Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Zaman geçiyor, yerçekimi de işini yapıyor haliyle. Aynaya baktığında o eski canlı, hani o kendi kendine parlayan bakışları görememek biraz can sıkıcı olabiliyor tabii. Kaşlar hafifçe aşağı doğru eğildiğinde, insan aslında hiç öyle hissetmediği halde yorgun veya sinirliymiş gibi bir ifadeye bürünüyor. Vallahi billahi durup dururken "Neyin var?" sorularına maruz kalmak yoruyor insanı.
Ameliyat kelimesi ilk başta kulağa biraz ürkütücü, biraz mesafeli geliyor, farkındayım. Ama işin aslı, modern tekniklerle bu süreç artık o kadar da korkunç bir senaryo barındırmıyor. Hekim o küçük dokunuşları planlarken, aslında yüzünün kendi anatomik sınırlarına sadık kalıyor. Yani seni bir başkası yapmaya çalışmıyorlar, sadece senin olanı sana geri veriyorlar bir nevi.
Genelde saçlı derinin hemen içinden, hani o dışarıdan bakıldığında asla fark edilmeyecek gizli noktalardan minik kesiler açılıyor. Endoskopik yöntem dedikleri şey tam bir teknoloji harikası abi ya. Küçük kameralarla içeriyi net bir şekilde görerek, dokulara hiç zarar vermeden, nazikçe yukarıya doğru bir taşıma işlemi yapılıyor. Ameliyat dediğin şey bir nevi içerideki mimariyi yeniden düzenlemek aslında...
Tabii herkesin yüz yapısı, deri kalınlığı, kas gücü birbirinden tamamen farklı. Bu yüzden o "fransız askısı" mı olsun, yoksa klasik cerrahi mi sorusunun tek bir doğrusu yok. Doktorun elindeki haritaya göre, senin için en doğal duracak rotayı çizmesi gerekiyor. Önemli olan o kaşı havaya dikmek değil, gözün üzerindeki o ağırlaşmış, çökmüş perdeyi ortadan kaldırmak. Bakışları açmak, ferahlatmak yani.
Lokal anesteziyle de halledilebiliyor bazen, bazen de genel anesteziyle derin bir uykuya dalıyorsun. Uyandığında başında hafif bir gerginlik, belki biraz sızlama hissi olması çok normal. İlk birkaç gün aynadaki o hafif şişlik ve morluklar gözünü korkutmasın sakın. Birkaç güne o dokular yerine alışacak, ödemler yavaş yavaş dağılacak zaten.
İyileşme döneminde aceleci olmamak, vücuda zaman tanımak lazım. Buz uygulaması yapmak, başı hafif yüksekte tutarak uyumak o ilk günlerin konforunu inanılmaz artırıyor. Zaten birkaç hafta içinde, hani o hep hayal ettiğin dinlenmiş ve taze görüntü netleşmeye başlıyor. İnsan o zaman anlıyor yapılan o küçük fedakarlığın değerini...
Bir de şu var; ameliyattan sonra o yapay, şaşırmış gibi duran o korkunç görüntülerden korkuyor insan. Eğer doğru ellerdeysen, o abartılı ve gergin ifadenin oluşması neredeyse imkansız. Amaç zaten senin o yorgun halini silip, yerine daha taze, daha enerjik bir sen koymak. Kendi ifadenin o eski, duru halini yakalamak...
Süreç bittiğinde, aynanın karşısına geçtiğinde o değişimi görmek garip bir mutluluk veriyor. Bakışlarındaki o eski ağırlık gitmiş, gözlerin daha bir belirginleşmiş oluyor. Hayatın koşturmacası içinde kendine yaptığın bu küçük yatırım, yüzündeki o dingin tebessümle fazlasıyla geri dönüyor sanki.
Ameliyat kelimesi ilk başta kulağa biraz ürkütücü, biraz mesafeli geliyor, farkındayım. Ama işin aslı, modern tekniklerle bu süreç artık o kadar da korkunç bir senaryo barındırmıyor. Hekim o küçük dokunuşları planlarken, aslında yüzünün kendi anatomik sınırlarına sadık kalıyor. Yani seni bir başkası yapmaya çalışmıyorlar, sadece senin olanı sana geri veriyorlar bir nevi.
Genelde saçlı derinin hemen içinden, hani o dışarıdan bakıldığında asla fark edilmeyecek gizli noktalardan minik kesiler açılıyor. Endoskopik yöntem dedikleri şey tam bir teknoloji harikası abi ya. Küçük kameralarla içeriyi net bir şekilde görerek, dokulara hiç zarar vermeden, nazikçe yukarıya doğru bir taşıma işlemi yapılıyor. Ameliyat dediğin şey bir nevi içerideki mimariyi yeniden düzenlemek aslında...
Tabii herkesin yüz yapısı, deri kalınlığı, kas gücü birbirinden tamamen farklı. Bu yüzden o "fransız askısı" mı olsun, yoksa klasik cerrahi mi sorusunun tek bir doğrusu yok. Doktorun elindeki haritaya göre, senin için en doğal duracak rotayı çizmesi gerekiyor. Önemli olan o kaşı havaya dikmek değil, gözün üzerindeki o ağırlaşmış, çökmüş perdeyi ortadan kaldırmak. Bakışları açmak, ferahlatmak yani.
Lokal anesteziyle de halledilebiliyor bazen, bazen de genel anesteziyle derin bir uykuya dalıyorsun. Uyandığında başında hafif bir gerginlik, belki biraz sızlama hissi olması çok normal. İlk birkaç gün aynadaki o hafif şişlik ve morluklar gözünü korkutmasın sakın. Birkaç güne o dokular yerine alışacak, ödemler yavaş yavaş dağılacak zaten.
İyileşme döneminde aceleci olmamak, vücuda zaman tanımak lazım. Buz uygulaması yapmak, başı hafif yüksekte tutarak uyumak o ilk günlerin konforunu inanılmaz artırıyor. Zaten birkaç hafta içinde, hani o hep hayal ettiğin dinlenmiş ve taze görüntü netleşmeye başlıyor. İnsan o zaman anlıyor yapılan o küçük fedakarlığın değerini...
Bir de şu var; ameliyattan sonra o yapay, şaşırmış gibi duran o korkunç görüntülerden korkuyor insan. Eğer doğru ellerdeysen, o abartılı ve gergin ifadenin oluşması neredeyse imkansız. Amaç zaten senin o yorgun halini silip, yerine daha taze, daha enerjik bir sen koymak. Kendi ifadenin o eski, duru halini yakalamak...
Süreç bittiğinde, aynanın karşısına geçtiğinde o değişimi görmek garip bir mutluluk veriyor. Bakışlarındaki o eski ağırlık gitmiş, gözlerin daha bir belirginleşmiş oluyor. Hayatın koşturmacası içinde kendine yaptığın bu küçük yatırım, yüzündeki o dingin tebessümle fazlasıyla geri dönüyor sanki.