Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Gözlüğe veda etme vaadi, yıllardır optik dünyasının en cazip pazarlama stratejilerinden biri olageldi; ancak ameliyat masasından kalkan herkesin hikayesi maalesef broşürlerdeki kadar pembe toz pembe ilerlemiyor. Kliniğe adımını atarken "yarın sabah dünyayı HD göreceğim" heyecanıyla dolup taşanların bir kısmı ertesi gün gözünü açtığında büyük bir ferahlık hissederken, bir kısmı da geceleri ışıkların etrafında beliren halkalarla baş başa kalıyor. Vallahi billahi kimin ne yaşayacağı tamamen o gözün anatomasine ve kişinin kendi beklentisine bağlı. Hani derler ya, bir ameliyat her bünyede aynı durmaz... Bizzat doktorların bile "kesin konfor" garantisi veremediği bu merceklerde, en büyük kılavuzumuz yine daha önce bu yoldan geçmiş insanların tecrübeleri oluyor.
Gecenin bir yarısı karşıdan gelen araba farlarının saçılması, bu operasyonu geçirenlerin üzerine en çok laf ettiği, en çok dert yandığı meselelerin başında geliyor. Işık huzmelerinin bir anda haloya, yani o koca ışık halkalarına dönüşmesi insanı bazen gerçekten çileden çıkarabiliyor. Abi yok böyle bir şey, sanki bütün şehir ışıkları bir anda üzerinize patlıyor gibi... Peki bu durum kalıcı mı? Çoğu hasta ilk altı ayda beynin bu yeni görüntüye alıştığını söylese de, karanlıkta direksiyon sallamaktan tamamen soğuduğunu belirtenlerin sayısı da azımsanacak gibi değil. Yani gece sürüşü hayatının merkezinde olan birinin bu adımı atarken iki kere, hatta üç kere düşünmesi gerek sanki.
Yakını mükemmel görüp cep telefonundaki mesajları şakır şakır okumak harika bir lüks kuşkusuz, fakat iş bilgisayar ekranına veya orta mesafeye gelince işler biraz bulanıklaşabiliyor. Ameliyat sonrası yorumlara bakıyorsunuz; adam "gazeteyi mükemmel okuyorum" diyor ama hemen altındaki başka bir kullanıcı ara mesafede netlik kaybolduğu için mutsuz olduğunu bağırıyor. Aynı mercek, iki tamamen farklı hayat kalitesi. Aslında burada temel mesele, teknolojinin sınırlarını bilerek o koltuğa oturmak... Kusursuz bir insan gözü yaratılmadı henüz, bunu kabul etmek lazım.
Maliyet meselesi ise madalyonun diğer yüzünde duran, insanı en çok terleten ve karar aşamasında elini kolunu bağlayan faktör. Az buz bir paradan bahsetmiyoruz neticede; verilen meblağ yüksek olunca, doğal olarak beklenti de arşa çıkıyor. Birikimini buraya yatıran bir hasta haliyle sıfır hatayla yaşamak istiyor, en ufak bir göz kuruluğunda veya hafif bulanıklıkta bile "ben bu kadar parayı niye verdim" duygusuna kapılabiliyor. Haklılar mı, sonuna kadar haklılar.
Doktor seçimi konusu, operasyonun başarısını doğrudan etkileyen ve yorumlarda adeta bir kırmızı çizgi gibi öne çıkan en hayati detay. İyi bir hekim, sırf mercek satmak uğruna her göze bu lensi takmaya kalkmaz; hastasının mesleğini, gece yaşantısını, hatta karakterini bile analiz eder. Mükemmeliyetçi ve tez canlı bir insansanız mesela... Neyse, işte tam da bu yüzden sizi sizden daha iyi dinleyecek, gerekirse "sana bu lens olmaz" diyebilecek bir uzmana denk gelmek hayati önem taşıyor.
Son tahlilde, ameliyat masasından memnun kalkanların ortak paydası, beklentilerini çok yüksek tutmamış ve olası yan etkileri baştan kabullenmiş kişiler arasından çıkıyor. Gözlükten kurtulmak harika bir özgürlük hissi, evet; ama bu özgürlüğün ufak tefek bedelleri olabileceğini de unutmamak gerek. Kendinize sorun, geceleri ışıkların etrafında beliren o hafif halalarla yaşamaya hazır mısınız? Eğer cevabınız evetse, bu deneyim hayat standardınızı bambaşka bir noktaya taşıyabilir.
Gecenin bir yarısı karşıdan gelen araba farlarının saçılması, bu operasyonu geçirenlerin üzerine en çok laf ettiği, en çok dert yandığı meselelerin başında geliyor. Işık huzmelerinin bir anda haloya, yani o koca ışık halkalarına dönüşmesi insanı bazen gerçekten çileden çıkarabiliyor. Abi yok böyle bir şey, sanki bütün şehir ışıkları bir anda üzerinize patlıyor gibi... Peki bu durum kalıcı mı? Çoğu hasta ilk altı ayda beynin bu yeni görüntüye alıştığını söylese de, karanlıkta direksiyon sallamaktan tamamen soğuduğunu belirtenlerin sayısı da azımsanacak gibi değil. Yani gece sürüşü hayatının merkezinde olan birinin bu adımı atarken iki kere, hatta üç kere düşünmesi gerek sanki.
Yakını mükemmel görüp cep telefonundaki mesajları şakır şakır okumak harika bir lüks kuşkusuz, fakat iş bilgisayar ekranına veya orta mesafeye gelince işler biraz bulanıklaşabiliyor. Ameliyat sonrası yorumlara bakıyorsunuz; adam "gazeteyi mükemmel okuyorum" diyor ama hemen altındaki başka bir kullanıcı ara mesafede netlik kaybolduğu için mutsuz olduğunu bağırıyor. Aynı mercek, iki tamamen farklı hayat kalitesi. Aslında burada temel mesele, teknolojinin sınırlarını bilerek o koltuğa oturmak... Kusursuz bir insan gözü yaratılmadı henüz, bunu kabul etmek lazım.
Maliyet meselesi ise madalyonun diğer yüzünde duran, insanı en çok terleten ve karar aşamasında elini kolunu bağlayan faktör. Az buz bir paradan bahsetmiyoruz neticede; verilen meblağ yüksek olunca, doğal olarak beklenti de arşa çıkıyor. Birikimini buraya yatıran bir hasta haliyle sıfır hatayla yaşamak istiyor, en ufak bir göz kuruluğunda veya hafif bulanıklıkta bile "ben bu kadar parayı niye verdim" duygusuna kapılabiliyor. Haklılar mı, sonuna kadar haklılar.
Doktor seçimi konusu, operasyonun başarısını doğrudan etkileyen ve yorumlarda adeta bir kırmızı çizgi gibi öne çıkan en hayati detay. İyi bir hekim, sırf mercek satmak uğruna her göze bu lensi takmaya kalkmaz; hastasının mesleğini, gece yaşantısını, hatta karakterini bile analiz eder. Mükemmeliyetçi ve tez canlı bir insansanız mesela... Neyse, işte tam da bu yüzden sizi sizden daha iyi dinleyecek, gerekirse "sana bu lens olmaz" diyebilecek bir uzmana denk gelmek hayati önem taşıyor.
Son tahlilde, ameliyat masasından memnun kalkanların ortak paydası, beklentilerini çok yüksek tutmamış ve olası yan etkileri baştan kabullenmiş kişiler arasından çıkıyor. Gözlükten kurtulmak harika bir özgürlük hissi, evet; ama bu özgürlüğün ufak tefek bedelleri olabileceğini de unutmamak gerek. Kendinize sorun, geceleri ışıkların etrafında beliren o hafif halalarla yaşamaya hazır mısınız? Eğer cevabınız evetse, bu deneyim hayat standardınızı bambaşka bir noktaya taşıyabilir.