Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Göz kapaklarım yine ağırlaşıyor, masanın başında öylece kalakalmışım... Hani derler ya, "Gözümden uyku akıyor" diye, tam olarak o hesap işte.
Vallahi günün ortasında gelen o karşı konulmaz uyuklama hissi, yani tıbbi adıyla somnolans, bazen vücudun feryadı olabiliyor. Normal değil abi bu durum, alışmamak lazım.
Neden sürekli yatmak istiyoruz ki? Sirkadiyen ritmimiz mi bozuldu acaba, yoksa arka planda sessizce ilerleyen bir hipersomni vakasıyla mı karşı karşıyayız?
Bazen de tiroit bezleri tembellik yapıyor işte, yavaşlıyor metabolism. Bütün gün sanki üzerimde bir ton yük varmış gibi gezmemin sebebi belki de sadece bir TSH testi uzaktadır...
Gece sekiz saat uyudum diyorsun. Ama gerçekten uyudun mu, yoksa sadece yatakta dinlendin mi? Uyku kalitesi ile süresi arasındaki o ince çizgiyi kaçırıyoruz hep.
Gece boyunca farkında olmadan yaşanan apne atakları, yani o mikro uyanmalar... Beyin oksijensiz kalıyor vallahi, sonra gel de sabah dinç uyan.
Bir kan tahlili yaptırmak şart aslında. Ferritin düşmüştür, B12 bitmiştir... Vücut benzin olmadan gitmiyor ki kardeş.
Kahveye yükleniyoruz hemen. Bir fincan daha, bir fincan daha... Adenozin reseptörlerini baskılayıp beyni kandırıyoruz ama nereye kadar? Sonra öğleden sonra o meşhur çöküş.
Melatonin salgılanması gereken saatlerde telefon ekranına bakmak... Mavi ışık yüzünden epifiz bezi ne yapacağını şaşırıyor tabii.
Sürekli esnemek, odaklanamamak, zihinsel sis... Bütün bunlar birer semptom, yaşam kalitesini günden güne eriten sessiz hırsızlar.
Yatak odasının sıcaklığını biraz düşürün derim. Serin ortam, derin uykunun yani REM ve NREM evrelerinin en kaliteli ilacıdır aslında.
Belki de sadece ruh yorulmuştur ya. Depresyon dediğin şey sadece ağlamak değil ki, bazen de kafayı yastıktan kaldıramamaktır...
Geçmiyor işte, ne kadar uyursam uyuyayım o ağırlık üzerimden kalkmıyor diyorsan... Bir uyku kliniğinin yolunu tutma vakti gelmiştir belki de.
Akşam yemeğini çok geçe bırakmamak lazım bir de. Mide sindirimle uğraşırken beynin nükleer reaktör gibi çalışması hiç adil değil.
Gün ışığı almak lazım sabahları. O ilk güneş ışığı kortizolü tetikleyecek ki gözümüz açılsın, uyanalım...
İnsan hissettiklerini dinlemeli bazen. Vücut sinyali veriyor, yavaşla diyor, bir şeyler ters gidiyor diyor...
Vallahi günün ortasında gelen o karşı konulmaz uyuklama hissi, yani tıbbi adıyla somnolans, bazen vücudun feryadı olabiliyor. Normal değil abi bu durum, alışmamak lazım.
Neden sürekli yatmak istiyoruz ki? Sirkadiyen ritmimiz mi bozuldu acaba, yoksa arka planda sessizce ilerleyen bir hipersomni vakasıyla mı karşı karşıyayız?
Bazen de tiroit bezleri tembellik yapıyor işte, yavaşlıyor metabolism. Bütün gün sanki üzerimde bir ton yük varmış gibi gezmemin sebebi belki de sadece bir TSH testi uzaktadır...
Gece sekiz saat uyudum diyorsun. Ama gerçekten uyudun mu, yoksa sadece yatakta dinlendin mi? Uyku kalitesi ile süresi arasındaki o ince çizgiyi kaçırıyoruz hep.
Gece boyunca farkında olmadan yaşanan apne atakları, yani o mikro uyanmalar... Beyin oksijensiz kalıyor vallahi, sonra gel de sabah dinç uyan.
Bir kan tahlili yaptırmak şart aslında. Ferritin düşmüştür, B12 bitmiştir... Vücut benzin olmadan gitmiyor ki kardeş.
Kahveye yükleniyoruz hemen. Bir fincan daha, bir fincan daha... Adenozin reseptörlerini baskılayıp beyni kandırıyoruz ama nereye kadar? Sonra öğleden sonra o meşhur çöküş.
Melatonin salgılanması gereken saatlerde telefon ekranına bakmak... Mavi ışık yüzünden epifiz bezi ne yapacağını şaşırıyor tabii.
Sürekli esnemek, odaklanamamak, zihinsel sis... Bütün bunlar birer semptom, yaşam kalitesini günden güne eriten sessiz hırsızlar.
Yatak odasının sıcaklığını biraz düşürün derim. Serin ortam, derin uykunun yani REM ve NREM evrelerinin en kaliteli ilacıdır aslında.
Belki de sadece ruh yorulmuştur ya. Depresyon dediğin şey sadece ağlamak değil ki, bazen de kafayı yastıktan kaldıramamaktır...
Geçmiyor işte, ne kadar uyursam uyuyayım o ağırlık üzerimden kalkmıyor diyorsan... Bir uyku kliniğinin yolunu tutma vakti gelmiştir belki de.
Akşam yemeğini çok geçe bırakmamak lazım bir de. Mide sindirimle uğraşırken beynin nükleer reaktör gibi çalışması hiç adil değil.
Gün ışığı almak lazım sabahları. O ilk güneş ışığı kortizolü tetikleyecek ki gözümüz açılsın, uyanalım...
İnsan hissettiklerini dinlemeli bazen. Vücut sinyali veriyor, yavaşla diyor, bir şeyler ters gidiyor diyor...