Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Amerika'da bir diş dolgusu yaptırmak için bankadan kredi çekme noktasına gelen adamı, İstanbul'da havalimanında karşılayıp VIP araçla hastaneye götürüyorsunuz; adam ilk başta dolandırılacağını falan sanıyor vallahi bak. Adamların sağlık sistemi o kadar hantal, o kadar paraya endeksli ve o kadar acımasız ki, Türkiye'deki bu "bütünsel hizmet" mantığı onlara bir çeşit ütopya gibi geliyor. Cebindeki paranın tam karşılığını, hatta bazen çok daha fazlasını alacağını gören Amerikalı hasta için burası adeta bir can simidi.
Mesele sadece ucuza ameliyat olmak değil abi, Amerika’da randevu alabilmek için bile aylarca sıra bekliyorsun bazen. Türkiye'deki özel hastanelerin hızını, o muazzam teknolojik altyapısını ve pratisyen hekim kalitesini dünyada görebileceğiniz yer sayısı gerçekten çok az. Adam uçağa biniyor, on saat sonra dünyanın en modern cihazlarının olduğu bir ameliyathanede buluyor kendini... Zaman dediğin şey hele ki sağlıkta her şey demek.
Hekimlerin tecrübe seviyesi konusuna ise hiç girmeyeyim diyorum ama duramıyorum, çünkü bizim doktorların vaka çeşitliliği Batı'daki hiçbir doktorla kıyaslanamaz. Amerika'da bir cerrahın yılda gördüğü spesifik vaka sayısını, bizim buradaki bir doçent bir ayda ameliyat masasında bizzat tecrübe ediyor. Çok net söylüyorum; tecrübe denilen o muazzam şey, teorik kitapları ezberlemekle değil, o neşteri binlerce kez eline almakla kazanılıyor.
Fiyat avantajı diyorlar ya, aslında o işin sadece vitrin kısmı, asıl olay o bütçeyle satın aldığın hayat kalitesinde saklı. Amerika'da sigortanın kapsam dışı bıraktığı bir obezite cerrahisi ya da saç ekimi için harcayacağın parayla, Türkiye'de hem o operasyonun en kralını oluyorsun hem de kalan parayla üzerine tatil yapıyorsun. Yani bir taşla iki kuş vurmak tam olarak bu durum için söylenmiş sanırım...
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, kimse sadece ucuz diye tanımadığı bir ülkeye gidip canını teslim etmez. Akredite hastane sayısı bakımından Türkiye'nin dünyada kaçıncı sırada olduğunu biliyor musunuz, bir araştırın derim. JCI sertifikalı devasa sağlık kompleksleri, Amerikalı bir hastanın kendi ülkesinde bile rüyasında göremeyeceği bir sterilizasyon ve profesyonellik standardı sunuyor.
Hizmet sektöründeki o genetik kodlarımıza işlemiş misafirperverlik var ya, işte o durum hastanelere de öyle bir yansımış ki, adamlar şoka giriyor. Amerika'da hemşirenin yüzünü görebilmek için dakikalarca zile basarsın, burada ise adeta baş ucunda bekleyen, seninle dertleşen, gözünün içine bakan bir sağlık ordusu bulursun. İnsan ilişkilerindeki bu sıcaklık, hastanın iyileşme sürecini doğrudan hızlandıran psikolojik bir doping gibi işlev görüyor aslında.
Coğrafi konumun getirdiği o müthiş lojistik rahatlığı da es geçmemek lazım, gerçi Amerika'dan gelen biri için yol biraz uzun gelebilir ama... Doğrudan uçuşların bu kadar yaygın olması, dünyanın en prestijli havayolu şirketinin her gün New York'tan, Los Angeles'tan İstanbul'a yüzlerce insan taşıması büyük nimet. Uçaktan indiğin an başlayan ve tekrar uçağa binene kadar tıkır tıkır işleyen o transfer süreçleri insanı hiç yormuyor.
Kültürel zenginlik ve tedavi sonrası rehabilitasyon dönemi bence işin en keyifli, en can alıcı noktası. Ameliyattan çıkıp birkaç gün sonra Boğaz'a karşı çay içtiğini ya da Akdeniz'in sakin bir koyunda güneşlendiğini hayal etsene bir. Tedavi süreci bir cezalandırma veya acı çekme seansı olmaktan çıkıp, adeta bir yenilenme, bir nevi hayata yeniden başlama ritüeline dönüşüyor burada.
Mesele sadece ucuza ameliyat olmak değil abi, Amerika’da randevu alabilmek için bile aylarca sıra bekliyorsun bazen. Türkiye'deki özel hastanelerin hızını, o muazzam teknolojik altyapısını ve pratisyen hekim kalitesini dünyada görebileceğiniz yer sayısı gerçekten çok az. Adam uçağa biniyor, on saat sonra dünyanın en modern cihazlarının olduğu bir ameliyathanede buluyor kendini... Zaman dediğin şey hele ki sağlıkta her şey demek.
Hekimlerin tecrübe seviyesi konusuna ise hiç girmeyeyim diyorum ama duramıyorum, çünkü bizim doktorların vaka çeşitliliği Batı'daki hiçbir doktorla kıyaslanamaz. Amerika'da bir cerrahın yılda gördüğü spesifik vaka sayısını, bizim buradaki bir doçent bir ayda ameliyat masasında bizzat tecrübe ediyor. Çok net söylüyorum; tecrübe denilen o muazzam şey, teorik kitapları ezberlemekle değil, o neşteri binlerce kez eline almakla kazanılıyor.
Fiyat avantajı diyorlar ya, aslında o işin sadece vitrin kısmı, asıl olay o bütçeyle satın aldığın hayat kalitesinde saklı. Amerika'da sigortanın kapsam dışı bıraktığı bir obezite cerrahisi ya da saç ekimi için harcayacağın parayla, Türkiye'de hem o operasyonun en kralını oluyorsun hem de kalan parayla üzerine tatil yapıyorsun. Yani bir taşla iki kuş vurmak tam olarak bu durum için söylenmiş sanırım...
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, kimse sadece ucuz diye tanımadığı bir ülkeye gidip canını teslim etmez. Akredite hastane sayısı bakımından Türkiye'nin dünyada kaçıncı sırada olduğunu biliyor musunuz, bir araştırın derim. JCI sertifikalı devasa sağlık kompleksleri, Amerikalı bir hastanın kendi ülkesinde bile rüyasında göremeyeceği bir sterilizasyon ve profesyonellik standardı sunuyor.
Hizmet sektöründeki o genetik kodlarımıza işlemiş misafirperverlik var ya, işte o durum hastanelere de öyle bir yansımış ki, adamlar şoka giriyor. Amerika'da hemşirenin yüzünü görebilmek için dakikalarca zile basarsın, burada ise adeta baş ucunda bekleyen, seninle dertleşen, gözünün içine bakan bir sağlık ordusu bulursun. İnsan ilişkilerindeki bu sıcaklık, hastanın iyileşme sürecini doğrudan hızlandıran psikolojik bir doping gibi işlev görüyor aslında.
Coğrafi konumun getirdiği o müthiş lojistik rahatlığı da es geçmemek lazım, gerçi Amerika'dan gelen biri için yol biraz uzun gelebilir ama... Doğrudan uçuşların bu kadar yaygın olması, dünyanın en prestijli havayolu şirketinin her gün New York'tan, Los Angeles'tan İstanbul'a yüzlerce insan taşıması büyük nimet. Uçaktan indiğin an başlayan ve tekrar uçağa binene kadar tıkır tıkır işleyen o transfer süreçleri insanı hiç yormuyor.
Kültürel zenginlik ve tedavi sonrası rehabilitasyon dönemi bence işin en keyifli, en can alıcı noktası. Ameliyattan çıkıp birkaç gün sonra Boğaz'a karşı çay içtiğini ya da Akdeniz'in sakin bir koyunda güneşlendiğini hayal etsene bir. Tedavi süreci bir cezalandırma veya acı çekme seansı olmaktan çıkıp, adeta bir yenilenme, bir nevi hayata yeniden başlama ritüeline dönüşüyor burada.