Şekeri bırakınca vücutta neler olur?

Şekeri bırakınca vücutta neler olur?

Ceren Kalaycı

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
423
Tepkime puanı
0
Ceren Kalaycı
Vallahi billahi ilk üç gün cehennem gibi, bunu baştan kabul edelim de sonra aramızda limonilik olmasın. Hani o öğleden sonra saat üç gibi gelen, gözü döndüren, "Şurada bir parça çikolata olsa da yesem" dedirten o meşhur kriz var ya... İşte o anlarda vücut resmen sizinle kavga ediyor, beyninizin içinde davullar çalıyor sanki. Ama sabredip o eşiği bir devirdiniz mi, hani derler ya önünüz arkasınız sağınız solunuz bir anda aydınlanıyor, aynen öyle bir rahatlama geliyor insana. Vücut o zehri, o gizli uyuşturucuyu içinden atmaya başladıkça kendinizi hafiflemiş, prangalardan kurtulmuş gibi hissediyorsunuz.

Gece yarısı anlamsızca buzdolabının kapağını açıp o ışıkta melül melül bakıyorsak hep bu meret yüzünden abi, başka bir şey değil. Kan şekeri bir fırlıyor, bir taban yapıyor; biz de gün içinde ruh gibi geziyoruz, enerjimiz bir var bir yok. Şekeri hayatımızdan öyle pat diye çıkarınca, yani o beyaz rafine düşmanla vedalaşınca, meğer o güne kadar hiç gerçekten uyanmamış olduğumuzu anlıyoruz. Sabahları o yataktan kalkamama halleri, üzerimize çöken o amansız kurşun gibi ağırlık varya... Hepsi yavaş yavaş terk ediyor bizi, yerini bildiğin çocuksu bir neşeye, bitmek bilmeyen bir dinçliğe bırakıyor.

Cildimiz bile dile gelip teşekkür ediyor bize, şaka değil bak, aynadaki o mat, yorgun ve sürekli sivilcelenmeye meyilli surat gidiyor yerine resmen nur inmiş gibi bir parlaklık geliyor. Şeker demek vücutta sürekli gizli bir yangın, sürekli bir iltihap durumu demekmiş meğer, bunu yaşayarak tecrübe ediyorsun. Gözenekler sıkılaşıyor, o göz altlarındaki mor halkalar, o torbalar hafifliyor ve insan aynaya baktığında "Yahu ben ne kadar da yaşlı görünüyormuşum" diye hayıflanmadan edemiyor. Yani sadece içeriden değil, dışarıdan da resmen bir gençleşme, bir yenilenme furyası başlıyor bünyede.

Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, o sürekli yaşadığımız mide şişkinlikleri, hazımsızlıklar, hani o yemekten sonra gelen uyku basmaları falan nereye gidiyor sanıyorsunuz? Bağırsaklarımızdaki o dost bakteriler şeker yüzünden resmen can çekişiyormuş da haberimiz yokmuş, ne zaman ki o tatlı besini kesiyoruz, adamlar bayram ediyor içeride. Sindirim sistemi saat gibi tıkır tıkır çalışmaya başlayınca insanın hafiflemesi, o göbeğin kendi kendine sönmesi falan mucize gibi gelse de aslında tamamen doğamıza dönmemizin bir sonucu... Kendimizi o kadar hafif hissediyoruz ki sanki kuş olup uçacağız, o derece bir rahatlık.

Zihnimizin üzerindeki o kalın, puslu duman tabakası var ya, işte o da şekerle beslenen bir canavar sanki... Şekeri bıraktıktan bir iki hafta sonra insan bir şeye odaklanırken ne kadar keskinleştiğini, hafızasının nasıl canlandığını görünce hayretler içinde kalıyor. Eskiden iki satır bir şey okurken hemen dikkati dağılan biz, bir bakıyoruz ki işlerimizi tıkır tıkır, hiç yorulmadan ve kafamız karışmadan halledivermişiz. Beyin sisi diyorlar ya hani yabancılar, işte o sis tamamen dağılıyor, gökyüzü berraklaşıyor resmen.

Aslında en büyük devrim damak tadımızda, o körelen tat alma duyularımızda yaşanıyor ki sormayın gitsin... Bir süre sonra canımız bir elma, bir armut çektiğinde ve onu ısırdığımızda, meğer meyvelerin ne kadar muazzam, ne kadar yoğun bir tadı olduğunu hayretle fark ediyoruz. Eskiden şeker çuvallarına buladığımız o dondurmalar, pastalar şimdi düşününce bile içimizi bayıyor, aşırı yapay ve itici gelmeye başlıyor. Doğal olanın lezzetini keşfettikten sonra insan o paketli, rafine ürünlerin yüzüne bile bakmak istemiyor, damak resmen asaletine geri dönüyor...
 
Geri