Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya bakıp o gitmeyen, adeta oraya kök salmış yağ dokularıyla göz göze gelmenin verdiği o çaresiz hissi bilirsiniz. Hani ne yapsanız, ne kadar ter dökseniz de o son simit bölgesi bir türlü erimez ya... İşte Vaser Liposuction tam da bu çaresizliğin bittiği yerde, ultrason dalgalarının o sihirli gücüyle devreye giriyor; dokulara hiç zarar vermeden, sadece o inatçı yağları hedef alarak eritiyor her şeyi.
Hastaneye adım attığınız o ilk an, içinizde büyüyen o devasa korku bulutu... İnsan ister istemez ürküyor, yalan yok. Ama operasyon odasına geçtiğinizde, o ultrasonik ses dalgalarını yayan özel kanüller vücudunuza dokunduğu an her şey değişiyor; yağlar adeta tereyağının sıcakta erimesi gibi sıvılaşıveriyor içerde. Vallahi billahi abartmıyorum, o kadar pürüzsüz ve dokuya saygılı bir yöntem ki bu, morluklar bile eski usul yöntemlerdeki gibi korkunç olmuyor sonunda.
Peki, sonra ne mi oluyor? Sıvılaşan o yağlar, incecik borularla vücuttan tereyağından kıl çeker gibi çekilip alınıyor. Ama nasıl bir hafifleme, nasıl bir yükten kurtulma hissi... Hani yıllardır sırtınızda taşıdığınız o ağır çuvalı bir anda yere bırakırsınız ya, aynen öyle bir rahatlama kaplıyor içinizi.
Kendinize geldiğinizde, o meşhur korseyi ilk giydiğiniz an hafif bir sızlama hissetmeniz çok normal, sonuçta bir değişim yaşandı içeride... İnsan bazen "Değdi mi acaba?" diye soruyor kendine o ilk günün sersemliğiyle. Ama o korseyi birkaç hafta sonra çıkarıp aynanın karşısına geçtiğinizde, o kıvrımların netliğini, cildinizin nasıl da sıkılaştığını görünce... Kelimeler yetmiyor ki anlatmaya.
Acı var mı, sızı var mı diye günlerce internette gezinip durduğunu biliyorum abi, hepimiz aynı yollardan geçtik nihayetinde. İşin sırrı ne biliyor musun; Vaser, o çevre dokulara, damarlara, sinirlere hiç dokunmuyor, sadece yağ hücrelerini titreştirerek yerinden oynatıyor. Bu yüzden o korkulan iyileşme süreci o kadar yumuşak, o kadar insaflı geçiyor ki şaşırıp kalıyorsunuz.
Yeni bir silüet, yepyeni bir özgüven ve o çok sevdiğiniz ama içine bir türlü giremediğiniz eski kıyafetlerin dolaptan gururla çıkarılışı... İnanın bana, bu sadece bir vücut şekillendirme operasyonu değil, insanın kendine yaptığı en güzel, en şefkatli geri dönüş yolculuğu.
Hastaneye adım attığınız o ilk an, içinizde büyüyen o devasa korku bulutu... İnsan ister istemez ürküyor, yalan yok. Ama operasyon odasına geçtiğinizde, o ultrasonik ses dalgalarını yayan özel kanüller vücudunuza dokunduğu an her şey değişiyor; yağlar adeta tereyağının sıcakta erimesi gibi sıvılaşıveriyor içerde. Vallahi billahi abartmıyorum, o kadar pürüzsüz ve dokuya saygılı bir yöntem ki bu, morluklar bile eski usul yöntemlerdeki gibi korkunç olmuyor sonunda.
Peki, sonra ne mi oluyor? Sıvılaşan o yağlar, incecik borularla vücuttan tereyağından kıl çeker gibi çekilip alınıyor. Ama nasıl bir hafifleme, nasıl bir yükten kurtulma hissi... Hani yıllardır sırtınızda taşıdığınız o ağır çuvalı bir anda yere bırakırsınız ya, aynen öyle bir rahatlama kaplıyor içinizi.
Kendinize geldiğinizde, o meşhur korseyi ilk giydiğiniz an hafif bir sızlama hissetmeniz çok normal, sonuçta bir değişim yaşandı içeride... İnsan bazen "Değdi mi acaba?" diye soruyor kendine o ilk günün sersemliğiyle. Ama o korseyi birkaç hafta sonra çıkarıp aynanın karşısına geçtiğinizde, o kıvrımların netliğini, cildinizin nasıl da sıkılaştığını görünce... Kelimeler yetmiyor ki anlatmaya.
Acı var mı, sızı var mı diye günlerce internette gezinip durduğunu biliyorum abi, hepimiz aynı yollardan geçtik nihayetinde. İşin sırrı ne biliyor musun; Vaser, o çevre dokulara, damarlara, sinirlere hiç dokunmuyor, sadece yağ hücrelerini titreştirerek yerinden oynatıyor. Bu yüzden o korkulan iyileşme süreci o kadar yumuşak, o kadar insaflı geçiyor ki şaşırıp kalıyorsunuz.
Yeni bir silüet, yepyeni bir özgüven ve o çok sevdiğiniz ama içine bir türlü giremediğiniz eski kıyafetlerin dolaptan gururla çıkarılışı... İnanın bana, bu sadece bir vücut şekillendirme operasyonu değil, insanın kendine yaptığı en güzel, en şefkatli geri dönüş yolculuğu.