsın aynanın karşısındasın, kendini sorguluyorsun. Ben nerede yanlış yaptım, eksik olan neydi bende...
İnsan kendini bir anda değersiz hissetmeye başlıyor işte. Oysa seninle hiçbir alakası yok yaşananın, tamamen karşı tarafın karakteriyle ilgili bir durum bu. Ama gel de bunu o an yorgun zihnine anlat.
Uykular kaçıyor bir kere, o kesin. Gecenin üçünde uyanıp aynı senaryoyu kafanda elli kere kurup bozuyorsun. Kabus gibi çöker insanın üstüne o düşünceler...
Eskiye dönük her şeyi sorgulama hastalığı başlıyor sonra. O geçen yılki tatil yalan mıydı, o akşam telefona bakıp gülümsemesi kimindi? Geçmişi yeniden yazıyorsun kafanda, bütün güzel anıların üstü çiziliyor bir anda.
Güven duygusu bir kere kırılınca, sadece o kişiye karşı kaybolmuyor ki. Sokaktaki adama, en yakın dostuna, hatta kendinden sonra hayatına girecek her yeni insana şüpheyle bakıyorsun. Kimseye inanasın gelmiyor artık.
Sürekli tetikte yaşamak inanılmaz yorucu bir şey. Her an yeni bir kazık yiyecekmiş gibi tetikte beklemek... İnsan kalbini korumaya çalışırken etrafına kocaman, buz gibi duvarlar örüyor.
Depresyon dediğimiz o karanlık kuyu var ya, kapıyı çalmadan içeri giriveriyor. Bazen hiçbir şey yapasın gelmiyor, yataktan bile çıkmak istemiyorsun. Bazen de avazın çıktığı kadar bağırmak geçiyor içinden.
Duygusal bir hız trenindesin sanki. Bir dakika önce sakinsin, bir dakika sonra gözyaşlarına boğuluyorsun. Bu dalgalanmalar çok normal aslında, ruhun yarasını sarma çabası hepsi.
Peki ne yapmak lazım bu durumda? Bir kere kendini suçlamayı derhal bırakacaksın. Sen yetersiz olduğun için değil, karşı taraf sorumluluktan kaçtığı için yaşandı bu.
Zamanla geçiyor mu peki? Tamamen unutamıyorsun belki ama o keskin acı kabuk bağlıyor. Sadece kendinle baş başa kalmayı, acını yaşamayı ertelememen gerek.
İyileşme süreci doğrusal ilerlemez, bunu sakın unutma. Bugün çok iyiyim dersin, yarın küçücük bir şarkı seni yine darmadağın eder. Olsun...
Bırak darmadağın ol biraz. Sonra parçaları tek tek toplayıp, eskisinden çok daha güçlü bir şekilde birleştirirsin kendini. Şüphen olmasın.