Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya bakıp bakıp o derin sessizlikte kendini sorgulayan kadınları çok iyi anlıyorum ben. Yıllar önce bir röportaj vesilesiyle klinikte tanıştığım Aylin'in yüzündeki o mahcup ifade hâlâ gözümün önünde. "Kimseye söyleyemedim ki..." derken sesi titriyordu, sanki suç işliyormuş gibi saklamış yıllarca o fiziksel huzursuzluğu. İşte labioplasti dedikleri şey, aslında o omuzlardaki yükü indirivermekten başka bir şey değilmiş vallahi. İç dudakların estetik ve cerrahi olarak yeniden şekillendirilmesi süreci, ameliyathaneden ziyade insanın kendiyle barışma hikayesi gibi başlıyor.
Biraz lokal anestezi, bazen hafif bir sedasyon derken o koca korku balon puf diye sönüyor orada. Ağrı sızı desen, günümüz teknikleriyle yok denecek kadar az zaten... Hekim orada sanki bir nakış işliyor gibi, dokunun doğal yapısını bozmadan o fazlalıkları nazikçe alıyor. V şekilli kesiler mi dersin, doğrudan düzeltmeler mi, artık dokunun durumuna göre bir yol çiziliyor. Otuz altmış dakika kadar bir zaman dilimi sadece. Bir bakmışsın, o yıllardır gözünde büyüttüğün koca dert, küçücük bir tıbbi müdahaleyle tarih olmuş.
Dar bir tayt giydiğinde hissettiğin o batma duygusu varya... Hani yürürken sürekli çaktırmadan düzeltme ihtiyacı hissettirir insanı, işte o huzursuzluk. İşlemin hemen ardından doktorun söylediklerine kulak vermek şart tabii. Birkaç gün hafif bir şişlik, hafif bir sızı olması kadar doğal ne olabilir ki sonuçta orada bir doku iyileşiyor. Buz uygulamak, verilen kremleri aksatmadan sürmek işin sırrı. Zaten kullanılan dikişler kendiliğinden eriyip gidiyor, sonradan "eyvah dikiş aldıracağım" stresi de kalmıyor böylece.
Aynadaki o yeni görüntüyle karşılaştığın an... Vallahi insanın yürüyüşü, duruşu bile değişiyor bir anda. "Keşke bu kadar beklemeleseydim, bunca yıl boşuna çekmişim bu eziyeti" cümlesini o kadar çok duydum ki o görüşme yaptığım kadınlardan. İlişkideki o anlamsız çekingenlik bitiyor, özgüven tavan yapıyor. Kendini tam, eksiksiz ve huzurlu hissetmenin bedeli birkaç haftalık dikkatten ibaret sadece.
Deniz kenarında mayo giyerken o kafadaki binbir tilkiyi sustained etmek kolay değil abi ya. Sıcak suyla temas etmemek, bir süre spora ve cinsel yaşama ara vermek gerekiyor elbette, en fazla bir ay kadar. Sabretmek lazım biraz iyileşme tamamlanana dek. İnsan kendine bu iyiliği borçlu sanırım bu hayatta. Sonrasında gelen o hafiflik duygusu var ya... Değiyor, billahi değiyor.
Biraz lokal anestezi, bazen hafif bir sedasyon derken o koca korku balon puf diye sönüyor orada. Ağrı sızı desen, günümüz teknikleriyle yok denecek kadar az zaten... Hekim orada sanki bir nakış işliyor gibi, dokunun doğal yapısını bozmadan o fazlalıkları nazikçe alıyor. V şekilli kesiler mi dersin, doğrudan düzeltmeler mi, artık dokunun durumuna göre bir yol çiziliyor. Otuz altmış dakika kadar bir zaman dilimi sadece. Bir bakmışsın, o yıllardır gözünde büyüttüğün koca dert, küçücük bir tıbbi müdahaleyle tarih olmuş.
Dar bir tayt giydiğinde hissettiğin o batma duygusu varya... Hani yürürken sürekli çaktırmadan düzeltme ihtiyacı hissettirir insanı, işte o huzursuzluk. İşlemin hemen ardından doktorun söylediklerine kulak vermek şart tabii. Birkaç gün hafif bir şişlik, hafif bir sızı olması kadar doğal ne olabilir ki sonuçta orada bir doku iyileşiyor. Buz uygulamak, verilen kremleri aksatmadan sürmek işin sırrı. Zaten kullanılan dikişler kendiliğinden eriyip gidiyor, sonradan "eyvah dikiş aldıracağım" stresi de kalmıyor böylece.
Aynadaki o yeni görüntüyle karşılaştığın an... Vallahi insanın yürüyüşü, duruşu bile değişiyor bir anda. "Keşke bu kadar beklemeleseydim, bunca yıl boşuna çekmişim bu eziyeti" cümlesini o kadar çok duydum ki o görüşme yaptığım kadınlardan. İlişkideki o anlamsız çekingenlik bitiyor, özgüven tavan yapıyor. Kendini tam, eksiksiz ve huzurlu hissetmenin bedeli birkaç haftalık dikkatten ibaret sadece.
Deniz kenarında mayo giyerken o kafadaki binbir tilkiyi sustained etmek kolay değil abi ya. Sıcak suyla temas etmemek, bir süre spora ve cinsel yaşama ara vermek gerekiyor elbette, en fazla bir ay kadar. Sabretmek lazım biraz iyileşme tamamlanana dek. İnsan kendine bu iyiliği borçlu sanırım bu hayatta. Sonrasında gelen o hafiflik duygusu var ya... Değiyor, billahi değiyor.