Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Hastanenin o keskin, insanın içini ürperten kokusunu bilirsiniz değil mi... Hani kapıdan girdiğiniz an o koku burnunuza çalınır ve içinizde bir şeyler cız eder. İşte tam o an, doktor karşınıza geçip "Ameliyat olman gerekiyor" dediğinde dünya bir anlığına durur sanki. Hele bir de "Açık mı yapsak kapalı mı?" diye sorduklarında, insan ne diyeceğini, ne düşüneceğini şaşırıyor vallahi. Eskiden öyle seçenek falan yoktu tabii; neyse o biçilir, kesilir, dikilirdi. Ama şimdi devir değişti, işler bambaşka bir boyuta evrildi.
Büyük bir kesi demek, vücudun o bölgeye tamamen teslim olması demek aslında. Yani eskilerin o "Şöyle boydan boya bir dikiş izim var" hikayeleri var ya, işte o tam bir açık ameliyat klasiğidir. Korkutucu geliyor kulağa, yalan yok, insan ürküyor... Ama bazen de doktorun o alanı gözüyle görmesi, eliyle hissetmesi gerekir, başka çare kalmaz. Ne kadar teknoloji gelişirse gelişsin, bazı durumlar var ki o eski usulün güven veren ellerine bırakmak zorundasınız kendinizi. Yine de düşününce, boydan boya bir izle uyanma fikri insanın içine oturuyor be abi.
Diğer tarafta ise o minicik deliklerden girip dünyaları değiştiren kapalı yöntem duruyor, laparoskopi mi dersiniz kapalı cerrahi mi, ne derseniz deyin artık. Kameralarla, incecik borularla içeri sızıp işi sessiz sedasız bitiriveriyorlar. Vücut ne olduğunu bile anlamıyor neredeyse, öyle bir gizem, öyle bir teknoloji... Birkaç gün içinde ayağa kalkıp yürümeye başladığınızda "Yahu ben gerçekten ameliyat oldum mu?" diye soruyorsunuz kendi kendinize. İnsanın canı daha az yanıyor, o kesin. İyileşme süreci o kadar hızlı akıp gidiyor ki, insan şifanın bu kadar zahmetsiz olmasına inanamıyor bazen.
Ama durup bir düşününce, her vücudun hikayesi, her hastalığın nazı apayrı. Yani komşunun kapalı ameliyatla iki günde ayağa kalkmış olması, senin de mutlaka aynı yoldan yürüyeceğin anlamına gelmiyor maalesef. Bazen o kapalı diye başlanan operasyonlar, içerideki beklenmedik bir sürpriz yüzünden bir anda açığa dönüveriyor... İşte bu yüzden, o masaya yatarken teslimiyet duygusunu heybene koyacaksın. Doktoruna güveneceksin, başka yolu yok bu işin. Hangisi hayırlıysa, hangisi seni o eski sağlıklı günlerine daha çabuk döndürecekse o olsun diyeceksin.
Sonuçta ha büyük bir çizgi kalmış teninde, ha üç tane küçük nokta... Önemli olan o hastane kapısından sağ salim, sevdiklerinin yanına yürüyerek çıkabilmek değil mi zaten? Vallahi billahi gerisi tamamen teferruat, gerisi sadece teknik bir detay olarak kalıyor hafızada. Kendinizi hırpalamayın, "Açık olursa çok acır mı, kapalı olursa eksik kalır mı" diye geceler boyu yatakta dönüp durmayın boş yere. Vücudunuza iyi bakın, gerisini de işin erbabına ve zamana bırakın...
Büyük bir kesi demek, vücudun o bölgeye tamamen teslim olması demek aslında. Yani eskilerin o "Şöyle boydan boya bir dikiş izim var" hikayeleri var ya, işte o tam bir açık ameliyat klasiğidir. Korkutucu geliyor kulağa, yalan yok, insan ürküyor... Ama bazen de doktorun o alanı gözüyle görmesi, eliyle hissetmesi gerekir, başka çare kalmaz. Ne kadar teknoloji gelişirse gelişsin, bazı durumlar var ki o eski usulün güven veren ellerine bırakmak zorundasınız kendinizi. Yine de düşününce, boydan boya bir izle uyanma fikri insanın içine oturuyor be abi.
Diğer tarafta ise o minicik deliklerden girip dünyaları değiştiren kapalı yöntem duruyor, laparoskopi mi dersiniz kapalı cerrahi mi, ne derseniz deyin artık. Kameralarla, incecik borularla içeri sızıp işi sessiz sedasız bitiriveriyorlar. Vücut ne olduğunu bile anlamıyor neredeyse, öyle bir gizem, öyle bir teknoloji... Birkaç gün içinde ayağa kalkıp yürümeye başladığınızda "Yahu ben gerçekten ameliyat oldum mu?" diye soruyorsunuz kendi kendinize. İnsanın canı daha az yanıyor, o kesin. İyileşme süreci o kadar hızlı akıp gidiyor ki, insan şifanın bu kadar zahmetsiz olmasına inanamıyor bazen.
Ama durup bir düşününce, her vücudun hikayesi, her hastalığın nazı apayrı. Yani komşunun kapalı ameliyatla iki günde ayağa kalkmış olması, senin de mutlaka aynı yoldan yürüyeceğin anlamına gelmiyor maalesef. Bazen o kapalı diye başlanan operasyonlar, içerideki beklenmedik bir sürpriz yüzünden bir anda açığa dönüveriyor... İşte bu yüzden, o masaya yatarken teslimiyet duygusunu heybene koyacaksın. Doktoruna güveneceksin, başka yolu yok bu işin. Hangisi hayırlıysa, hangisi seni o eski sağlıklı günlerine daha çabuk döndürecekse o olsun diyeceksin.
Sonuçta ha büyük bir çizgi kalmış teninde, ha üç tane küçük nokta... Önemli olan o hastane kapısından sağ salim, sevdiklerinin yanına yürüyerek çıkabilmek değil mi zaten? Vallahi billahi gerisi tamamen teferruat, gerisi sadece teknik bir detay olarak kalıyor hafızada. Kendinizi hırpalamayın, "Açık olursa çok acır mı, kapalı olursa eksik kalır mı" diye geceler boyu yatakta dönüp durmayın boş yere. Vücudunuza iyi bakın, gerisini de işin erbabına ve zamana bırakın...