Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Bıçak kemiğe dayanmadan o hastane kapısından içeri adım atmıyoruz, huyumuz kurusun. Sağ kaburganın altına saplanan o amansız sancıyı, sanki içeride bir şeyler düğümleniyordunuz da nefesiniz kesiliyormuş gibi hissettiğiniz o anı ancak çeken bilir. Vallahi billahi o çorbanın içindeki küçücük bir yağ damlası bile insanı hayattan soğutur. İşte tam o noktada, "Artık bu iş bitti, vedalaşıyoruz" diyor cerrah. Aslında korkulacak hiçbir şey yok; modern tıp sağ olsun, o eski kocaman ameliyat izleri, günlerce yatağa bağımlı kalmalar falan tamamen tarih oldu...
Kapalı ameliyat dedikleri o laparoskopi mucizesi olmasa halimiz dumandı abi ya. Göbek deliğinden ve karnın birkaç farklı noktasından açılan, milimetrik denecek kadar küçük deliklerden içeri sızıyor hekimin sihirli elleri. İçeriyi dev bir ekranda, adeta bir sinema salonu netliğinde izleyerek o sorun çıkaran, taşla dolmuş küçük torbayı çevre dokulardan tereyağından kıl çeker gibi ayırıyorlar. Düşünsenize, karnınız tamamen yarılmıyor, sadece küçük pencereler açılıyor dünyaya. Tabii her yiğidin harcı değil o daracık alanda o milimetrik aletleri titretmeden yönetmek, büyük ustalık ister.
Ameliyat masasına yatmadan önce zihni o yersiz korkulardan arındırmak, işin yarısını yatakta çözmek demektir. Aç karnına, o heyecanla karışık korkuyla hastane koridorlarında yürürken genel anestezinin o tatlı uykusuna teslim oluyorsunuz önce. Siz derin bir rüyadayken, karın boşluğunuzu özel bir gazla hafifçe şişiriyorlar ki içerideki organlar net görünsün, cerraha hareket alanı kalsın. Gaz dediysem öyle korkutmasın gözünüzü; ameliyattan sonra omuzlarda hafif bir sızı yapabilir ama iki güne yürüyüşle, hareketle uçar gider o his, dert etmeyin.
O taşlarla dolu keseyi vücuttan dışarı çıkarırken kullanılan teknik, insan mühendisliğinin bence en zarif örneklerinden biri. Karındaki o küçücük deliklerin birinden, adeta özel bir torba yardımıyla, çevreye hiç zarar vermeden, o iltihaplı dokuyu hop diye dışarı alıveriyorlar. Yani öyle "Karnımı boydan boya kesecekler, dikişler patlayacak" falan, geçiniz bunları, yok öyle bir şey artık. Operasyon dediğin topu topu bir, bilemedin bir buçuk saat sürüyor; siz gözünüzü açtığınızda her şey bitmiş, o sancının kaynağı çoktan laboratuvarın yolunu tutmuş oluyor...
Hayatınızdan bir organ eksiliyor diye sakın ola karamsarlığa kapılmayın, safra kesesi olmadan da tıkır tıkır işliyor bu muazzam mekanizma. Karaciğer o yeşilimsi sıvıyı üretmeye aynen devam ediyor, sadece eskisi gibi bir depoda biriktirmek yerine direkt oniki parmak bağırsağına akıtıyor, yani sistem aslında kaldığı yerden devam ediyor. İlk birkaç hafta vücut bu yeni düzene alışmaya çalışırken belki biraz nazlanabilir, hafif ishaller veya gaz şikayetleri yapabilir ama inan olsun geçici. Sadece o ilk dönemde kendinize biraz şans tanıyın, o çok sevdiğiniz ağır, kremalı, bol salçalı yemeklerden biraz uzak durun bir zahmet.
Kendinizi hemen ertesi gün ayağa kalkmış, evde hafif hafif turlarken bulduğunuzda bu mucizeye siz de şaşıracaksınız. Ağrı eşiğinize göre değişir elbet ama o eski safra taşı sancısının yanında bu ameliyatın sonrası inanın çocuk oyuncağı kalır. Doktorunuzun verdiği ağrı kesicileri saatini sektirmeden alın, bol bol su için ve kendinizi eve kapatıp yatağa mahkum etmeyin. Kısa süre sonra o kabus gibi gecelerin bittiğini, yediğiniz yiyeceklerin artık midenize oturmadığını fark ettiğinizde "Keşke daha önce olsaymışım" diyeceksiniz zaten, benden söylemesi...
Kapalı ameliyat dedikleri o laparoskopi mucizesi olmasa halimiz dumandı abi ya. Göbek deliğinden ve karnın birkaç farklı noktasından açılan, milimetrik denecek kadar küçük deliklerden içeri sızıyor hekimin sihirli elleri. İçeriyi dev bir ekranda, adeta bir sinema salonu netliğinde izleyerek o sorun çıkaran, taşla dolmuş küçük torbayı çevre dokulardan tereyağından kıl çeker gibi ayırıyorlar. Düşünsenize, karnınız tamamen yarılmıyor, sadece küçük pencereler açılıyor dünyaya. Tabii her yiğidin harcı değil o daracık alanda o milimetrik aletleri titretmeden yönetmek, büyük ustalık ister.
Ameliyat masasına yatmadan önce zihni o yersiz korkulardan arındırmak, işin yarısını yatakta çözmek demektir. Aç karnına, o heyecanla karışık korkuyla hastane koridorlarında yürürken genel anestezinin o tatlı uykusuna teslim oluyorsunuz önce. Siz derin bir rüyadayken, karın boşluğunuzu özel bir gazla hafifçe şişiriyorlar ki içerideki organlar net görünsün, cerraha hareket alanı kalsın. Gaz dediysem öyle korkutmasın gözünüzü; ameliyattan sonra omuzlarda hafif bir sızı yapabilir ama iki güne yürüyüşle, hareketle uçar gider o his, dert etmeyin.
O taşlarla dolu keseyi vücuttan dışarı çıkarırken kullanılan teknik, insan mühendisliğinin bence en zarif örneklerinden biri. Karındaki o küçücük deliklerin birinden, adeta özel bir torba yardımıyla, çevreye hiç zarar vermeden, o iltihaplı dokuyu hop diye dışarı alıveriyorlar. Yani öyle "Karnımı boydan boya kesecekler, dikişler patlayacak" falan, geçiniz bunları, yok öyle bir şey artık. Operasyon dediğin topu topu bir, bilemedin bir buçuk saat sürüyor; siz gözünüzü açtığınızda her şey bitmiş, o sancının kaynağı çoktan laboratuvarın yolunu tutmuş oluyor...
Hayatınızdan bir organ eksiliyor diye sakın ola karamsarlığa kapılmayın, safra kesesi olmadan da tıkır tıkır işliyor bu muazzam mekanizma. Karaciğer o yeşilimsi sıvıyı üretmeye aynen devam ediyor, sadece eskisi gibi bir depoda biriktirmek yerine direkt oniki parmak bağırsağına akıtıyor, yani sistem aslında kaldığı yerden devam ediyor. İlk birkaç hafta vücut bu yeni düzene alışmaya çalışırken belki biraz nazlanabilir, hafif ishaller veya gaz şikayetleri yapabilir ama inan olsun geçici. Sadece o ilk dönemde kendinize biraz şans tanıyın, o çok sevdiğiniz ağır, kremalı, bol salçalı yemeklerden biraz uzak durun bir zahmet.
Kendinizi hemen ertesi gün ayağa kalkmış, evde hafif hafif turlarken bulduğunuzda bu mucizeye siz de şaşıracaksınız. Ağrı eşiğinize göre değişir elbet ama o eski safra taşı sancısının yanında bu ameliyatın sonrası inanın çocuk oyuncağı kalır. Doktorunuzun verdiği ağrı kesicileri saatini sektirmeden alın, bol bol su için ve kendinizi eve kapatıp yatağa mahkum etmeyin. Kısa süre sonra o kabus gibi gecelerin bittiğini, yediğiniz yiyeceklerin artık midenize oturmadığını fark ettiğinizde "Keşke daha önce olsaymışım" diyeceksiniz zaten, benden söylemesi...