Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Kornea yüzeyine doğrudan temas eden bir polimer tabakası ile gözün biyolojik merceğine hiç dokunmayan o iki küçük cam parçası arasındaki fark, sadece bir görme düzeltme tercihi değil aslında... Hidrojel veya silikon hidrojel malzemeden üretilen lensler, göze takıldığı andan itibaren gözyaşı filmiyle bütünleşir, gözün oksijen geçirgenliğini (Dk/t değerini) doğrudan etkiler. Yani abi, bir tarafta korneanın epitel dokusuyla sürekli bir sürtünme halinde olan biyolojik bir mikrosistem var, diğer tarafta ise şakaklarınıza baskı yapan sıradan bir titanyum çerçeve. Lens takarken o su içeriği yüzdesi tutmazsa göz kurur, yaşarır, batar... Valla bak, saatlerce bilgisayar başında kalan birinin kornea endotel hücreleri oksijensiz kaldığında o gözün çektiği çileyi başka kimse bilmez, bilemez.
İki odaklı, camının merkez noktası ile pupilla ekseni mükemmel hizalanmış bir gözlük taktığınızda optik kırılma tam olarak retinaya düşer. Şakaklarınıza oturan çerçeve ağırlığı bir süre sonra baş ağrısı yapabilir ya, işte tam orada sapların kulak arkasındaki mastoid kemiğine yaptığı mekanik baskı devreye giriyor. Çerçevenin pupillalar arası mesafeye (PD) göre milimetrik kesilmesi gerekir aksi halde prizmatik etki yaratır, başı döndürür insanın. Vallahi gözlük kullanmak, kırılma indisini 1.61 mi yapsam yoksa 1.67 mi diye düşünürken antirefle kaplamanın ışık yansımalarını nasıl süzdüğünü kendi gözlerinle tecrübe etmektir bir bakıma.
Gözün kırpma refleksi her gerçekleştiğinde, üst göz kapağı lensin ön yüzeyini temizler ve gözyaşını merceğin altına pompalar. Gece lensle uyudun mu peki... İşte o an gözyaşı sirkülasyonu durur, hipoksi başlar ve korneada neovaskülarizasyon yani istenmeyen yeni damar oluşumları tetiklenebilir. Bazen sırf bu mikro enfeksiyon riski yüzünden, yani keratitis korkusundan insan o güzelim geniş görüş açısını bir kenara bırakıp hemen gözlüğüne sarılmak istiyor. Lens geniş bir periferik görüş sağlar, çerçeve sınırı olmadan dünyayı izletir ama faturası da gözün florasına gösterdiğin o hassas bakımdır.
Optik merceğin göz küresinden 12 milimetre uzakta durması demektir gözlük; buna apeks mesafesi denir optometride. Yüksek miyoplarda gözlük camı cisimleri olduğundan daha küçük gösterirken, hipermetroplarda retinanın arkasına düşen odak noktasını öne çekerek görüntüyü devasa boyutlara ulaştırır. Abi yok böyle bir şey, aynı numaraya sahip bir lens taktığında o küçültme veya büyütme etkisi anında ortadan kaybolur çünkü lens doğrudan kornea tepesindedir. Mesafe sıfırlanınca görüntünün gerçek boyutu retinaya düşer, dünya aniden daha gerçekçi bir derinlik kazanır...
Sterilizasyon solüsyonunun pH değeri ile gözyaşının doğal pH dengesi olan 7.4 arasındaki o hassas uyum bozulduğu an gözde yanmalar başlar. Protein birikintileri lensin gözeneklerini tıkadığında, göz kapağının iç tarafında dev papiller konjonktivit denen küçük kabarcıklar oluşmaya başlar ki tanısı konduğu an lens kullanımı bıçak gibi kesilir. Hani bazen dersin ya, keşke hiç uğraşmasaydım şu solüsyonla, saklama kabıyla, hijyen kurallarıyla... Alırdım elime microfiber bezimi, silerdim camımı paşa paşa geçerdim karşısına hayatın.
Astigmatizması olan bir göz için torik lens seçimi tam bir matematiksel dengedir; lensin gözde dönmesini engelleyen o küçük ağırlık çizgileri, gözü her kırptığında aksın doğru açıda kalmasını sağlar. Eğer lens gözde birkaç derece bile dönse, silindirik güç yanlış aksa biner ve görüntü birden bulanıklaşır, kayar... Oysa astigmatlı bir gözlük camı çerçeveye sabitlendiği için aks kayması gibi bir dert asla yaşanmaz, odaktan sapma olmaz. Ama işte, yağmurlu bir günde dışarı çıktığında o camların buğulanması, ıslanması, üzerindeki damlacıkların görüşü kesmesi yok mu...
İki odaklı, camının merkez noktası ile pupilla ekseni mükemmel hizalanmış bir gözlük taktığınızda optik kırılma tam olarak retinaya düşer. Şakaklarınıza oturan çerçeve ağırlığı bir süre sonra baş ağrısı yapabilir ya, işte tam orada sapların kulak arkasındaki mastoid kemiğine yaptığı mekanik baskı devreye giriyor. Çerçevenin pupillalar arası mesafeye (PD) göre milimetrik kesilmesi gerekir aksi halde prizmatik etki yaratır, başı döndürür insanın. Vallahi gözlük kullanmak, kırılma indisini 1.61 mi yapsam yoksa 1.67 mi diye düşünürken antirefle kaplamanın ışık yansımalarını nasıl süzdüğünü kendi gözlerinle tecrübe etmektir bir bakıma.
Gözün kırpma refleksi her gerçekleştiğinde, üst göz kapağı lensin ön yüzeyini temizler ve gözyaşını merceğin altına pompalar. Gece lensle uyudun mu peki... İşte o an gözyaşı sirkülasyonu durur, hipoksi başlar ve korneada neovaskülarizasyon yani istenmeyen yeni damar oluşumları tetiklenebilir. Bazen sırf bu mikro enfeksiyon riski yüzünden, yani keratitis korkusundan insan o güzelim geniş görüş açısını bir kenara bırakıp hemen gözlüğüne sarılmak istiyor. Lens geniş bir periferik görüş sağlar, çerçeve sınırı olmadan dünyayı izletir ama faturası da gözün florasına gösterdiğin o hassas bakımdır.
Optik merceğin göz küresinden 12 milimetre uzakta durması demektir gözlük; buna apeks mesafesi denir optometride. Yüksek miyoplarda gözlük camı cisimleri olduğundan daha küçük gösterirken, hipermetroplarda retinanın arkasına düşen odak noktasını öne çekerek görüntüyü devasa boyutlara ulaştırır. Abi yok böyle bir şey, aynı numaraya sahip bir lens taktığında o küçültme veya büyütme etkisi anında ortadan kaybolur çünkü lens doğrudan kornea tepesindedir. Mesafe sıfırlanınca görüntünün gerçek boyutu retinaya düşer, dünya aniden daha gerçekçi bir derinlik kazanır...
Sterilizasyon solüsyonunun pH değeri ile gözyaşının doğal pH dengesi olan 7.4 arasındaki o hassas uyum bozulduğu an gözde yanmalar başlar. Protein birikintileri lensin gözeneklerini tıkadığında, göz kapağının iç tarafında dev papiller konjonktivit denen küçük kabarcıklar oluşmaya başlar ki tanısı konduğu an lens kullanımı bıçak gibi kesilir. Hani bazen dersin ya, keşke hiç uğraşmasaydım şu solüsyonla, saklama kabıyla, hijyen kurallarıyla... Alırdım elime microfiber bezimi, silerdim camımı paşa paşa geçerdim karşısına hayatın.
Astigmatizması olan bir göz için torik lens seçimi tam bir matematiksel dengedir; lensin gözde dönmesini engelleyen o küçük ağırlık çizgileri, gözü her kırptığında aksın doğru açıda kalmasını sağlar. Eğer lens gözde birkaç derece bile dönse, silindirik güç yanlış aksa biner ve görüntü birden bulanıklaşır, kayar... Oysa astigmatlı bir gözlük camı çerçeveye sabitlendiği için aks kayması gibi bir dert asla yaşanmaz, odaktan sapma olmaz. Ama işte, yağmurlu bir günde dışarı çıktığında o camların buğulanması, ıslanması, üzerindeki damlacıkların görüşü kesmesi yok mu...