Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Mideyi alıp muz şekline getiriyorlar işte, temel olay bu aslında. Cerrahlar giriyor, o kocaman organın neredeyse yüzde seksenini kesip çıkarıyor. Geriye sadece incecik, tüp gibi bir yol kalıyor... İştahı kontrol eden o açlık hormonu var ya, ghrelin diyorlar adına, işte o meret de o giden parçayla birlikte buhar olup uçuyor neredeyse. Vallahi bak, ameliyattan çıkan adamın "canım hiçbir şey istemiyor" demesi boşuna değil yani.
Kilo verememek bazen insanın canına tak ediyor abi ya. Diyet yapıyorsun olmuyor, spor salonunda ömrünü çürütüyorsun ertesi hafta iki katını geri alıyorsun. Vücut kitle indeksin dördün üzerine çıktıysa, yani o dirençli obezite sınırını devirdiysen, doktorlar bir durup bu seçeneği masaya yatırıyor. Bazen de sadece kilo değil mesele; tansiyonu, şekeri, uykudaki o tıkanmaları falan hepsini peşine takıp getiriyor bu fazla kilolar.
Öyle pat diye masaya yatmıyorsun tabii, önce seni tepeden tırnağa bir süzüyorlar. Kanına bakıyorlar, midenin içine kamerayla salınıp bakıyorlar, psikoloğu ayrı konuşuyor diyetisyeni ayrı... Yani kafana esti diye "ben bir tüp mide olayım" diyemiyorsun, bünyenin buna gerçekten hazır olması lazım. Ameliyat günü gelip çattığında kapalı yöntemle, laparoskopik hallediyorlar işi. Karnına açılan o küçücük deliklerden girip bitiriyorlar mevzuyu, öyle eski usül kocaman kesikler falan yok artık.
Ha, ne oluyor peki sonrasında? Ameliyat bitti, her şey mucizevi şekilde çözüldü mü? Yok vallahi, asıl macera orada başlıyor desam yeridir. İlk haftalar çorbadır, sudur, püremsi şeyledir derken mideni bebek gibi sıfırdan eğitiyorsun. İki kaşık çorbayla tıkandığını görünce insan bir garipsiyor başta... Eski porsiyonları tabağına doldurmaya kalkarsan vücut anında protestoyu çekiyor, kusuyorsun ya da için kıyılıyor.
Olay sadece midenin küçülmesi değil ki, kafayı da küçültmek gerekiyor biraz. Beyin hâlâ o eski devasa mantı porsiyonlarını istiyor olabilir ama mide "kardeşim ben bittim" diyor. Bu yeni yaşam tarzına uyum sağlamak, o küçük tabağa razı olmak zaman alıyor. Proteinini aksatmayacaksın, vitaminini düzenli içeceksin... Yani bu bir sihirli değnek değil, sadece sana verilen çok güçlü bir yardımcı araç.
İnsan korkuyor tabii, ne de olsa ameliyat masası bu, şakası yok. Kaçak riski falan derken internette yazılanları okuyup gece uykularını kaçıran çok kişi gördüm. Ama tecrübeli bir ekiple yola çıktıysan ve sonrasındaki kurallara harfiyen uyuyorsan, o korkular yerini bambaşka bir hafifliğe bırakıyor. Aynaya baktığında kendini yeniden tanımaya başlamak, merdivenleri nefes nefese kalmadan çıkabilmek... Bütün o zorluklara değiyor sanki, ne bilesin.
Kilo verememek bazen insanın canına tak ediyor abi ya. Diyet yapıyorsun olmuyor, spor salonunda ömrünü çürütüyorsun ertesi hafta iki katını geri alıyorsun. Vücut kitle indeksin dördün üzerine çıktıysa, yani o dirençli obezite sınırını devirdiysen, doktorlar bir durup bu seçeneği masaya yatırıyor. Bazen de sadece kilo değil mesele; tansiyonu, şekeri, uykudaki o tıkanmaları falan hepsini peşine takıp getiriyor bu fazla kilolar.
Öyle pat diye masaya yatmıyorsun tabii, önce seni tepeden tırnağa bir süzüyorlar. Kanına bakıyorlar, midenin içine kamerayla salınıp bakıyorlar, psikoloğu ayrı konuşuyor diyetisyeni ayrı... Yani kafana esti diye "ben bir tüp mide olayım" diyemiyorsun, bünyenin buna gerçekten hazır olması lazım. Ameliyat günü gelip çattığında kapalı yöntemle, laparoskopik hallediyorlar işi. Karnına açılan o küçücük deliklerden girip bitiriyorlar mevzuyu, öyle eski usül kocaman kesikler falan yok artık.
Ha, ne oluyor peki sonrasında? Ameliyat bitti, her şey mucizevi şekilde çözüldü mü? Yok vallahi, asıl macera orada başlıyor desam yeridir. İlk haftalar çorbadır, sudur, püremsi şeyledir derken mideni bebek gibi sıfırdan eğitiyorsun. İki kaşık çorbayla tıkandığını görünce insan bir garipsiyor başta... Eski porsiyonları tabağına doldurmaya kalkarsan vücut anında protestoyu çekiyor, kusuyorsun ya da için kıyılıyor.
Olay sadece midenin küçülmesi değil ki, kafayı da küçültmek gerekiyor biraz. Beyin hâlâ o eski devasa mantı porsiyonlarını istiyor olabilir ama mide "kardeşim ben bittim" diyor. Bu yeni yaşam tarzına uyum sağlamak, o küçük tabağa razı olmak zaman alıyor. Proteinini aksatmayacaksın, vitaminini düzenli içeceksin... Yani bu bir sihirli değnek değil, sadece sana verilen çok güçlü bir yardımcı araç.
İnsan korkuyor tabii, ne de olsa ameliyat masası bu, şakası yok. Kaçak riski falan derken internette yazılanları okuyup gece uykularını kaçıran çok kişi gördüm. Ama tecrübeli bir ekiple yola çıktıysan ve sonrasındaki kurallara harfiyen uyuyorsan, o korkular yerini bambaşka bir hafifliğe bırakıyor. Aynaya baktığında kendini yeniden tanımaya başlamak, merdivenleri nefes nefese kalmadan çıkabilmek... Bütün o zorluklara değiyor sanki, ne bilesin.