Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Diş telleri çıktı diye bayram edenlerin birçoğu maalesef birkaç yıl sonra aynanın karşısında büyük bir şokla baş başa kalıyor. O kadar çile çekmişsin, aylarca ağzında tellerle gezmişsin, tam "oh be bitti" derken bir bakmışsın ki alt ön dişler hafiften yine kaymaya, eski kafasına göre takılmaya başlamış... Yalan yok, insanı çıldırtan bir durum bu! Kimse kusura bakmasın ama "teller çıktı, artık tamamen özgürüm" kafasına girdiğiniz an kaybettiğiniz andır. O inci gibi dizilen dişlerin kendi eski yerlerini özleme gibi garip bir biyolojik hafızası var çünkü; dokular durmadan eskiye dönmek istiyor, yani dişler bildiğin direniyor.
Yılların gazeteci gözlemiyle söylüyorum, bu işte hekim kadar hastanın disiplini de kaderi belirliyor abi ya. Doktor size o şeffaf plağı ya da dişlerin arkasına takılan o incecik teli (yani pekiştirme apareyini) boşuna vermiyor ki! Siz o plağı kutusuna koyup unutursanız, "bir geceden bir şey olmaz" deyip kenara atarsanız, o dişler sinsi sinsi yer değiştirir vallahi. Bizzat şahit oldum; iki yıl tel takıp sonrasında pekiştirme plağını takmadığı için sil baştan tedaviye başlayan o kadar çok insan var ki etrafta...
Kemiğin ve diş etinin kendini toplaması, o yeni pozisyonu "evim" olarak benimsemesi öyle ha deyince olan bir şey değil. Sen kemiği zorla bir yere kaydırmışsın, dokular hâlâ gergin, lifler esnek bir lastik gibi dişleri eski çarpışık günlerine geri çekmeye çalışıyor. Yani ortodonti aslında teller söküldüğü gün bitmiyor, tam aksine gizli ve sessiz ikinci perdesi başlıyor. Hatta bana sorarsanız asıl sınav tam olarak burada, o teller çıktıktan sonraki ilk bir iki yılda veriliyor.
Peki ne yapacağız, ömür boyu bu korkuyla mı yaşayacağız dersiniz? Cevap çok basit ama uygulaması biraz irade gerektiriyor: Doktorun sözünden milim şaşmayacaksınız. Arka tarafa yapıştırılan o sabitleyici tel var ya, hani dilinize sürekli takılan... İşte o küçük tel sizin en büyük dostunuz, koruyucu mebeğiniz. Onu orada unutup hayatınıza devam edeceksiniz, kırılırsa veya koparsa da hiç vakit kaybetmeden hemen doktorun koltuğuna koşacaksınız, bu kadar net.
Yirmilik yaş dişlerinin o arkadan gelip bütün düzeni altüst etme potansiyelini sakın ama sakın hafife almayın! Sen her şeyi dört dörtlük yaparsın, plağını hiç aksatmazsın ama oradan alttan alttan itekleyen gömülü bir 20'lik diş bütün emeğini bir anda heba edebilir... Bazen sırf bu risk yüzünden o dişleri önceden çekmek gerekebiliyor, röntgen çektirip kontrol ettirmek şart yani. Vallahi billahi ihmale gelmez bu iş, sonra "benim dişler niye yine bozuldu" diye dizlerinizi döversiniz.
Sonuçta bu sizin gülüşünüz; yıllarca verdiğiniz emeğin, çektiğiniz sızının ve döktüğünüz paranın karşılığı. İki dakika üşenip plağı takmamak mı, yoksa ömür boyu aynaya her baktığında gururla gülümsemek mi? Seçim tamamen sizin ama benden söylemesi; o dişler siz sahip çıktığınız sürece yerinde durur, gerisi tamamen hikâye...
Yılların gazeteci gözlemiyle söylüyorum, bu işte hekim kadar hastanın disiplini de kaderi belirliyor abi ya. Doktor size o şeffaf plağı ya da dişlerin arkasına takılan o incecik teli (yani pekiştirme apareyini) boşuna vermiyor ki! Siz o plağı kutusuna koyup unutursanız, "bir geceden bir şey olmaz" deyip kenara atarsanız, o dişler sinsi sinsi yer değiştirir vallahi. Bizzat şahit oldum; iki yıl tel takıp sonrasında pekiştirme plağını takmadığı için sil baştan tedaviye başlayan o kadar çok insan var ki etrafta...
Kemiğin ve diş etinin kendini toplaması, o yeni pozisyonu "evim" olarak benimsemesi öyle ha deyince olan bir şey değil. Sen kemiği zorla bir yere kaydırmışsın, dokular hâlâ gergin, lifler esnek bir lastik gibi dişleri eski çarpışık günlerine geri çekmeye çalışıyor. Yani ortodonti aslında teller söküldüğü gün bitmiyor, tam aksine gizli ve sessiz ikinci perdesi başlıyor. Hatta bana sorarsanız asıl sınav tam olarak burada, o teller çıktıktan sonraki ilk bir iki yılda veriliyor.
Peki ne yapacağız, ömür boyu bu korkuyla mı yaşayacağız dersiniz? Cevap çok basit ama uygulaması biraz irade gerektiriyor: Doktorun sözünden milim şaşmayacaksınız. Arka tarafa yapıştırılan o sabitleyici tel var ya, hani dilinize sürekli takılan... İşte o küçük tel sizin en büyük dostunuz, koruyucu mebeğiniz. Onu orada unutup hayatınıza devam edeceksiniz, kırılırsa veya koparsa da hiç vakit kaybetmeden hemen doktorun koltuğuna koşacaksınız, bu kadar net.
Yirmilik yaş dişlerinin o arkadan gelip bütün düzeni altüst etme potansiyelini sakın ama sakın hafife almayın! Sen her şeyi dört dörtlük yaparsın, plağını hiç aksatmazsın ama oradan alttan alttan itekleyen gömülü bir 20'lik diş bütün emeğini bir anda heba edebilir... Bazen sırf bu risk yüzünden o dişleri önceden çekmek gerekebiliyor, röntgen çektirip kontrol ettirmek şart yani. Vallahi billahi ihmale gelmez bu iş, sonra "benim dişler niye yine bozuldu" diye dizlerinizi döversiniz.
Sonuçta bu sizin gülüşünüz; yıllarca verdiğiniz emeğin, çektiğiniz sızının ve döktüğünüz paranın karşılığı. İki dakika üşenip plağı takmamak mı, yoksa ömür boyu aynaya her baktığında gururla gülümsemek mi? Seçim tamamen sizin ama benden söylemesi; o dişler siz sahip çıktığınız sürece yerinde durur, gerisi tamamen hikâye...