Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya bakıp o eksikliği hissetmek, giydiğin elbisenin içinde bir türlü o doluluğu bulamamak... Kadınlığın o en mahrem, en sessiz çatışmasıdır belki de bu. Hani bıçak altına yatma fikri insanı ürkütür, için bir tuhaf olur ya, işte tam o eşikte durup düşünürsün. Meme büyütme ameliyatı dedikleri şey aslında sadece bir cerrahi müdahale değil, o aynadaki yabancıyla barışma hikayesi sanki. İlk adım o kadar mühim ki, doğru doktoru bulmak, onun odasına girip derdini anlatabilmek... Vallahi kolay iş değil, büyük cesaret ister.
Doktor koltuğuna oturduğunda karşına çıkan o geometrik hesaplar, mililitreler, CC'ler kafanı allak bullak eder önce. Damla modeli mi olsun, yuvarlak mı, kas altı mı daha iyi yoksa kas üstü mü derken... İnsan bir an "Ben ne yapıyorum?" hissine kapılıyor işte. Orada önemli olan senin ne istediğin kadar, vücudunun neyi taşıyabileceği. Herkesin anatomisi, göğüs duvarının genişliği, deri esnekliği öyle farklı ki. Hekim o sihirli dokunuşu planlarken aslında senin gelecekteki o özgüvenli duruşunun resmini çiziyor.
Ameliyat sabahı o hastane koridorunun serinliği insanın içine işler, yalan yok. Ama korkunun ecele faydası yok derler ya, o steril odaya girdiğin an artık dönüşü olmayan ama sonu güzel bitecek bir yolculuk başlıyor. Genellikle genel anestezi altında yapılıyor bu operasyon, yani sen derin, tatlı bir uykudayken her şey olup bitiyor. Cerrah, daha önce seninle birlikte karar verdiği o küçük kesiyi açıyor usulca. Ya meme altı çizgisinden, ya meme başının o koyu renkli kenarından... Bazen de koltuk altından giriliyor ama en yaygını o gizli meme altı kıvrımı galiba.
O hazırlanan küçük cebe yerleştirilen silikon protez, aslında sadece bir jel parçası değil, senin yeni silüetin. Kasın arkasına mı saklanacak o koruyucu kalkan, yoksa hemen meme dokusunun altına mı yerleşecek? İşte burası tamamen senin dokunun kalitesine, o hani nasıl derler, cildinin kalınlığına bağlı. Eğer çok zayıfsan, meme dokun azsa kas altı o kadar doğal duruyor ki... Dışarıdan bakıldığında yapay durmasın, kimse anlamasın istersin ya hep, işte o doğallığın sırrı bu ince teknik detaylarda gizli.
Gözünü açtığında göğsünde bir baskı, bir doluluk hissi... İlk günler biraz zor geçebilir abi yalan söylemeye gerek yok, sanki göğsüne ağır bir taş oturmuş gibi bir his. O medikal sütyenin sıkılığı, dikişlerin sızısı... Ama hepsi geçiyor, birkaç güne o ilk sertlik yerini yavaş yavaş hafiflemeye bırakıyor. Ağrı kesiciler bu yüzden var zaten, o ilk dönemi konforlu atlatasın diye. Kendine zaman tanımalısın, o protezlerin aşağı inmesi, dokunun yumuşaması öyle bir günde olacak iş değil sonuçta.
İyileşme süreci sabır isteyen, sakin akan bir nehir gibi adeta. Kolları çok yukarı kaldırmamak, ağır poşetleri taşımaktan kaçınmak, bir süre spora ara vermek gerekiyor. İnsan hemen gidip o en sevdiği dekolteli bluzu giymek istiyor ama... Dur bakalım, vücudunun o yeni misafirleri kabullenmesi, onları kendi parçası gibi sarmalaması için birkaç aya ihtiyacı var. Aynaya her baktığında o değişimi, o yavaş ama kararlı güzelleşmeyi gördükçe insan iyi ki yapmışım diyor, billahi değiyor tüm bu zahmete.
Doktor koltuğuna oturduğunda karşına çıkan o geometrik hesaplar, mililitreler, CC'ler kafanı allak bullak eder önce. Damla modeli mi olsun, yuvarlak mı, kas altı mı daha iyi yoksa kas üstü mü derken... İnsan bir an "Ben ne yapıyorum?" hissine kapılıyor işte. Orada önemli olan senin ne istediğin kadar, vücudunun neyi taşıyabileceği. Herkesin anatomisi, göğüs duvarının genişliği, deri esnekliği öyle farklı ki. Hekim o sihirli dokunuşu planlarken aslında senin gelecekteki o özgüvenli duruşunun resmini çiziyor.
Ameliyat sabahı o hastane koridorunun serinliği insanın içine işler, yalan yok. Ama korkunun ecele faydası yok derler ya, o steril odaya girdiğin an artık dönüşü olmayan ama sonu güzel bitecek bir yolculuk başlıyor. Genellikle genel anestezi altında yapılıyor bu operasyon, yani sen derin, tatlı bir uykudayken her şey olup bitiyor. Cerrah, daha önce seninle birlikte karar verdiği o küçük kesiyi açıyor usulca. Ya meme altı çizgisinden, ya meme başının o koyu renkli kenarından... Bazen de koltuk altından giriliyor ama en yaygını o gizli meme altı kıvrımı galiba.
O hazırlanan küçük cebe yerleştirilen silikon protez, aslında sadece bir jel parçası değil, senin yeni silüetin. Kasın arkasına mı saklanacak o koruyucu kalkan, yoksa hemen meme dokusunun altına mı yerleşecek? İşte burası tamamen senin dokunun kalitesine, o hani nasıl derler, cildinin kalınlığına bağlı. Eğer çok zayıfsan, meme dokun azsa kas altı o kadar doğal duruyor ki... Dışarıdan bakıldığında yapay durmasın, kimse anlamasın istersin ya hep, işte o doğallığın sırrı bu ince teknik detaylarda gizli.
Gözünü açtığında göğsünde bir baskı, bir doluluk hissi... İlk günler biraz zor geçebilir abi yalan söylemeye gerek yok, sanki göğsüne ağır bir taş oturmuş gibi bir his. O medikal sütyenin sıkılığı, dikişlerin sızısı... Ama hepsi geçiyor, birkaç güne o ilk sertlik yerini yavaş yavaş hafiflemeye bırakıyor. Ağrı kesiciler bu yüzden var zaten, o ilk dönemi konforlu atlatasın diye. Kendine zaman tanımalısın, o protezlerin aşağı inmesi, dokunun yumuşaması öyle bir günde olacak iş değil sonuçta.
İyileşme süreci sabır isteyen, sakin akan bir nehir gibi adeta. Kolları çok yukarı kaldırmamak, ağır poşetleri taşımaktan kaçınmak, bir süre spora ara vermek gerekiyor. İnsan hemen gidip o en sevdiği dekolteli bluzu giymek istiyor ama... Dur bakalım, vücudunun o yeni misafirleri kabullenmesi, onları kendi parçası gibi sarmalaması için birkaç aya ihtiyacı var. Aynaya her baktığında o değişimi, o yavaş ama kararlı güzelleşmeyi gördükçe insan iyi ki yapmışım diyor, billahi değiyor tüm bu zahmete.