Lazer sonrası gözlük kullanılır mı?

Lazer sonrası gözlük kullanılır mı?

Cengiz Demir

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
421
Tepkime puanı
0
Cengiz Demir
Yıllarca o ağır çerceveleri burnunun üstünde taşımışsın, sabah uyanır uyanmaz elin ilk olarak komodinin üzerine gitmiş hani... Sonra bir cesaret, bir umut masaya yatıyorsun. O lazer ışığı çakıp sönerken aslında sadece kornean şekil almıyor, sanki bütün o bağımlılığını, o kısıtlanmışlık hissini orada, o steril ameliyathanede bırakıp çıkacağını sanıyorsun. İnsan gerçekten tam olarak böyle hissediyor abi, dünyayı yeniden keşfedecekmiş gibi bir heyecan kaplıyor içini. Ama gel gör ki hayat bazen o kadar da çizgisel ilerlemiyor işte, çizdirdim ve bitti demek kadar basit olmuyor her zaman.

Ameliyattan aylar sonra bir akşam vakti arabayla eve dönerken, o karşıdan gelen araçların farları gözünü hafifçe almaya başladığında insan birden duraksıyor. Acaba mı diyorsun kendi kendine... O eski tanıdık bulanıklık, hani o belirsiz sis perdesi hafiften yine mi sızıyor içeriye? Doktora gidip de o harfleri okumaya çalışırken, hafif bir derece kaldığını veya korneanın kendini toplama sürecinde ufak bir sapma yaptığını öğrendiğinde insanın içini garip bir kırgınlık kaplıyor vallahi. Bütün o süreç, o damlalar, o beklenti... Yine mi o gözlükçünün kapısından içeri girilecek yani şimdi?

Bazen sadece gece sürüşlerinde, bazen de bilgisayar başında saatlerce ekrana bakarken o dinlendirici denilen gözlükleri takmak zorunda kalabiliyor insan. Doktorlar buna numara geri gelmesi demiyor belki, gözün doğal yapısının bir parçası diyorlar ama günün sonunda o çerçeve yine burnunun ucunda duruyor işte. Sıfır numara bir göz beklentisiyle girilen o yolda, bazen yarım numara bir astigmatla barışmak zorunda kalabiliyorsun. Ne tamamen eski karanlığındasın ne de hayal ettiğin o kusursuz berraklıkta... Tam ortada bir yerde, camın arkasından dünyaya bakmanın o garip hafifliğini tekrar hissediyorsun.

İşin bir de yaşlılık tarafı var ki, orası daha da acayip bir hissettiriyor adama. İstersen dünyanın en iyi cerrahına git, en gelişmiş femtosaniye lazer cihazına emanet et kendini... Yaş kırk beş dedi mi, o gözün içindeki mercek hafif hafif esnekliğini kaybetmeye başlıyor zaten. Uzak netleşti derken bu sefer yakın bulanıklaşıyor; garsonun getirdiği menüyü uzaktan okumaya çalışırken buluyorsun kendini. Lazeri uzaktaki kusur için olmuştun hani, peki bu yakındaki sis nereden çıktı şimdi? Doğa kendi bildiğini okuyor bir şekilde, senin ameliyat masasında ne kadar umut beslediğine hiç bakmadan...

Gözlükçüye tekrar gidip çerçeve seçerken duyulan o hafif mahcubiyet... Hani eşe dosta "Ben artık kurtuldum bu dertten" dedikten sonra o gözlüğü çantaya sessizce atmak var ya. Ama bir yandan da düşününce, ameliyattan önceki o eksi altıların, eksi yedilerin çaresizliği nerede, şimdiki o hafif numaralar nerede? Belki de beklentiyi çok ama çok yüksek tutuyoruz, her şeyi bir anda pürüzsüz kılmak istiyoruz hayatımızda. Yine de insan sormadan edemiyor kendine; o kadar acıya, o kadar masrafa ve strese gerçekten değdi mi acaba...

Dinlendirici niyetine takılan bir filtre, parlamaları önleyen özel bir kaplama veya sırf o ince ayrıntıları seçebilmek için çekmecede bekletilen bir çerçeve... Lazer olmak, bir daha asla gözlüğe dokunmayacaksın anlamına gelmiyor çoğu zaman. Sadece gözlükle olan ilişkinin şekli değişiyor, zorunluluktan çıkıp biraz daha ihtiyaç veya konfor meselesine dönüşüyor. İnsan bunu zamanla, o ilk hayal kırıklığının tortusu çöktükten sonra çok daha net anlıyor...
 
Geri