Sürekli kaygı hissi neden olur?

Sürekli kaygı hissi neden olur?

Ahmet Katan

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
421
Tepkime puanı
0
Ahmet Katan
Zihnimizin içindeki o hiç susmayan, arka planda sürekli vızıldayan tehlike alarmı nereden baksanız evrimsel bir miras aslında. İlkel insan vahşi doğada hayatta kalsın diye tasarlanmış o muazzam savunma mekanizması, modern şehir hayatının karmaşasında yolunu kaybedip kendi kuyruğunu ısıran bir canavara dönüşüyor maalesef. Vücut, patronun attığı bir e-postayı veya ödenmesi gereken bir faturayı, ormanda karşılaşılan bir kaplanla eş değer görüyor; vallahi billahi durum tam olarak bu derece mantıksız bir biyolojik yanılgıdan ibaret. Beyindeki amigdala bölgesi durmaksızın kırmızı alarm verince, kortizol ve adrenalin hormonları kanımıza pompalanıyor ve insan kendini sebepsiz bir uçurumun kenarında buluveriyor. Kimileri buna modern çağın laneti diyor, kimileri ise sadece genetik bir yatkınlık...

Çevresel faktörlerin ve geçmişte yaşanmış, belki de çoktan unuttuğumuzu sandığımız o küçük travmaların birikerek ruhumuzda bir tortu bırakması da cabası. Çocukken yaşanan güvensiz bir aile ortamı ya da uzun süreli iş stresi, sinir sisteminin ayarlarını öyle bir bozuyor ki, kişi artık normal ve güvenli bir andayken bile her an kötü bir şey olacakmış hissinden sıyrılamıyor. Hani bazen her şey yolunda giderken bile içinizde bir sıkıntı olur ya, işte o tam olarak sinir sisteminin kronik olarak uyarılmış kalmasından kaynaklanıyor. Beden o kadar uzun süre tetikte yaşamaya alışmış ki, huzuru bir tehdit olarak algılamaya başlıyor adeta. Kendinizi sürekli en kötü senaryoyu yazarken yakalıyorsanız, bilin ki bu sizin suçunuz değil, aşırı yüklenmiş bir hafızanın savunma refleksi...

Beslenme alışkanlıklarından tutun da uyku düzenine, hatta gün içinde tüketilen o masum kahvelere kadar o kadar çok gizli tetikleyici var ki hayatımızda. Aşırı kafein alımı zaten halihazırda hassas olan sinir uçlarını iyice hoplatıyor, kalp ritmini hızlandırıp yapay bir panik hali doğuruyor biyolojik olarak. Bazen sadece magnezyum eksikliği veya B vitaminlerinin yetersizliği bile beynin kimyasal dengesini altüst edip insanı derin bir evham kuyusuna fırlatabiliyor abi ya. Vücut içeride bir şeylerin eksik olduğunu, yolunda gitmediğini anlatmak için belki de başka bir dil bulamıyordur, olamaz mı? Fiziksel olanla zihinsel olanı birbirinden tamamen bağımsız yapılar gibi görmek en büyük hatamız galiba...

Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, her şeyi kontrol etme arzusu ve mükemmeliyetçilik de bu işin en büyük bes kaynağı. Hayatın kendi doğal akışındaki belirsizlikleri kabul edemeyip, geleceği milimetrik olarak planlamaya çalışmak insanı kaçınılmaz olarak bir kaygı girdabına sürüklüyor. Gelecek dediğin zaten bilinmezlikten ibaretken, her ihtimali hesaplayıp önlem almaya çalışmak akıntıya karşı kürek çekmekten farksız. Bırakın bazı şeyler de eksik kalsın, dünyanın sonu gelmiyor ya... Belki de sadece durmayı, hiçbir şey yapmadan öylece kalabilmeyi beceremediğimiz için zihnimiz bu boşluğu felaket senaryolarıyla dolduruyor. Kendimize şefkat göstermeyi unuttuğumuz, sürekli bir yarış halinde hissettiğimiz müddetçe o içsel huzuru bulmak zaten mucize olurdu.
 
Geri