Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Toyota dediğimizde hepimizin aklına o meşhur, sanayiye pek uğramayan, sahibini üzmeyen yol arkadaşı imajı gelir muhakkak. Gelir ama kul yapısı nihayetinde, günün birinde o tıkır tıkır işleyen mekanizma da bize irili ufaklı sinyaller vermeye başlayabilir. Özellikle vites değiştirirken arabanın altından gelen o tuhaf, hırıltılı ya da metalik sürtünme sesini ilk duyduğunuzda içinize bir şüphe düşer ya... İşte tam o an, şanzımanın "bana biraz kulak ver" deme şeklidir aslında. Arabanın altından gelen her yabancı ses can sıkar ama bu seferki sanki dişlilerin birbirine tam oturamayıp can çekişmesi gibi, derinlerden gelen bir feryattır. Bazen sadece sabahları soğukken yapar bunu, bazen de yol alıp iyice ısındığında vites kolunu her oynattığınızda o nahoş tıkırtıyı avucunuzun içinde bile hissedersiniz. Gözünüz gösterge paneline kayar, bir arıza lambası ararsınız ama her zaman o ışık hemen yanmaz; mekanik yorgunluk önce sesle konuşur sizinle.
Yolda akıp giderken, hani o çok sevdiğiniz sollamaya çıkacağınız esnada gaza yüklenirsiniz de motor devri birden göğe yükselir ama araba sanki yerinde sayar ya, işte orada durup bir düşünmek lazım. Motor bağırıyor, devir saati yukarı fırlamış fakat o alıştığınız ivmelenme bir türlü gelmiyor... Debriyaj kaçırıyor gibi bir his, ya da otomatik vitesli bir Toyota kullanıyorsanız şanzımanın vitesi kavrayamayıp boşa düşmesi durumu tam olarak budur. Gücün tekerleklere iletilemediği o birkaç saniyelik boşluk hissi, sürücü koltuğunda oturan herkesin göğsüne hafif bir öküz oturtmaya yeter. Gaz pedalının altındaki o gücün boşa gittiğini, motorun ürettiği o güzelim enerjinin şanzıman dişlileri arasında kaybolup gittiğini fark ettiğiniz an, o eski keyifli sürüşlerden eser kalmaz. Sadece devir saatinin o dengesiz yukarı aşağı oynamasını izler durursunuz aynadan arkayı kontrol ederken.
Kırmızı ışıkta durdunuz, yeşil yandı ve ayağınızı frenden çekip hafifçe gaza dokundunuz ama araba bir an duraksadı, sonra küt diye bir sarsıntıyla ileri atıldı. Vites geçişlerindeki o ani vuruntu ve sarsıntı, özellikle şehir içi trafiğinde dur-kalk yaparken insanın sinirlerini altüst eden cinsten bir belirtidir. Sanki arkadan biri hafifçe tamponunuza dokunmuş gibi bir irkilme yaşatır size ve yolcularınıza. Toyota’nın o pürüzsüz, yağ gibi akan vites geçiş hissi bir anda kaybolur; yerini her vites büyütmede ya da küçültmede arabayı öne arkaya sallayan sert, köşeli hareketler alır. Acaba bende mi bir hata var, ayağımı gazdan erken mi çektim diye kendinizi sorgulamaya başlarsınız ama hayır, sorun tamamen içerideki hidrolik basıncın ya da dişli mekanizmasının zamanlamayı tutturamamasından kaynaklanıyordur. Bir sonraki vites değişimini korkuyla beklemeye başlarsınız direksiyon başında.
Sabah arabanın yanına geldiniz, tam kapıyı açacakken gözünüz ön tekerleğin hemen arkasına, yere ilişti ve orada koyu renkli, hafif kırmızıya çalan yağlı bir leke gördünüz. Şanzıman yağı kaçakları, genellikle sinsi sinsi ilerleyen ve fark edilmediğinde o koca mekanizmayı tamamen susuz bırakıp yakan en tehlikeli belirtilerden biridir. O koyu renkli, kendine has ağır kokulu sıvının eksilmesi, şanzımanın içindeki o devasa sürtünmeyi engelleyen koruyucu kalkanın yavaş yavaş yok olması anlamına gelir. Seviye düştükçe dişliler kuru kuru birbirine sürtmeye başlar, içerideki sıcaklık normalin çok üzerine çıkar ve siz hiçbir şey hissetmediğinizi sanırken içeride gizli bir erime başlar. Alt taraftaki o küçük sızıntı, "bir ara baktırırım" denecek cinsten bir şey değildir asla; ihmal edilen her damla, ileride karşınıza çıkacak devasa bir tamir faturasının habercisidir.
Bazen de her şey normal görünür, araba gider ama vites kolunu D konumuna ya da manuel viteslerde birinci vitese geçirmek istediğinizde o kolun yerinden oynamamak için direnmesiyle karşılaşırsınız. Sanki arkadan bir şey kolu sıkıca tutuyor, o yuvaya girmesine izin vermiyor gibi bir inatlaşma yaşanır aranızda. Zorladığınızda o kemikli, sert geçiş hissi canınızı sıkar; vites kutusunun içindeki senkromeçlerin veya vites halatlarının artık ömrünü tamamlamaya başladığının en net göstergesidir bu direnç. Özellikle soğuk kış sabahlarında vites kolu resmen donmuş gibi sertleşir, araba ısındıkça biraz yumuşar gibi görünse de o eski rahat, tüy gibi hafif geçişleri mumla aratır hale gelir. Direksiyon başında o vitesle sürekli bir mücadele içinde olmak, bir süre sonra sürüş keyfini tamamen bir eziyete dönüştürür.
Yolda akıp giderken, hani o çok sevdiğiniz sollamaya çıkacağınız esnada gaza yüklenirsiniz de motor devri birden göğe yükselir ama araba sanki yerinde sayar ya, işte orada durup bir düşünmek lazım. Motor bağırıyor, devir saati yukarı fırlamış fakat o alıştığınız ivmelenme bir türlü gelmiyor... Debriyaj kaçırıyor gibi bir his, ya da otomatik vitesli bir Toyota kullanıyorsanız şanzımanın vitesi kavrayamayıp boşa düşmesi durumu tam olarak budur. Gücün tekerleklere iletilemediği o birkaç saniyelik boşluk hissi, sürücü koltuğunda oturan herkesin göğsüne hafif bir öküz oturtmaya yeter. Gaz pedalının altındaki o gücün boşa gittiğini, motorun ürettiği o güzelim enerjinin şanzıman dişlileri arasında kaybolup gittiğini fark ettiğiniz an, o eski keyifli sürüşlerden eser kalmaz. Sadece devir saatinin o dengesiz yukarı aşağı oynamasını izler durursunuz aynadan arkayı kontrol ederken.
Kırmızı ışıkta durdunuz, yeşil yandı ve ayağınızı frenden çekip hafifçe gaza dokundunuz ama araba bir an duraksadı, sonra küt diye bir sarsıntıyla ileri atıldı. Vites geçişlerindeki o ani vuruntu ve sarsıntı, özellikle şehir içi trafiğinde dur-kalk yaparken insanın sinirlerini altüst eden cinsten bir belirtidir. Sanki arkadan biri hafifçe tamponunuza dokunmuş gibi bir irkilme yaşatır size ve yolcularınıza. Toyota’nın o pürüzsüz, yağ gibi akan vites geçiş hissi bir anda kaybolur; yerini her vites büyütmede ya da küçültmede arabayı öne arkaya sallayan sert, köşeli hareketler alır. Acaba bende mi bir hata var, ayağımı gazdan erken mi çektim diye kendinizi sorgulamaya başlarsınız ama hayır, sorun tamamen içerideki hidrolik basıncın ya da dişli mekanizmasının zamanlamayı tutturamamasından kaynaklanıyordur. Bir sonraki vites değişimini korkuyla beklemeye başlarsınız direksiyon başında.
Sabah arabanın yanına geldiniz, tam kapıyı açacakken gözünüz ön tekerleğin hemen arkasına, yere ilişti ve orada koyu renkli, hafif kırmızıya çalan yağlı bir leke gördünüz. Şanzıman yağı kaçakları, genellikle sinsi sinsi ilerleyen ve fark edilmediğinde o koca mekanizmayı tamamen susuz bırakıp yakan en tehlikeli belirtilerden biridir. O koyu renkli, kendine has ağır kokulu sıvının eksilmesi, şanzımanın içindeki o devasa sürtünmeyi engelleyen koruyucu kalkanın yavaş yavaş yok olması anlamına gelir. Seviye düştükçe dişliler kuru kuru birbirine sürtmeye başlar, içerideki sıcaklık normalin çok üzerine çıkar ve siz hiçbir şey hissetmediğinizi sanırken içeride gizli bir erime başlar. Alt taraftaki o küçük sızıntı, "bir ara baktırırım" denecek cinsten bir şey değildir asla; ihmal edilen her damla, ileride karşınıza çıkacak devasa bir tamir faturasının habercisidir.
Bazen de her şey normal görünür, araba gider ama vites kolunu D konumuna ya da manuel viteslerde birinci vitese geçirmek istediğinizde o kolun yerinden oynamamak için direnmesiyle karşılaşırsınız. Sanki arkadan bir şey kolu sıkıca tutuyor, o yuvaya girmesine izin vermiyor gibi bir inatlaşma yaşanır aranızda. Zorladığınızda o kemikli, sert geçiş hissi canınızı sıkar; vites kutusunun içindeki senkromeçlerin veya vites halatlarının artık ömrünü tamamlamaya başladığının en net göstergesidir bu direnç. Özellikle soğuk kış sabahlarında vites kolu resmen donmuş gibi sertleşir, araba ısındıkça biraz yumuşar gibi görünse de o eski rahat, tüy gibi hafif geçişleri mumla aratır hale gelir. Direksiyon başında o vitesle sürekli bir mücadele içinde olmak, bir süre sonra sürüş keyfini tamamen bir eziyete dönüştürür.