Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Tıbbın bu kadar geliştiği, robotların havada uçuştuğu bir çağda bile bazen o eski, güvenilir cerrahi el işçiliğine muhtaç kalırsınız. Hani herkes lazer diyor, kapalı yöntem diyor ya... Vallahi billahi bazı prostatlar var ki, o teknolojik aletlerin gücü yetmiyor onlara. Portakal büyüklüğüne, hatta bazen neredeyse bir greyfurt boyutuna ulaşmış bir dokudan bahsediyoruz. İşte tam o sınır geçildiğinde, yani prostat ağırlığı 80-100 gramın üzerine çıktığında, açık ameliyat masadaki tek ve en delikanlı seçenek olarak kalıyor. Doktorunuz size "Bunu açık yapacağız" diyorsa, arkasında tamamen bu hacim meselesi yatıyor demektir.
Mesane taşlarıyla dolu bir idrar torbası, kapalı ameliyatların en büyük düşmanıdır. Hani hem prostat devasa büyümüştür hem de içeride birikip duran idrar yüzünden bildiğiniz taş ocağı oluşmuştur... E şimdi sorarım size, o küçücük deliklerden girip o taşları tek tek ayıklamaya çalışmak ne kadar mantıklı? Cerrah içeriye doğrudan çıplak gözle bakmak, o taşları tek hamlede temizlemek ister. Hem prostatı kökünden sökmek hem de mesanenin içini pırıl pırıl yapmak... Tek taşla iki kuş vurmak tam olarak bu durum için söylenmiş sanırım.
İdrar yolunuzun anatomisi doğuştan ya da sonradan bir şekilde daraldıysa, kapalı ameliyat cihazlarını o yoldan içeri sokmak tam bir eziyete dönüşür. Zorla sokmaya çalışırsan ne mi olur? İçeriyi tamamen harap edersin, hastayı iyileştireyim derken daha büyük bir darlıkla baş başa bırakırsın. Adamın idrar kanalı daracık kardeşim, neyi zorluyorsun? İşte böyle anlarda cerrah hiç riske girmez, rotayı direkt açık yönteme kırar. Yolu zorlamak yerine, yukarıdan temiz bir kapı açıp işi kökünden çözmek en temizi.
Bazen de hasta daha önce defalarca kapalı operasyon geçirmiştir ama o prostat bir türlü uslanmamış, inadına yeniden büyümüştür. İçerisi artık adeta bir savaş alanıdır; dokular birbirine yapışmış, anatomi bildiğiniz altüst olmuştur. Şimdi kalkıp oraya bir daha kameralarla girmeye çalışmak... Yani bilemiyorum, intihar gibi bir şey. Tecrübeli bir hekim o yapışıklıkları ancak dokunarak, hissederek ve görerek ayırabilir. Eski gazeteci refleksiyle söylüyorum; bazen manşeti atmak için olayın tam kalbine, en derinine inmeniz gerekir.
Yataklara düşürüp haftalarca acı çektiren o eski ameliyat hikayelerini falan tamamen unutun, devir değişti. Evet, göbeğin hemen altından bir kesi yapılıyor, doğru; kapalıya göre hastanede birkaç gün fazla kalıyorsunuz, o da doğru. Ama günün sonunda elde ettiğiniz konfor, o idrarın şarıl şarıl akmasının verdiği rahatlık... İnanın çekilen her zahmete değiyor. Eğer doktorunuz bu yöntemi önerdiyse arkaya yaslanıp ona güvenmekten başka çare yok, tecrübe her zaman kazanır.
Mesane taşlarıyla dolu bir idrar torbası, kapalı ameliyatların en büyük düşmanıdır. Hani hem prostat devasa büyümüştür hem de içeride birikip duran idrar yüzünden bildiğiniz taş ocağı oluşmuştur... E şimdi sorarım size, o küçücük deliklerden girip o taşları tek tek ayıklamaya çalışmak ne kadar mantıklı? Cerrah içeriye doğrudan çıplak gözle bakmak, o taşları tek hamlede temizlemek ister. Hem prostatı kökünden sökmek hem de mesanenin içini pırıl pırıl yapmak... Tek taşla iki kuş vurmak tam olarak bu durum için söylenmiş sanırım.
İdrar yolunuzun anatomisi doğuştan ya da sonradan bir şekilde daraldıysa, kapalı ameliyat cihazlarını o yoldan içeri sokmak tam bir eziyete dönüşür. Zorla sokmaya çalışırsan ne mi olur? İçeriyi tamamen harap edersin, hastayı iyileştireyim derken daha büyük bir darlıkla baş başa bırakırsın. Adamın idrar kanalı daracık kardeşim, neyi zorluyorsun? İşte böyle anlarda cerrah hiç riske girmez, rotayı direkt açık yönteme kırar. Yolu zorlamak yerine, yukarıdan temiz bir kapı açıp işi kökünden çözmek en temizi.
Bazen de hasta daha önce defalarca kapalı operasyon geçirmiştir ama o prostat bir türlü uslanmamış, inadına yeniden büyümüştür. İçerisi artık adeta bir savaş alanıdır; dokular birbirine yapışmış, anatomi bildiğiniz altüst olmuştur. Şimdi kalkıp oraya bir daha kameralarla girmeye çalışmak... Yani bilemiyorum, intihar gibi bir şey. Tecrübeli bir hekim o yapışıklıkları ancak dokunarak, hissederek ve görerek ayırabilir. Eski gazeteci refleksiyle söylüyorum; bazen manşeti atmak için olayın tam kalbine, en derinine inmeniz gerekir.
Yataklara düşürüp haftalarca acı çektiren o eski ameliyat hikayelerini falan tamamen unutun, devir değişti. Evet, göbeğin hemen altından bir kesi yapılıyor, doğru; kapalıya göre hastanede birkaç gün fazla kalıyorsunuz, o da doğru. Ama günün sonunda elde ettiğiniz konfor, o idrarın şarıl şarıl akmasının verdiği rahatlık... İnanın çekilen her zahmete değiyor. Eğer doktorunuz bu yöntemi önerdiyse arkaya yaslanıp ona güvenmekten başka çare yok, tecrübe her zaman kazanır.