Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Azı dişlerinin üzerine binen o tonlarca basınç, o çiğneme gücü yok mu, hani 800-900 newtonlara kadar çıkan mekanik yüklerden bahsediyorum; işte tam da bu yüzden zirkonyum oksitin monolitik, yani yekpare formu arka bölgede ezber bozuyor. Yıllarca metal destekli porselenlerle idare ettik, altyapıdaki nikel-krom ya da kobalt-krom alaşımlar zamanla diş eti sınırında o gri gölgeyi bıraktı durdu. Tetragonal zirkonya kristallerinin yttrium stabilizeri ile faz değiştirmesi, yani o meşhur yttria-stabilized tetragonal zirconia polycrystal (Y-TZP) teknolojisi sayesinde, malzeme çatlamaya karşı inanılmaz bir direnç kazanıyor. Çiğneme esnasında mikro bir çatlak oluşmaya başladığı an, kristal yapısı monoclinic faza geçerek genleşiyor ve çatlağın ilerlemesini tabiri caizse kendi kendine tıkıyor; valla bak, doğanın fiziğini alıp ağız içine kopyalamış adamlar. Yine de katmanlı porselen uygulayayım dersen, yani zirkonyum çekirdeğin üzerine feldspatik porselen işlersen, o üstteki estetik seramik chipping dediğimiz atma riskini taşır her zaman, bu detayı sakın unutma.
Çiğneme kuvveti posterior bölgede maksimuma ulaştığında estetikten önce biyomekanik dayanıklılık konuşur, o yüzden ışık geçirgenliği ile bükülme direnci arasındaki o ince çizgiyi iyi çekmek şart. Yüksek translesent yani yüksek ışık geçirgenliğine sahip 5Y-TZP gibi yeni nesil zirkonyumlar estetik olarak harika işler çıkarıyor ama eğilme direnci 600-800 MPa seviyelerine düşüyor; oysa geleneksel 3Y zirkonyumda bu değer 1200 MPa sınırını aşıyor, resmen çelik gibi. Hangi bloğu seçeceğin tamamen senin o arka dişteki oklüzal mesafene, yani dişler kapandığında karşıt dişle olan dikey aralığa bağlı. Eğer diş hekimin preparasyon yaparken, yani dişi küçültürken 1.5 - 2 milimetrelik o ideal servikal ve oklüzal basamağı açamazsa, tıkış pışık bir alana o dirençli bloğu sığdırmak imkansızlaşır... Hani dişi gereksiz yere aşındırmayalım dersin ama ince kalan malzeme de o yükün altında çat diye...
Ağız içindeki o ıslak, asidik ve sürekli sıcaklık değişimi yaşanan dinamik ekosistem, marjinal uyum dediğimiz restorasyon kenarı ile diş dokusu arasındaki boşluğun sıfıra yakın olmasını zorunlu kılıyor. CAD/CAM sistemleriyle, yani bilgisayar destekli tarama ve kazıma teknolojisiyle üretilen zirkonyum altyapılarda kenar sızıntısı marjini 30-50 mikron seviyelerine kadar inebiliyor, bu da bakteri plağının o sınıra tutunmasını neredeyse imkansız hale getiriyor. Bak şimdi, metal porselenlerdeki o kaba döküm hassasiyetsizliği yok burada; lazer tarayıcı dişi tarıyor, elmas uçlu frezler bloğu mikron düzeyinde yontuyor. Fakat iş sadece kazımakla bitmiyor ki; fırınlama yani sinterleme aşamasındaki %20’lik büzülme payını yazılımın doğru hesaplaması gerek, yoksa o crown dişe oturmaz, darlanır kalırsın clinic koltuğunda. Rezin simanlarla yapılan adezif simantasyon protokolü de cabası; zirkonyumun iç yüzeyine alüminyum oksit kumlaması yapıp MDP içerikli primer sürmezsen, vallahi billahi o restorasyon birkaç yıla kalmaz düşer, yerinden oynar.
Sertlik meselesi kafanı kurcalıyor değil mi, karşıt dişi aşındırır mı acaba bu kadar sert bir materyal diye sorup duruyorsun kendi kendine. İşin püf noktası tamamen yüzey mikrosertliği ve cilalama kalitesinde saklı; iyi glaze edilmiş, oklüzal uyumlanması mükemmel yapılmış ve elmas patlarla parlatılmış yekpare zirkonyum, inan bana doğal mine dokusuna feldspatik porselenden çok daha az zarar verir. Yüzeydeki o mikro pürüzlülükleri zımparalamazsan, zımpara kağıdı gibi karşıdaki doğal azı dişini rendeler durur, zamanla karşıt dişin boyu kısalır. Hele bir de gece diş sıkan, yani bruksizm hastasıysan, porselen atmalarıyla uğraşmaktansa monolitik zirkonyum kullanmak hayat kurtarır, diş hekiminin işini inanılmaz rahatlatır. Ama o kapanış temaslarını, yani centric ve eccentric oklüzyon ayarlarını artikülasyon kağıdıyla santim santim, nokta nokta kontrol etmek şart... Yoksa yüksek kalan bir nokta, o devasa kuvveti tek bir köğe odaklayıp periodontal lifleri harap eder.
Çiğneme kuvveti posterior bölgede maksimuma ulaştığında estetikten önce biyomekanik dayanıklılık konuşur, o yüzden ışık geçirgenliği ile bükülme direnci arasındaki o ince çizgiyi iyi çekmek şart. Yüksek translesent yani yüksek ışık geçirgenliğine sahip 5Y-TZP gibi yeni nesil zirkonyumlar estetik olarak harika işler çıkarıyor ama eğilme direnci 600-800 MPa seviyelerine düşüyor; oysa geleneksel 3Y zirkonyumda bu değer 1200 MPa sınırını aşıyor, resmen çelik gibi. Hangi bloğu seçeceğin tamamen senin o arka dişteki oklüzal mesafene, yani dişler kapandığında karşıt dişle olan dikey aralığa bağlı. Eğer diş hekimin preparasyon yaparken, yani dişi küçültürken 1.5 - 2 milimetrelik o ideal servikal ve oklüzal basamağı açamazsa, tıkış pışık bir alana o dirençli bloğu sığdırmak imkansızlaşır... Hani dişi gereksiz yere aşındırmayalım dersin ama ince kalan malzeme de o yükün altında çat diye...
Ağız içindeki o ıslak, asidik ve sürekli sıcaklık değişimi yaşanan dinamik ekosistem, marjinal uyum dediğimiz restorasyon kenarı ile diş dokusu arasındaki boşluğun sıfıra yakın olmasını zorunlu kılıyor. CAD/CAM sistemleriyle, yani bilgisayar destekli tarama ve kazıma teknolojisiyle üretilen zirkonyum altyapılarda kenar sızıntısı marjini 30-50 mikron seviyelerine kadar inebiliyor, bu da bakteri plağının o sınıra tutunmasını neredeyse imkansız hale getiriyor. Bak şimdi, metal porselenlerdeki o kaba döküm hassasiyetsizliği yok burada; lazer tarayıcı dişi tarıyor, elmas uçlu frezler bloğu mikron düzeyinde yontuyor. Fakat iş sadece kazımakla bitmiyor ki; fırınlama yani sinterleme aşamasındaki %20’lik büzülme payını yazılımın doğru hesaplaması gerek, yoksa o crown dişe oturmaz, darlanır kalırsın clinic koltuğunda. Rezin simanlarla yapılan adezif simantasyon protokolü de cabası; zirkonyumun iç yüzeyine alüminyum oksit kumlaması yapıp MDP içerikli primer sürmezsen, vallahi billahi o restorasyon birkaç yıla kalmaz düşer, yerinden oynar.
Sertlik meselesi kafanı kurcalıyor değil mi, karşıt dişi aşındırır mı acaba bu kadar sert bir materyal diye sorup duruyorsun kendi kendine. İşin püf noktası tamamen yüzey mikrosertliği ve cilalama kalitesinde saklı; iyi glaze edilmiş, oklüzal uyumlanması mükemmel yapılmış ve elmas patlarla parlatılmış yekpare zirkonyum, inan bana doğal mine dokusuna feldspatik porselenden çok daha az zarar verir. Yüzeydeki o mikro pürüzlülükleri zımparalamazsan, zımpara kağıdı gibi karşıdaki doğal azı dişini rendeler durur, zamanla karşıt dişin boyu kısalır. Hele bir de gece diş sıkan, yani bruksizm hastasıysan, porselen atmalarıyla uğraşmaktansa monolitik zirkonyum kullanmak hayat kurtarır, diş hekiminin işini inanılmaz rahatlatır. Ama o kapanış temaslarını, yani centric ve eccentric oklüzyon ayarlarını artikülasyon kağıdıyla santim santim, nokta nokta kontrol etmek şart... Yoksa yüksek kalan bir nokta, o devasa kuvveti tek bir köğe odaklayıp periodontal lifleri harap eder.