Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Meme küçültme veya dikleştirme operasyonlarında cerrahın bisturiyi vurduğu an, aslında o çok korkulan izin anatomisinin başladığı andır vallahi. Vertikal teknik dediğimiz o dikey hat, meme başının alt sınırından başlar ve inframammary katlantı çizgisine yani memenin tam altındaki o doğal oluğa kadar uzanır. Buradaki mesele dermis tabakasının altındaki kolajen liflerinin o kesi hattında nasıl bir köprü kuracağıyla alakalı; vücut orayı aceleyle onarmak isterken fibroblatları kontrolsüzce sahaya sürerse, işte o zaman iz dediğimiz şey belirginleşiyor. Ha, bir de periareolar yaklaşım var ki, o renk geçişinin tam sınırına gizlendiği için gözü nispeten daha az tırmalar... Tabii memenin hacmi ve sarkma derecesi müsaade ediyorsa bu şansınız var, yoksa o ters T kesisi kaçınılmaz bir realite olarak karşımıza çıkıyor abi.
Silikon protez yerleştirilirken kullanılan inframammary insizyon, meme altı katlantısının o gölge düşen kıvrımına saklandığı için estetik açıdan en masum duran cerrahilerden biridir aslında. Tabii orada da derin fasya ve pektoral kas üzerindeki dissection derinliği, dokunun postoperatif dönemdeki mikro sirkülasyonunu doğrudan etkiliyor. Eğer o bölgede mikroskobik düzeyde de olsa bir hematom veya seroma birikirse, cilt üzerindeki baskı artıyor ve dikiş hattı genişlemeye başlıyor; yani her şey dışarıdan göründüğü gibi basit bir çizgi değil. İyileşme fazının erken dönemindeki o inflamasyon sürecini ne kadar baskılarsanız, fibroblast proliferasyonu da o denli kontrollü gidiyor... Yara dudağının karşılıklı simetrisi ve epidermal adaptasyon tam sağlanmadığında, dikişler ne kadar estetik atılırsa atılsın, sonuç hüsran olabilir.
Ameliyattan sonraki o ilk birkaç ay cildin remodelling, yani yeniden yapılanma evresidir ki burası keloid veya hipertrofik skatris riskinin tavan yaptığı yerdir, billahi abartmıyorum. Genetik yatkınlığınız varsa, vücut yarayı kapatmak için deli gibi vaskülarize doku üretir ve o incecik çizgi bir bakmışsınız pembe, kabarık, sert bir yapıya dönüşüvermiş. İşte bu evrede silikon jel tabakaları veya poliüretan bazlı basılı giysileri kullanmak, o bölgedeki lokal oksijenasyon ve kapiler baskıyı optimize etmek için şart. Dokunun hidrasyonunu yüksek tutmazsanız cerrahın attığı o mikroskobik dikişlerin hiçbir hükmü kalmaz, matris yapısı bozulur. Yani iş ameliyat masasında bitmiyor, sonrasındaki hücresel mekanizmayı da doğru yönetmek gerekiyor cerrahi sonrası süreçte...
Meme başı çevresinden yapılan yarım ay şeklindeki kesiler, yani peri-areolar yaklaşımlar o renk konturunun avantajını sonuna kadar kullanır ama orada da montgomery bezlerinin anatomik yapısı işi bozabilir bazen. Cildin melanosit yoğunluğu, yani o ten renginizi belirleyen hücrelerin karakteri, yara izinin son rengini doğrudan belirleyen temel faktördür diyebiliriz. Esmer tenlilerde hiperpigmentasyon riski, yani izin koyulaşarak belirginleşmesi çok daha sık rastlanan bir durumken, açık tenlilerde o hat daha ziyade hipopigmente, yani sedefi bir beyazlığa doğru evrilir. Hangi gruptasınız, cildiniz sebum üretimi ve elastikiyet dengesi açısından ne durumda... Bunları analiz etmeden "bende hiç iz kalmaz" demeyin, çünkü cildin alt katmanlarındaki gerilim kuvvetleri her saniye o dikişi dışarı doğru çekiştiriyor.
Silikon protez yerleştirilirken kullanılan inframammary insizyon, meme altı katlantısının o gölge düşen kıvrımına saklandığı için estetik açıdan en masum duran cerrahilerden biridir aslında. Tabii orada da derin fasya ve pektoral kas üzerindeki dissection derinliği, dokunun postoperatif dönemdeki mikro sirkülasyonunu doğrudan etkiliyor. Eğer o bölgede mikroskobik düzeyde de olsa bir hematom veya seroma birikirse, cilt üzerindeki baskı artıyor ve dikiş hattı genişlemeye başlıyor; yani her şey dışarıdan göründüğü gibi basit bir çizgi değil. İyileşme fazının erken dönemindeki o inflamasyon sürecini ne kadar baskılarsanız, fibroblast proliferasyonu da o denli kontrollü gidiyor... Yara dudağının karşılıklı simetrisi ve epidermal adaptasyon tam sağlanmadığında, dikişler ne kadar estetik atılırsa atılsın, sonuç hüsran olabilir.
Ameliyattan sonraki o ilk birkaç ay cildin remodelling, yani yeniden yapılanma evresidir ki burası keloid veya hipertrofik skatris riskinin tavan yaptığı yerdir, billahi abartmıyorum. Genetik yatkınlığınız varsa, vücut yarayı kapatmak için deli gibi vaskülarize doku üretir ve o incecik çizgi bir bakmışsınız pembe, kabarık, sert bir yapıya dönüşüvermiş. İşte bu evrede silikon jel tabakaları veya poliüretan bazlı basılı giysileri kullanmak, o bölgedeki lokal oksijenasyon ve kapiler baskıyı optimize etmek için şart. Dokunun hidrasyonunu yüksek tutmazsanız cerrahın attığı o mikroskobik dikişlerin hiçbir hükmü kalmaz, matris yapısı bozulur. Yani iş ameliyat masasında bitmiyor, sonrasındaki hücresel mekanizmayı da doğru yönetmek gerekiyor cerrahi sonrası süreçte...
Meme başı çevresinden yapılan yarım ay şeklindeki kesiler, yani peri-areolar yaklaşımlar o renk konturunun avantajını sonuna kadar kullanır ama orada da montgomery bezlerinin anatomik yapısı işi bozabilir bazen. Cildin melanosit yoğunluğu, yani o ten renginizi belirleyen hücrelerin karakteri, yara izinin son rengini doğrudan belirleyen temel faktördür diyebiliriz. Esmer tenlilerde hiperpigmentasyon riski, yani izin koyulaşarak belirginleşmesi çok daha sık rastlanan bir durumken, açık tenlilerde o hat daha ziyade hipopigmente, yani sedefi bir beyazlığa doğru evrilir. Hangi gruptasınız, cildiniz sebum üretimi ve elastikiyet dengesi açısından ne durumda... Bunları analiz etmeden "bende hiç iz kalmaz" demeyin, çünkü cildin alt katmanlarındaki gerilim kuvvetleri her saniye o dikişi dışarı doğru çekiştiriyor.