Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Ayna karşısında geçirilen o sessiz, boğucu dakikaları kim bilebilir ki; insan kendi bedenine yabancılaşırken dünyası nasıl da daralır, omuzlarına binen yükün altından nasıl kalkacağını şaşırır ya, vallahi billahi tam da böyle bir çıkmazdır bu. İçten içe büyüyen o saklı kaygılar, yıllar yılı kimselere çıtlatılamayan sırlar, kadının kendi ruhuna ördüğü en kalın duvarlar oluverir bir anda. Bazen sadece rahatça bir tayt giymek, denizde huzurla yürümek ya da aynaya baktığında içindeki o kırık döküklüğü onarmak ister insan; fakat tam o sırada akla düşen ilk soru can yakar. Acaba devlet bu yarayı sarmaya el uzatır mı, SGK bu işin masrafını üstlenir mi, yoksa yine ellerimiz boş mı döneriz o soğuk hastane koridorlarından...
Hastanelerin parlak ışıkları altında sıra beklerken insanın kalbi nasıl da küt küt atar, doktorun kapısını tıklatmadan önceki o saniyeler ömür gibi uzun gelir adama; oysa işin aslı, tıbbi bir zorunlulukla saf bir hevesin incecik çizgisinde saklıdır bütün hikâye. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun katı kuralları, yasaların soğuk yüzü ve bütçenin o inatçı dengesi, ne yazık ki bu tür operasyonlara körlemesine bir kucak açmaz; yani işin içine medikal bir rahatsızlık, doğum sonrası ağır bir deformasyon ya da hayatı zindan eden işlevsel bir bozukluk girmedikçe, hazine kapıları bu ameliyatlar için ardına kadar açılmaz. Tabii ki estetik kaygılarla yapılan dokunuşlar, yani sadece daha güzel görünmek ya da kişinin kendi rızasıyla şekil değiştirmek istemesi tamamen cepten ödenen bir lüks mabedi olarak kalır ortada...
İşin aslı esası şu ki, eğer ortada sağlığı tehdit eden, kadının günlük yaşamını altüst eden fiziksel bir dert varsa, devlet hastanelerindeki uzman eller ve SGK güvencesi devreye girer; yoksa sırf trendlere uymak, kusursuz görünmek ya da içteki o derin özgüven eksikliğini ameliyat masasında bırakmak için giderseniz kapı duvar, vallahi billahi beş kuruş ödeme yapılmaz. Doktorlar da zaten bu ayrımı o kadar net çizer ki, ameliyat masasına yattığınızda kesilen yer sadece etiniz değil, aynı zamanda umutlarınızla gerçeklerin o acımasız çarpışması olur. Kısacası, devletin kasasından bu paranın çıkması için ya hayati bir mecburiyet ya da ortada gözle görülür, rapora dökülebilir büyük bir travma olması şarttır da...
Hâl böyle olunca, insanın içi burkuluyor tabii, o hayalini kurduğu özgüvene kavuşmak için aylarca para biriktirmek zorunda kalması ya da özel kliniklerin kapısında mahcup olması adamın gücüne gidiyor maalesef. Hayat zaten yeterince yorucu değilmiş gibi, bir de bedenimizle olan bu sessiz savaşta yalnız kalmak, insanı derinden yaralayan o en ağır darbe oluyor işte. Belki de en iyisi, aynaya baktığınızda gördüğünüz o sureti başkalarının kalıplarıyla değil, kendi kabullerinizle sevmeyi denemek; çünkü ne devletteki o resmi mühür ne de özel hastanedeki o pahalı kesiler ruhun içindeki sızıyı tek başına dindirmeye yetmez ki...
Hastanelerin parlak ışıkları altında sıra beklerken insanın kalbi nasıl da küt küt atar, doktorun kapısını tıklatmadan önceki o saniyeler ömür gibi uzun gelir adama; oysa işin aslı, tıbbi bir zorunlulukla saf bir hevesin incecik çizgisinde saklıdır bütün hikâye. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun katı kuralları, yasaların soğuk yüzü ve bütçenin o inatçı dengesi, ne yazık ki bu tür operasyonlara körlemesine bir kucak açmaz; yani işin içine medikal bir rahatsızlık, doğum sonrası ağır bir deformasyon ya da hayatı zindan eden işlevsel bir bozukluk girmedikçe, hazine kapıları bu ameliyatlar için ardına kadar açılmaz. Tabii ki estetik kaygılarla yapılan dokunuşlar, yani sadece daha güzel görünmek ya da kişinin kendi rızasıyla şekil değiştirmek istemesi tamamen cepten ödenen bir lüks mabedi olarak kalır ortada...
İşin aslı esası şu ki, eğer ortada sağlığı tehdit eden, kadının günlük yaşamını altüst eden fiziksel bir dert varsa, devlet hastanelerindeki uzman eller ve SGK güvencesi devreye girer; yoksa sırf trendlere uymak, kusursuz görünmek ya da içteki o derin özgüven eksikliğini ameliyat masasında bırakmak için giderseniz kapı duvar, vallahi billahi beş kuruş ödeme yapılmaz. Doktorlar da zaten bu ayrımı o kadar net çizer ki, ameliyat masasına yattığınızda kesilen yer sadece etiniz değil, aynı zamanda umutlarınızla gerçeklerin o acımasız çarpışması olur. Kısacası, devletin kasasından bu paranın çıkması için ya hayati bir mecburiyet ya da ortada gözle görülür, rapora dökülebilir büyük bir travma olması şarttır da...
Hâl böyle olunca, insanın içi burkuluyor tabii, o hayalini kurduğu özgüvene kavuşmak için aylarca para biriktirmek zorunda kalması ya da özel kliniklerin kapısında mahcup olması adamın gücüne gidiyor maalesef. Hayat zaten yeterince yorucu değilmiş gibi, bir de bedenimizle olan bu sessiz savaşta yalnız kalmak, insanı derinden yaralayan o en ağır darbe oluyor işte. Belki de en iyisi, aynaya baktığınızda gördüğünüz o sureti başkalarının kalıplarıyla değil, kendi kabullerinizle sevmeyi denemek; çünkü ne devletteki o resmi mühür ne de özel hastanedeki o pahalı kesiler ruhun içindeki sızıyı tek başına dindirmeye yetmez ki...