Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllarca sanayi caddelerinde, Usta tezgahlarında az radyatör patlaması izlemedim; o yüzden o ibre 90’ı geçip de kırmıza doğru tırmanmaya başladığı an hissettiğiniz o hafif panik duygusunu çok iyi bilirim. Araç rölantide dururken her şey sanki güllük gülistanlıkmış gibi davranır, fan düzgünce devreye girer, motor kendi halinde tatlı tatlı çalışır ama ne zaman ki gaza basıp aracı yük altına sokarsınız, işte o zaman motordaki termal yük fırlayıverir. Şehir içi trafiğinde çakılı kalmışken görmediğiniz o yüksek sıcaklık, otobana çıkıp devir saatini yükselttiğiniz an göstergede beliriyorsa, orada durup bir düşünmek gerek. Devirdaim pompasının (su pompası) kanatçıklarında zamanla oluşan korozyon veya aşınma, yüksek devirlerde ihtiyaç duyulan soğutma sıvısı debisini karşılayamaz hale gelmiş olabilir... Yani pompa döner, dairesel hareketi yapar yapmasına ama içerideki antifrizli suyu blok içinde yeterli hızda sirküle ettirecek mekanik itiş gücünü üretemez. Böyle bir durumda otomobil rölantide ideal çalışma sıcaklığında kalabilir, çünkü o an gereken soğutma ihtiyacı minimumdur; fakat araca ivme kazandırdığınızda yakılan yakıt miktarıyla birlikte açığa çıkan kalori katlanarak artar ve yetersiz sirkülasyon yüzünden motor kendi sıcaklığının içinde hapsolur.
Bazen de sorun tamamen soğutma bloğunun kalbinde, o minicik mekanik valfte, yani termostatta gizlidir. Termostat dediğimiz meret, motor soğutma sıvısının sıcaklığına göre açılıp kapanan bi-metalik veya cıvalı bir yaylı mekanizmadan ibarettir aslında; ama yaşlandıkça kapalı kalma veya tam açılamama eğilimi gösterir. Şöyle anlatayım: Termostat yarıım yamalak açıldığında, rölanti seviyesindeki düşük debili su geçişine izin verir, dolayısıyla dururken arabanın harareti normal seviyelerde seyreder. Ancak siz otobanda hızlanıp devri yükselttiğinizde, silindir içerisinde patlayan karışımın oluşturduğu muazzam ısıyı radyatöre taşıyacak olan geniş su kanalı bir türlü tam olarak açılamaz. Sıvı, radyatör peteklerine ulaşıp rüzgarla buluşamadığı için sıcaklık sürekli motor bloğunun içinde hapsolur, hapsoldukça da basınç yükselir. Hani bazı ustalar hemen "radyatör tıkanmış" deyip kestirip atarlar ya, acele etmeyin; ilk bakılacak yer kesinlikle bu termostatın sirkülasyon açıklığı ve açılma derecesidir.
Hızlandıkça ön panjurdan giren rüzgarın radyatördeki soğutma sıvısını buz gibi yapması gerekir değil mi, mantık bize bunu söyler. Ama tam tersi oluyorsa, araç hareket ettikçe hararet ibresi yukarı doğru ısrarla tırmanıyorsa, radyatörün dış finlerinde ya da iç kanallarında ciddi bir tıkanıklık, bir birikinti var demektir. Yıllarca kireçli musluk suyu kullanılmış, antifriz aksatılmış bir sistemin radyatör kılcal borularının içi tortuyla, kireçle dolar; su sadece iki üç kanaldan geçmeye çalışır. Araç dururken dışarıdan giren rüzgar etkisi olmadığı için fan devrededir ve o kısıtlı suyu bir şekilde soğutur; fakat yola koyulduğunuzda artan kalori karşısında o tıkanmış radyatör tamamen çaresiz kalır. Üstelik sadece iç tıkanıklık da değil; radyatörün dış peteklerinin yaprak, çamur, ölü böceklerle kaplanması da hava akışını kestiği için hareket halindeki o muazzam dinamik rüzgar soğutmasını kelimenin tam anlamıyla felç eder...
Bunu söylemek gerçekten hoşuma gitmiyor ama bir gazcı olarak binlerce kilometre devirdikten sonra öğrendiğim bir şey varsa, o da sürekli yükselen hararetin sonunun genellikle silindir kapak contasına dayanmasıdır. Motor yük altındayken, yani siz gaza basıp aracı ivmelendirirken silindir içindeki kompresyon ve yanma basıncı maksimum seviyeye ulaşır. Eğer silindir kapak contanızda mikro düzeyde bile olsa bir deformasyon, bir yanık veya kılcal bir çatlak oluşmuşsa, o yüksek yanma basıncı doğrudan soğutma suyu kanallarına sızmaya başlar. Yanma odasındaki inanılmaz sıcaklıktaki egzoz gazı suya karıştığı an, soğutma sıvısının içinde hava kabarcıkları, yani kompresyon cepleri oluşur; bu da suyun homojen bir şekilde ısıyı iletmesini tamamen engeller. Dururken yapmaz bunu, çünkü dururken silindir içi basınç düşüktür; fakat yola çıkıp yüke bindiğiniz an su genleşme kabından taşmaya, hortumlar taş gibi sertleşmeye başlar. Böyle bir durumla karşı karşıyaysanız hiç zorlamayın, kenara çekip çekiciyi arayın; yoksa o alüminyum silindir kapağını eğip faturayı üç katına çıkarırsınız.
Bir de şu LGS veya otogazlı araçlardaki regülatör (buharlaştırıcı) mevzusu var ki, sanayide çok az kişi ilk aşamada buraya odaklanır. LPG regülatörü, motordan gelen sıcak soğutma sıvısıyla beslenir ki sıvı haldeki gazı gaz fazına dönüştürürken donmasın. Eğer bu regülatörün diyaframı eskimişse veya içindeki su geçiş kanalları tıkandıysa, yüksek devirlerde gaz çekişi arttıkça motordan aşırı miktarda ısı çeker ve soğutma sıvısının sıcaklık dengesini altüst eder. Hatta daha da kötüsü, LPG regülatörünün içindeki gaz, basınçla soğutma suyuna sızarak tıpkı yanık kapak contası gibi sistemde hava yapabilir. Araç hareket halindeyken bir an soğutma yapar gibi görünüp hemen ardından hararetin fırlaması, kal kaloriferin birden buz gibi üflemeye başlaması... Bütün bunlar sistemde sıvı yerine gaz dolaştığının, yani soğutma devresinin bir yerlerden hava aldığının en net kanıtıdır.
Hangi parçanın arızalı olduğunu anlamak için bazen karmaşık teşhis cihazlarına ihtiyacınız yoktur, sadece kaputu açıp hortumların dilinden anlamanız yeterli olur. Araç hareket ettikten sonra hararet yükseldiğinde güvenli bir yere çekip motoru rölantiye alın ve radyatör üst ile alt hortumlarına dikkatlice dokunun; tabii elinizi yakmamaya özen göstererek. Üst hortum alev gibi yanarken alt hortum ılık veya soğuksa, su sirkülasyonu gerçekleşmiyor, termostat açmıyor demektir. Ya da tam tersi, her iki hortum da aşırı basınçtan dolayı taş gibi sertleşmişse, sistemde bir yerlerden yüksek basınçlı gaz sızıyordur. Soğutma sistemindeki bu termal dengesizlikleri doğru okuyabilirseniz, parçacı parçacı gezip gereksiz yere paranızı harcamaktan da kurtulmuş olursunuz.
Bazen de sorun tamamen soğutma bloğunun kalbinde, o minicik mekanik valfte, yani termostatta gizlidir. Termostat dediğimiz meret, motor soğutma sıvısının sıcaklığına göre açılıp kapanan bi-metalik veya cıvalı bir yaylı mekanizmadan ibarettir aslında; ama yaşlandıkça kapalı kalma veya tam açılamama eğilimi gösterir. Şöyle anlatayım: Termostat yarıım yamalak açıldığında, rölanti seviyesindeki düşük debili su geçişine izin verir, dolayısıyla dururken arabanın harareti normal seviyelerde seyreder. Ancak siz otobanda hızlanıp devri yükselttiğinizde, silindir içerisinde patlayan karışımın oluşturduğu muazzam ısıyı radyatöre taşıyacak olan geniş su kanalı bir türlü tam olarak açılamaz. Sıvı, radyatör peteklerine ulaşıp rüzgarla buluşamadığı için sıcaklık sürekli motor bloğunun içinde hapsolur, hapsoldukça da basınç yükselir. Hani bazı ustalar hemen "radyatör tıkanmış" deyip kestirip atarlar ya, acele etmeyin; ilk bakılacak yer kesinlikle bu termostatın sirkülasyon açıklığı ve açılma derecesidir.
Hızlandıkça ön panjurdan giren rüzgarın radyatördeki soğutma sıvısını buz gibi yapması gerekir değil mi, mantık bize bunu söyler. Ama tam tersi oluyorsa, araç hareket ettikçe hararet ibresi yukarı doğru ısrarla tırmanıyorsa, radyatörün dış finlerinde ya da iç kanallarında ciddi bir tıkanıklık, bir birikinti var demektir. Yıllarca kireçli musluk suyu kullanılmış, antifriz aksatılmış bir sistemin radyatör kılcal borularının içi tortuyla, kireçle dolar; su sadece iki üç kanaldan geçmeye çalışır. Araç dururken dışarıdan giren rüzgar etkisi olmadığı için fan devrededir ve o kısıtlı suyu bir şekilde soğutur; fakat yola koyulduğunuzda artan kalori karşısında o tıkanmış radyatör tamamen çaresiz kalır. Üstelik sadece iç tıkanıklık da değil; radyatörün dış peteklerinin yaprak, çamur, ölü böceklerle kaplanması da hava akışını kestiği için hareket halindeki o muazzam dinamik rüzgar soğutmasını kelimenin tam anlamıyla felç eder...
Bunu söylemek gerçekten hoşuma gitmiyor ama bir gazcı olarak binlerce kilometre devirdikten sonra öğrendiğim bir şey varsa, o da sürekli yükselen hararetin sonunun genellikle silindir kapak contasına dayanmasıdır. Motor yük altındayken, yani siz gaza basıp aracı ivmelendirirken silindir içindeki kompresyon ve yanma basıncı maksimum seviyeye ulaşır. Eğer silindir kapak contanızda mikro düzeyde bile olsa bir deformasyon, bir yanık veya kılcal bir çatlak oluşmuşsa, o yüksek yanma basıncı doğrudan soğutma suyu kanallarına sızmaya başlar. Yanma odasındaki inanılmaz sıcaklıktaki egzoz gazı suya karıştığı an, soğutma sıvısının içinde hava kabarcıkları, yani kompresyon cepleri oluşur; bu da suyun homojen bir şekilde ısıyı iletmesini tamamen engeller. Dururken yapmaz bunu, çünkü dururken silindir içi basınç düşüktür; fakat yola çıkıp yüke bindiğiniz an su genleşme kabından taşmaya, hortumlar taş gibi sertleşmeye başlar. Böyle bir durumla karşı karşıyaysanız hiç zorlamayın, kenara çekip çekiciyi arayın; yoksa o alüminyum silindir kapağını eğip faturayı üç katına çıkarırsınız.
Bir de şu LGS veya otogazlı araçlardaki regülatör (buharlaştırıcı) mevzusu var ki, sanayide çok az kişi ilk aşamada buraya odaklanır. LPG regülatörü, motordan gelen sıcak soğutma sıvısıyla beslenir ki sıvı haldeki gazı gaz fazına dönüştürürken donmasın. Eğer bu regülatörün diyaframı eskimişse veya içindeki su geçiş kanalları tıkandıysa, yüksek devirlerde gaz çekişi arttıkça motordan aşırı miktarda ısı çeker ve soğutma sıvısının sıcaklık dengesini altüst eder. Hatta daha da kötüsü, LPG regülatörünün içindeki gaz, basınçla soğutma suyuna sızarak tıpkı yanık kapak contası gibi sistemde hava yapabilir. Araç hareket halindeyken bir an soğutma yapar gibi görünüp hemen ardından hararetin fırlaması, kal kaloriferin birden buz gibi üflemeye başlaması... Bütün bunlar sistemde sıvı yerine gaz dolaştığının, yani soğutma devresinin bir yerlerden hava aldığının en net kanıtıdır.
Hangi parçanın arızalı olduğunu anlamak için bazen karmaşık teşhis cihazlarına ihtiyacınız yoktur, sadece kaputu açıp hortumların dilinden anlamanız yeterli olur. Araç hareket ettikten sonra hararet yükseldiğinde güvenli bir yere çekip motoru rölantiye alın ve radyatör üst ile alt hortumlarına dikkatlice dokunun; tabii elinizi yakmamaya özen göstererek. Üst hortum alev gibi yanarken alt hortum ılık veya soğuksa, su sirkülasyonu gerçekleşmiyor, termostat açmıyor demektir. Ya da tam tersi, her iki hortum da aşırı basınçtan dolayı taş gibi sertleşmişse, sistemde bir yerlerden yüksek basınçlı gaz sızıyordur. Soğutma sistemindeki bu termal dengesizlikleri doğru okuyabilirseniz, parçacı parçacı gezip gereksiz yere paranızı harcamaktan da kurtulmuş olursunuz.