Popo kaldırma ameliyatı nedir?

Popo kaldırma ameliyatı nedir?

Sibel Hoca

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
13 Haz 2026
Mesajlar
368
Tepkime puanı
0
Sibel Hoca
Vallahi billahi o kapıdan içeri adım atana kadar her şey çok kolay geliyor da, o hemşire hanım elinde o incecik ama gözüme devasa görünen iğneyle dönünce insanın içi bir fena oluyor abi ya. Bir gün öncesinden başlıyor aslında o stres; ne yesem dokunmaz, aç mı gitsem tok mu gitsem diye kendi kendini yiyip bitiriyor insan. Eskiden hiç umursamazdım, gider çat diye olurdum aşımı ama yaş kemale erdikçe mi nedir, vücuda girecek her yabancı maddeye karşı bir tetikte olma hali başlıyor. Güzel bir uyku çekmek şart mesela, hani öyle gece yarılarına kadar dizi izleyip sabah sersem gibi gitmeyeceksin o randevuya. Vücut bir kere dinç olacak ki, o antikor mudur nedir, içeride savaşacak elemanlar işini düzgün yapsın. Aç gidenlerin sonradan tansiyonu düşüyor, bayılanı ayılanı çok gördüm o koridorlarda; o yüzden hafif ama sağlam bir kahvaltı şart, yani öyle mideni de tıka basa doldurmayacaksın tabii...

O kolu sıvayıp da "Kendini kasma şekerim" dedikleri an var ya, işte tam orada filmin koptuğu an benim için. Kasarsan daha çok acıyacak, bunu adın gibi biliyorsun ama gel de o omuza laf anlat, taş kesiliyor resmen meret. İğne girerken derin bir nefes alıp başka şeyler düşünmeye çalışmak en doğrusu galiba, ne bileyim akşam ne yiyeceğini düşün ya da tuttuğun takımın son maçını... Birkaç saniyelik bir sızı sadece, hani sinek ısırığı derler ya, gerçekten öyle ama o psikolojik baskı yok mu, insanı bitiriyor. Çıktıktan sonra da hemen koştur koştur arabaya atlayıp gitmemek lazım, otur bir on beş dakika o bekleme salonunda, bir bak bakalım başın dönüyor mu, için mi geçiyor. Aceleye getirmeye gelmez bu işler, ne olur ne olmaz diye beklemek hayat kurtarır vallahi.

Eve geliyorsun, üstünden bir yük kalkmış gibi bir rahatlama, bir hafiflik ki sorma gitsin. Ama asıl film birkaç saat sonra, o aşılanan kol yavaş yavaş ağırlaşmaya başlayınca kopuyor sanki. Kolunu kaldıramıyorsun abi, hani duvara çarpmışsın gibi bir ağrı, öyle acayip bir his. İşte o ara hemen kolonyalı pamuk falan basmaya kalkanlar oluyor, sakın ha, doktorlar üstüne basa basa söylüyor kimyasal bir şey sürmeyin diye. Çok bunaltırsa temiz bir beze buz sarıp hafifçe tutarsın, o kadar, fazlasına hiç gerek yok. Bir de tabii o meşhur halsizlik çöküyor insanın üstüne, koltuktan kalkacak dermanın kalmıyor resmen. Vücut içeride harıl harıl çalışıyor, yeni gelen misafiri tanımaya çalışıyor kolay mı...

Ateşin çıkabilir, tir tir titreyebilirsin yatakta, bunlar hep o savunma mekanizmasının tıkır tıkır işlediğinin kanıtı aslında ama insan yine de bir tırsıyor işte. Arkadaş, sabaha kadar yatakta bir sağa dön bir sola dön, ter içinde kalıyorsun bazen. Öyle hemen ilaca sarılmak da doğru değilmiş, dur bakalım bir vücut kendi kendine savaşsın, hemen kimyasalla baskılama diyor uzmanlar. Bol bol su içeceksin o dönemde, su resmen o harareti alıyor, vücudu temizliyor. Eğer o ateş seni yataktan kaldıramayacak kadar vurursa, hah işte o zaman doktorun daha önce önerdiği o basit ağrı kesicilerden bir tane atarsın. Ama kafana göre, komşunun tavsiyesiyle ağır ilaç yutmak yok, kaş yaparken göz çıkarmayalım şimdi...

Bütün bu tantana iki bilemedin üç gün sürüyor, sonra bir uyanıyorsun ki kuş gibi hafifsin, ne kolunda ağrı kalmış ne içinde o lanet halsizlik. O an anlıyorsun ki verdiğin o ufak mücadele, gelecekteki o büyük hastalıklardan koruyacak seni. İnsan hayret ediyor, küçücük bir sıvı nelere kadir diye düşünüyor bazen. Kendine iyi bakacaksın, aşı oldum bitti diye hemen ertesi gün spora koşup vücudu perişan etmeyeceksin, birkaç gün nazlanacaksın yani. Olan var olmayan var, bu devirde sağlığı korumak altın değerinde, o yüzden o iğneden korkup kaçanları hiç anlamıyorum...
 
Geri