Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Vallahi billahi şu hayatta insanın kendi bedeninin sesini dinlemesi kadar zor ama bir o kadar da elzem bir şey yok. Erkeklerin yaşı biraz kemale erdi mi, o meşhur üç harfli analiz çıkıveriyor karşılarına: PSA. Neymiş efendim, kanda bu proteinin seviyesine bakılacakmış... Aslında olay son derece basit; prostat bezinden salgılanan bir maddeden bahsediyoruz ve bunun kanda dolaşan miktarı bize içeride neler bittiğine dair ufak ipuçları veriyor. Tabii her tahlil sonucunu eline alanın eli ayağı titriyor, "Yahu benimki şimdi kaç olmalı?" sorusu kafayı yiyor bitiriyor. Sakin olmakta fayda var, her şeyin bir çaresi, her sayının bir dili var sonuçta.
Genelde laboratuvardan çıkan o kağıtlarda referans değeri olarak sıfır ile dört arası bir şeyler görürsünüz. Ama işin aslı öyle düz mantıkla işlemiyor işte; yaş ilerledikçe prostat da bizimle beraber büyüyor, olgunlaşıyor, tabiri caizse kendi halinde takılıyor... Mesela kırklı yaşlarda 2,5 seviyesi bile belki dikkat gerektirirken, yetmişine merdiven dayamış bir amcada 4,5'i görmek gayet normal karşılanabiliyor. Yani o sınır değerleri taşa kazınmış kurallar değil. Kendinizi hemen en kötü senaryoya hazırlayıp uykusuz geceler geçirmeyin derim, çünkü her bünye kendi hikayesini yazar.
Bir de şu var tabii: Değer biraz yüksek çıktı diye hemen karalar bağlamak niye? Laboratuvar kapısında beklerken insanın aklına binbir türlü felaket senaryosu geliyor, biliyorum, çok insani bir durum bu... Ama inanın bana, idrar yolu enfeksiyonundan tutun da bir gün önce bisiklete binmiş olmanıza kadar o kadar çok etken var ki bu sayıyı zıplatan. Hatta bazen basit bir prostat iltihabı bile ortalığı yangın yerine çevirebiliyor kanda. Dolayısıyla tek bir yüksek sonuca bakıp da "Tamam, yolun sonu göründü" demek yerine, resmi daha geniş açıdan görmek lazım.
Peki, ne yapacağız o zaman? Doktorunuzun kapısını çalacaksınız, o size en doğru yolu gösterecek zaten. Bazen sadece birkaç hafta bekleyip testi tekrarlamak bile yetiyor, bakıyorsunuz ki o fırlayan değer kendi kendine eski sakin günlerine dönmüş... İnsan bazen sadece duymak istediği şeyi duymak istiyor ama tıp dünyası sayılardan ibaret değil, her hastanın durumu şahsına münhasır. Kendi kendinizin doktoru olmaya çalışıp internetteki bilgi kirliliğinde kaybolmayın, moralinizi yüksek tutun ve o tahlil sonuçlarını bir uzmanın bilge ellerine teslim edin gitsin.
Genelde laboratuvardan çıkan o kağıtlarda referans değeri olarak sıfır ile dört arası bir şeyler görürsünüz. Ama işin aslı öyle düz mantıkla işlemiyor işte; yaş ilerledikçe prostat da bizimle beraber büyüyor, olgunlaşıyor, tabiri caizse kendi halinde takılıyor... Mesela kırklı yaşlarda 2,5 seviyesi bile belki dikkat gerektirirken, yetmişine merdiven dayamış bir amcada 4,5'i görmek gayet normal karşılanabiliyor. Yani o sınır değerleri taşa kazınmış kurallar değil. Kendinizi hemen en kötü senaryoya hazırlayıp uykusuz geceler geçirmeyin derim, çünkü her bünye kendi hikayesini yazar.
Bir de şu var tabii: Değer biraz yüksek çıktı diye hemen karalar bağlamak niye? Laboratuvar kapısında beklerken insanın aklına binbir türlü felaket senaryosu geliyor, biliyorum, çok insani bir durum bu... Ama inanın bana, idrar yolu enfeksiyonundan tutun da bir gün önce bisiklete binmiş olmanıza kadar o kadar çok etken var ki bu sayıyı zıplatan. Hatta bazen basit bir prostat iltihabı bile ortalığı yangın yerine çevirebiliyor kanda. Dolayısıyla tek bir yüksek sonuca bakıp da "Tamam, yolun sonu göründü" demek yerine, resmi daha geniş açıdan görmek lazım.
Peki, ne yapacağız o zaman? Doktorunuzun kapısını çalacaksınız, o size en doğru yolu gösterecek zaten. Bazen sadece birkaç hafta bekleyip testi tekrarlamak bile yetiyor, bakıyorsunuz ki o fırlayan değer kendi kendine eski sakin günlerine dönmüş... İnsan bazen sadece duymak istediği şeyi duymak istiyor ama tıp dünyası sayılardan ibaret değil, her hastanın durumu şahsına münhasır. Kendi kendinizin doktoru olmaya çalışıp internetteki bilgi kirliliğinde kaybolmayın, moralinizi yüksek tutun ve o tahlil sonuçlarını bir uzmanın bilge ellerine teslim edin gitsin.