Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Marka logolarının arkasındaki o süslü "gurme" ya da "premium" yazılarını bir kenara bırakalım öncelikle. Rafta duran o parlak paketlerin üzerindeki sevimli kedi köpek resimleri bizi hep duygusal yerimizden yakalıyor ama işin aslı arkadaki o küçücük yazılmış içerik tablosunda saklı. İlk üç malzemeye bakın derim; eğer orada gerçek et yerine mısır, buğday veya ne idüğü belirsiz tahıl türevleri görüyorsanız, o paketi yavaşça yerine bırakın. Dostumuzun doğası gereği proteine, hem de kaliteli hayvansal proteine ihtiyacı var, gerisi sadece cüzdanı boşaltan birer dolgu malzemesi...
Kediniz ya da köpeğiniz kaç yaşında, gün içinde ne kadar hareket ediyor, kısırlaştırıldı mı yoksa koltuktan kalkmayan bir tembel mi? Hepsini tek tek tartmak gerekiyor çünkü altı aylık kıpır kıpır bir yavrunun yaktığı enerjiyle, köşesinde pinekeleyen sekiz yaşındaki bir kıdemlinin kalori ihtiyacı taban tabana zıt. Kalkıp da yaşlı hayvana yüksek enerjili mama verirseniz obeziteye davetiye çıkarırsınız, vallahi billahi sonra kilo verdirmek için kırk takla atarsınız.
Paketin arkasını çevirdiniz ve "kurutulmuş et unu" ya da direkt "et" ibaresini gördünüz, tamam buraya kadar her şey yolunda. Peki ya hemen yanındaki o yan ürünler, renklendiriciler, yapay koruyucular ne olacak? İçinde kimyasal barındıran, raf ömrü uzasın diye yapay antioksidanlarla doldurulmuş ürünler uzun vadede dostumuzun karaciğerini, böbreğini yormaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Hani biz de paketli gıdalardan kaçıyoruz ya, aynen o hesap işte...
Kuru mama pratik, kabul ediyorum, döküyorsun kaba gün boyu kalıyor. Ama sadece kuru mamayla beslenen bir canlı, özellikle de kediler, ihtiyaç duydukları suyu sadece su kaplarından karşılayamazlar. Haftada en azından birkaç kez kaliteli bir yaş mama ile o sıvı dengesini kurmak, ileride yaşanacak böbrek taşlarının, idrar yolu enfeksiyonlarının önüne geçmek için o kadar kritik ki. Hem hangimiz her gün sadece bisküvi yiyerek mutlu olabiliriz ki, biraz da damak tadı lazım canım!
Piyasadaki fiyatlar uçmuş gidiyor, farkındayım, bazen cüzdanı korumak adına en ucuz seçeneğe eliniz gidiyor olabilir. Fakat bugün mamadan kıstığınız o üç beş kuruş, yarın veteriner kliniklerindeki o upuzun faturalar olarak karşınıza çıkabilir, bunu hiç unutmayın. Ucuz mama demek kalitesiz hammadde demek, bu da dostumuzun bağışıklık sisteminin çökmesi anlamına geliyor. Bütçeyi sarsmayacak ama kaliteden de ödün vermeyecek o optimum dengeyi bulmak şart.
Alerji meselesi de tam bir baş belası, hayvan sürekli patilerini mi yalıyor, kulaklarını mı kaşıyor? Hemen mamayı suçlamayın belki ama şüphelenmekte fayda var zira tavuklu mamalar bazı bünyelerde inanılmaz kaşıntı ve tüy dökülmesi yapabiliyor. Böyle durumlarda somonlu, kuzulu ya da hipoalerjenik alternatiflere yönelmek hayat kurtarıcı olabilir. Deneme yanılma yoluyla onun vücudunun neye tepki verdiğini en iyi siz gözlemlersiniz, ne de olsa onu en iyi tanıyan sizsiniz.
Son olarak, internetteki o uzman geçinen forum köşelerindeki her yoruma balıklama atlamayın derim. Her hayvanın metabolizması, damak tadı, alerjik reaksiyonları tamamen kendine hastır; komşunun köpeğine çok iyi gelen bir mama sizinkinde ishale yol açabilir. En doğrusu, güvendiğiniz bir veteriner hekimle el ele verip, dostunuzun kan değerlerine ve genel sağlık durumuna göre ortak bir rota çizmek...
Kediniz ya da köpeğiniz kaç yaşında, gün içinde ne kadar hareket ediyor, kısırlaştırıldı mı yoksa koltuktan kalkmayan bir tembel mi? Hepsini tek tek tartmak gerekiyor çünkü altı aylık kıpır kıpır bir yavrunun yaktığı enerjiyle, köşesinde pinekeleyen sekiz yaşındaki bir kıdemlinin kalori ihtiyacı taban tabana zıt. Kalkıp da yaşlı hayvana yüksek enerjili mama verirseniz obeziteye davetiye çıkarırsınız, vallahi billahi sonra kilo verdirmek için kırk takla atarsınız.
Paketin arkasını çevirdiniz ve "kurutulmuş et unu" ya da direkt "et" ibaresini gördünüz, tamam buraya kadar her şey yolunda. Peki ya hemen yanındaki o yan ürünler, renklendiriciler, yapay koruyucular ne olacak? İçinde kimyasal barındıran, raf ömrü uzasın diye yapay antioksidanlarla doldurulmuş ürünler uzun vadede dostumuzun karaciğerini, böbreğini yormaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Hani biz de paketli gıdalardan kaçıyoruz ya, aynen o hesap işte...
Kuru mama pratik, kabul ediyorum, döküyorsun kaba gün boyu kalıyor. Ama sadece kuru mamayla beslenen bir canlı, özellikle de kediler, ihtiyaç duydukları suyu sadece su kaplarından karşılayamazlar. Haftada en azından birkaç kez kaliteli bir yaş mama ile o sıvı dengesini kurmak, ileride yaşanacak böbrek taşlarının, idrar yolu enfeksiyonlarının önüne geçmek için o kadar kritik ki. Hem hangimiz her gün sadece bisküvi yiyerek mutlu olabiliriz ki, biraz da damak tadı lazım canım!
Piyasadaki fiyatlar uçmuş gidiyor, farkındayım, bazen cüzdanı korumak adına en ucuz seçeneğe eliniz gidiyor olabilir. Fakat bugün mamadan kıstığınız o üç beş kuruş, yarın veteriner kliniklerindeki o upuzun faturalar olarak karşınıza çıkabilir, bunu hiç unutmayın. Ucuz mama demek kalitesiz hammadde demek, bu da dostumuzun bağışıklık sisteminin çökmesi anlamına geliyor. Bütçeyi sarsmayacak ama kaliteden de ödün vermeyecek o optimum dengeyi bulmak şart.
Alerji meselesi de tam bir baş belası, hayvan sürekli patilerini mi yalıyor, kulaklarını mı kaşıyor? Hemen mamayı suçlamayın belki ama şüphelenmekte fayda var zira tavuklu mamalar bazı bünyelerde inanılmaz kaşıntı ve tüy dökülmesi yapabiliyor. Böyle durumlarda somonlu, kuzulu ya da hipoalerjenik alternatiflere yönelmek hayat kurtarıcı olabilir. Deneme yanılma yoluyla onun vücudunun neye tepki verdiğini en iyi siz gözlemlersiniz, ne de olsa onu en iyi tanıyan sizsiniz.
Son olarak, internetteki o uzman geçinen forum köşelerindeki her yoruma balıklama atlamayın derim. Her hayvanın metabolizması, damak tadı, alerjik reaksiyonları tamamen kendine hastır; komşunun köpeğine çok iyi gelen bir mama sizinkinde ishale yol açabilir. En doğrusu, güvendiğiniz bir veteriner hekimle el ele verip, dostunuzun kan değerlerine ve genel sağlık durumuna göre ortak bir rota çizmek...