Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
İlk günlerin o can sıkıcı, zonklayan sızısını gözünüzde büyütüp de kendinize dünyayı dar etmeyin boşuna; o bölgenin doğası gereği ilk kırk sekiz saat biraz diş sıkmayı gerektirir ama geçecek, vallahi bak. Ameliyattan çıkınca lokal anestezinin etkisi yavaş yavaş çekilirken hani böyle ince ince bir yanma baş gösterir ya, işte tam orada sabırlı olmak ve doktorun yazdığı o ağrı kesicilere sadık kalmak her şeyin ilacı. Vücut o bölgedeki doku değişimine ilk başta tepki gösteriyor, ödem yapıyor, geriliyor ve aslında size "Hey, burayı biraz rahat bırak" demeye çalışıyor... Aslında bütün mesele o ilk iki-üç günlük adaptasyon sürecini, kendinizi yormadan, buz kompresleriyle o tatlı serinliği hissederek atlatabilmekte saklı. Sonrası zaten her geçen gün hafifleyen, yerini sadece tatlı bir kaşıntıya bırakan o bildik iyileşme yolculuğu.
Buz torbasını cildinize doğrudan değdirmeden, temiz bir tülbente sarıp bölgeye hafifçe dokundurduğunuzda hissedeceğiniz o ani rahatlama hissi var ya, işte o küçük dokunuşlar hayat kurtarır bu dönemde. Dikişlerin varlığı, oradaki dokunun gerginliği derken insan ilk hafta bacaklarını bile nasıl açıp kapatacağını şaşırıyor bazen, her adımda sanki bir şeyler batıyormuş gibi hissetmek o kadar normal ki... Ama sakın korkup da yataktan çıkmamazlık etmeyin, evin içinde ufak ufak, paytak adımlarla da olsa yürümek o dolaşımı hızlandırıp ödemi dağıtıyor, ağrıyı da dolaylı yoldan azaltıyor aslında. Bir de bakmışsınız dördüncü günde o ilk günkü "Eyvah, ben ne yaptım?" pişmanlığı gitmiş, yerine çok daha hafif, sadece üzerine otururken dikkat etmeniz gereken sıradan bir hassasiyet kalmış...
Kıyafet seçimi bu süreçte ağrının kaderini belirleyen en gizli kahramandır desem abartmış olmam herhalde, o çok sevdiğiniz daracık kotları, vücudu saran taytları en azından birkaç haftalığına gardırobun en arkasına fırlatın gitsin abi ya. Bol, tiril tiril elbiseler, pamuklu ve geniş çamaşırlar varken neden kendinize eziyet edesiniz ki, dokunun hava alması ve sürtünmeden uzak kalması ağrı hissini yarı yarıya azaltıyor zaten. İdrara çıkarken hafif bir yanma hissetmek ilk hafta son derece doğaldır, işte tam bu anlarda ılık su dolu bir sprey şişesiyle bölgeyi temizlemek, peçeteyle asla sürtmeden sadece tampon hareketlerle kurulamak o zonklama hissinin önüne geçer. Kendinize şefkat göstermeyi, o bölgenin vücudun en hassas ama aynı zamanda en hızlı iyileşen yerlerinden biri olduğunu hatırlatmayı unutmayın.
Her bünyenin acı eşiği, her dokunun iyileşme hızı birbirinden o kadar farklıdır ki, "Arkadaşım üç günde ayağa kalktı, ben neden hala sızlıyorum?" diyerek kendinizi strese sokmanın hiçbir manası yok, herkes kendi hikayesini yaşar bu süreçte. Genellikle birinci haftanın sonuna doğru dikişlerin erimeye başlamasıyla birlikte o iğne batması gibi olan huysuz ağrılar yerini hafif bir kaşıntıya bırakır, ki bu da aslında her şeyin yolunda gittiğinin en tatlı kanıtıdır. İkinci haftayı devirdiğinizde ise artık günlük hayatın koşturmacasında o ağrıyı tamamen unutmuş olursunuz, sadece aniden ters bir hareket yaptığınızda ya da çok uzun süre sert bir yerde oturduğunuzda kendini hatırlatan küçük bir sızı kalır... İyileşmek bir süreçtir, aceleye gelmez ve inan bana, o beklediğin rahat günlere sandığından çok daha yakınsın.
Buz torbasını cildinize doğrudan değdirmeden, temiz bir tülbente sarıp bölgeye hafifçe dokundurduğunuzda hissedeceğiniz o ani rahatlama hissi var ya, işte o küçük dokunuşlar hayat kurtarır bu dönemde. Dikişlerin varlığı, oradaki dokunun gerginliği derken insan ilk hafta bacaklarını bile nasıl açıp kapatacağını şaşırıyor bazen, her adımda sanki bir şeyler batıyormuş gibi hissetmek o kadar normal ki... Ama sakın korkup da yataktan çıkmamazlık etmeyin, evin içinde ufak ufak, paytak adımlarla da olsa yürümek o dolaşımı hızlandırıp ödemi dağıtıyor, ağrıyı da dolaylı yoldan azaltıyor aslında. Bir de bakmışsınız dördüncü günde o ilk günkü "Eyvah, ben ne yaptım?" pişmanlığı gitmiş, yerine çok daha hafif, sadece üzerine otururken dikkat etmeniz gereken sıradan bir hassasiyet kalmış...
Kıyafet seçimi bu süreçte ağrının kaderini belirleyen en gizli kahramandır desem abartmış olmam herhalde, o çok sevdiğiniz daracık kotları, vücudu saran taytları en azından birkaç haftalığına gardırobun en arkasına fırlatın gitsin abi ya. Bol, tiril tiril elbiseler, pamuklu ve geniş çamaşırlar varken neden kendinize eziyet edesiniz ki, dokunun hava alması ve sürtünmeden uzak kalması ağrı hissini yarı yarıya azaltıyor zaten. İdrara çıkarken hafif bir yanma hissetmek ilk hafta son derece doğaldır, işte tam bu anlarda ılık su dolu bir sprey şişesiyle bölgeyi temizlemek, peçeteyle asla sürtmeden sadece tampon hareketlerle kurulamak o zonklama hissinin önüne geçer. Kendinize şefkat göstermeyi, o bölgenin vücudun en hassas ama aynı zamanda en hızlı iyileşen yerlerinden biri olduğunu hatırlatmayı unutmayın.
Her bünyenin acı eşiği, her dokunun iyileşme hızı birbirinden o kadar farklıdır ki, "Arkadaşım üç günde ayağa kalktı, ben neden hala sızlıyorum?" diyerek kendinizi strese sokmanın hiçbir manası yok, herkes kendi hikayesini yaşar bu süreçte. Genellikle birinci haftanın sonuna doğru dikişlerin erimeye başlamasıyla birlikte o iğne batması gibi olan huysuz ağrılar yerini hafif bir kaşıntıya bırakır, ki bu da aslında her şeyin yolunda gittiğinin en tatlı kanıtıdır. İkinci haftayı devirdiğinizde ise artık günlük hayatın koşturmacasında o ağrıyı tamamen unutmuş olursunuz, sadece aniden ters bir hareket yaptığınızda ya da çok uzun süre sert bir yerde oturduğunuzda kendini hatırlatan küçük bir sızı kalır... İyileşmek bir süreçtir, aceleye gelmez ve inan bana, o beklediğin rahat günlere sandığından çok daha yakınsın.