Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen gün klinikte kahvemi yudumlarken pencereden dışarıya, bahardaki o telaşlı kalabalığa bakıyordum. İçeriye yirmi yedi yirmi sekiz yaşlarında, gözlerinin içi parlayan ama omuzlarında sanki dünyanın yükünü taşıyormuş gibi duran genç bir kadın girdi. Hamileymiş, öyle heyecanlı ki anlatamam... Ama elindeki tahlil sonuçlarına bakıp "Hocam, tartıdaki rakamlar yüzünden bebeğime bir şey olur mu?" diye sorunca, o neşeli havası birden dağılıverdi. İnanın içim cız etti, çünkü kilolu hamile kalmak dünyanın sonu değil ama toplum öyle bir baskı kuruyor ki anne adaylarının üzerinde, vallahi billahi insanı canından bezdirirler. Kilo dediğimiz şey sadece estetik bir kaygı değil elbette, hele ki konu göbeğinizde büyüyen o minik mucize olunca işler biraz değişiyor.
Bizim kapıcı Mustafa Efendi’nin gelini de geçen yıl aynı dertten muzdaripti; hamile kaldığında ibre yüzü geçmişti. Doktoru tansiyondan, şeker yüklemesinden bahsettikçe kızcağız evde ağlama krizlerine girerdi. Obezite denilen o baş belası durum, vücutta sinsice bir hormonal dengesizlik yaratıyor aslında. Yumurtlamayı zorlaştırıyor, hamile kaldıktan sonra da vücudun şeker dengesini altüst ediveriyor. Hani şu gebelik şekeri dedikleri şey var ya, işte o kilolu anneleri biraz daha fazla seviyor maalesef. Vücut iki cana birden yetmeye çalışırken bir de fazla yağ dokusuyla savaşınca insülin motoru su kaynatıyor tabii...
Doğumhanenin koridorlarında yirmi yılımı geçirdim, ne hikayeler, ne korkular gördü bu gözler. Hepsinde de fark ettim ki, aslında en büyük korku o son düzlükte, yani doğum anında yaşanıyor. Kilo fazlalığı olunca, o bebeğin geleceği yol biraz engebeli hale gelebiliyor. Sezaryen ihtimali artıyor mesela, ya da ne bileyim, anestezi uzmanının işi biraz daha zorlaşıyor. Hani bazen her şey yolunda gitsin istersiniz ama yolun kendisi biraz taşlıdır... İşte fazla kilolar da o yoldaki irili ufaklı taşlar gibi, yürünmez mi, bal gibi yürünür ama biraz dikkat etmek şart.
Siz şimdi "E ne yapacağız yani, hiç mi anne olmayalım?" diyeceksiniz haklı olarak. Yok canım, olur mu öyle şey, ne alakası var! Benim buradaki amacım sizi korkutup odalara kapatmak değil, sadece önünüzü görün istiyorum. Hamilelik planlarken ya da o çizgiyi ilk gördüğünüzde bir uzmanın kapısını çalmak, işi şansa bırakmamak en doğrusu. Diyetisyene gitmek ayıp değil ya, tam tersi bebeğinize verdiğiniz ilk ve en güzel hediye. Porsiyonları biraz küçültmek, sabahları o tatlı esintide hafif adımlarla yürümek bile o kadar çok şeyi değiştiriyor ki...
Geçenlerde bir tıp dergisinde okumuştum, aslında makaleye de gerek yok, göz var nizam var. Fazla kilo, anne karnındaki o minik misafirin gelecekteki sağlığını bile etkileyebiliyormuş. Yani biz bugün ne yersek, ne kadar hareket edersek, doğacak çocuğun da metabolizması ona göre şekilleniyor bir nevi. Düşünsenize, daha doğmamış çocuğunuzun geleceğine şimdiden yön veriyorsunuz, muazzam bir sorumluluk değil mi bu? Kendiniz için değilse bile, o hiç görmediğiniz ama deliler gibi sevdiğiniz o küçük kalp için biraz gayret etmeye değmez mi abi ya?
Bizim kapıcı Mustafa Efendi’nin gelini de geçen yıl aynı dertten muzdaripti; hamile kaldığında ibre yüzü geçmişti. Doktoru tansiyondan, şeker yüklemesinden bahsettikçe kızcağız evde ağlama krizlerine girerdi. Obezite denilen o baş belası durum, vücutta sinsice bir hormonal dengesizlik yaratıyor aslında. Yumurtlamayı zorlaştırıyor, hamile kaldıktan sonra da vücudun şeker dengesini altüst ediveriyor. Hani şu gebelik şekeri dedikleri şey var ya, işte o kilolu anneleri biraz daha fazla seviyor maalesef. Vücut iki cana birden yetmeye çalışırken bir de fazla yağ dokusuyla savaşınca insülin motoru su kaynatıyor tabii...
Doğumhanenin koridorlarında yirmi yılımı geçirdim, ne hikayeler, ne korkular gördü bu gözler. Hepsinde de fark ettim ki, aslında en büyük korku o son düzlükte, yani doğum anında yaşanıyor. Kilo fazlalığı olunca, o bebeğin geleceği yol biraz engebeli hale gelebiliyor. Sezaryen ihtimali artıyor mesela, ya da ne bileyim, anestezi uzmanının işi biraz daha zorlaşıyor. Hani bazen her şey yolunda gitsin istersiniz ama yolun kendisi biraz taşlıdır... İşte fazla kilolar da o yoldaki irili ufaklı taşlar gibi, yürünmez mi, bal gibi yürünür ama biraz dikkat etmek şart.
Siz şimdi "E ne yapacağız yani, hiç mi anne olmayalım?" diyeceksiniz haklı olarak. Yok canım, olur mu öyle şey, ne alakası var! Benim buradaki amacım sizi korkutup odalara kapatmak değil, sadece önünüzü görün istiyorum. Hamilelik planlarken ya da o çizgiyi ilk gördüğünüzde bir uzmanın kapısını çalmak, işi şansa bırakmamak en doğrusu. Diyetisyene gitmek ayıp değil ya, tam tersi bebeğinize verdiğiniz ilk ve en güzel hediye. Porsiyonları biraz küçültmek, sabahları o tatlı esintide hafif adımlarla yürümek bile o kadar çok şeyi değiştiriyor ki...
Geçenlerde bir tıp dergisinde okumuştum, aslında makaleye de gerek yok, göz var nizam var. Fazla kilo, anne karnındaki o minik misafirin gelecekteki sağlığını bile etkileyebiliyormuş. Yani biz bugün ne yersek, ne kadar hareket edersek, doğacak çocuğun da metabolizması ona göre şekilleniyor bir nevi. Düşünsenize, daha doğmamış çocuğunuzun geleceğine şimdiden yön veriyorsunuz, muazzam bir sorumluluk değil mi bu? Kendiniz için değilse bile, o hiç görmediğiniz ama deliler gibi sevdiğiniz o küçük kalp için biraz gayret etmeye değmez mi abi ya?