Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Yüzün o nazlı köşesinde, elmacık kemiğinin hemen altında görünmez bir boşluk vardır aslında; adına sinüs denir, hani şu nefes aldıkça ferahlayan ama diş hekimi koltuğuna oturduğunuzda birdenbire kaderinizi değiştiren o gizli oda...
Vallahi billahi insan bazen hayret ediyor, vücudumuz ne acayip bir mühendislik eseri ya, arkadaki azı dişler birer birer çekilip de o toprak boş kalınca, üstteki çene kemiği de sanki küsüp inceliyormuş gibi eriyip gidiyor zamanla.
Oysa orada yepyeni bir diş, sağlam bir çivi gibi çakılmak ister; implant denilen o modern mucize kök salmak derdindedir ama yer yok, toprak ince, taban adeta kağıt gibi incecik kalmış durumda.
İşte tam bu noktada, hani o korkulan ama aslında bir nefes kadar hafif olan sinüs lifting ameliyatı giriyor devreye; cerrah o incecik zarı yukarıya doğru, sanki bahar sabahı pencereyi aralar gibi nazikçe, titizlikle kaldırıyor yukarı.
Oraya minik bir dokunuş, dışarıdan gelen o kemik tozları yerleştiriliyor yavaşça; yani anlıyorsun değil mi, tabiatın eksilttiğini insan eli, ilimle ve sabırla yeniden var ediyor orada.
Acaba diyorum, kaç kişi bu masaya otururken içindeki o ürpertici sessizlikle baş başa kalıyor; lakin korkma abiciğim, ne bir kesik dehşeti ne de dayanılmaz bir sancı var işin özünde, sadece hafif bir basınç, hepsi o kadar.
Zamanla o tozlar kaynaşıyor, etle tırnak gibi oluyorlar; sanki hiç eksilmemiş gibi, sanki yıllardır oradaymış gibi, kemik yeniden doğuyor kendi küllerinden ve sen o aynaya baktığında gülümsemekten korkmuyor, rüzgara karşı özgürce kahkaha atabiliyorsun artık.
Vallahi billahi insan bazen hayret ediyor, vücudumuz ne acayip bir mühendislik eseri ya, arkadaki azı dişler birer birer çekilip de o toprak boş kalınca, üstteki çene kemiği de sanki küsüp inceliyormuş gibi eriyip gidiyor zamanla.
Oysa orada yepyeni bir diş, sağlam bir çivi gibi çakılmak ister; implant denilen o modern mucize kök salmak derdindedir ama yer yok, toprak ince, taban adeta kağıt gibi incecik kalmış durumda.
İşte tam bu noktada, hani o korkulan ama aslında bir nefes kadar hafif olan sinüs lifting ameliyatı giriyor devreye; cerrah o incecik zarı yukarıya doğru, sanki bahar sabahı pencereyi aralar gibi nazikçe, titizlikle kaldırıyor yukarı.
Oraya minik bir dokunuş, dışarıdan gelen o kemik tozları yerleştiriliyor yavaşça; yani anlıyorsun değil mi, tabiatın eksilttiğini insan eli, ilimle ve sabırla yeniden var ediyor orada.
Acaba diyorum, kaç kişi bu masaya otururken içindeki o ürpertici sessizlikle baş başa kalıyor; lakin korkma abiciğim, ne bir kesik dehşeti ne de dayanılmaz bir sancı var işin özünde, sadece hafif bir basınç, hepsi o kadar.
Zamanla o tozlar kaynaşıyor, etle tırnak gibi oluyorlar; sanki hiç eksilmemiş gibi, sanki yıllardır oradaymış gibi, kemik yeniden doğuyor kendi küllerinden ve sen o aynaya baktığında gülümsemekten korkmuyor, rüzgara karşı özgürce kahkaha atabiliyorsun artık.