Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen hafta bir danışanım geldi klinike, yüzünde o malum çaresiz ifade... Yıllar önce düştüğü bisikletten hatıra kalan kırık ön dişiyle yaşamaya alışmış ama artık aynalara bakasım gelmiyor diyordu, tam olarak bu cümleyle. İnsan bazen küçük bir detay zanneder ama gülüşünün ortasındaki o irili ufaklı pürüzler, farkında olmadan insanın kendine güvenini sinsi sinsi kemirir ya, öyle bir şey işte. Gülümserken eliyle ağzını kapatan o kadar çok insan gördüm ki bu meslekte. Oysa günümüz estetik diş hekimliğinde çözüm bazen tek bir seans, tek bir dokunuş kadar yakınımızda duruyor.
Metrobüse yetişmeye çalışırken elindeki kahveyi dişine çarpan birini duymuştum, inanın ön diş öyle kolay kırılan bir şey ki... Bazen sadece buz ısırırken, bazen de talihsiz bir kaza anında çat diye gidiveriyor o minik parça. İlk anda panik yapmak çok insani tabii, eyvah gitti güzelim gülüşüm diye düşünür insan. Vallahi hiç korkulacak bir şey yok aslında, sakin olup doğru hekime başvurmak yetip de artıyor bile. Dişin kökü sağlam kaldıysa gerisi çorap söküğü gibi geliyor, estetik dokunuşlarla eski haline getirmek hatta eskisinden de güzel yapmak mümkün.
Laboratuvarda o minik seramik yaprakları hazırlarken hekimlerin gösterdiği o hassasiyet... Lamine veneer deniyor bu yönteme ki kendisi son yılların en büyük mucizelerinden biri kabul edilir. Dişin sadece ön yüzeyinden tırnak kalınlığında bir doku kaldırılıyor ya da bazen hiç dokunulmuyor bile, sonra da o mükemmel uyumlu porselen oraya yapıştırılıyor. Doğal dişten ayırt etmek imkansız gibi bir şey, ışığı geçirme özelliği o kadar benziyor ki ana dişe... Hani bakarsın da anlayamazsın ya, aynen öyle.
Diyelim ki zamanınız çok kısıtlı, yarın çok önemli bir düğün ya da iş görüşmesi var... İşte orada devreye kompozit bonding dediğimiz o pratik yöntem giriyor abi. Hekim, diş renginize birebir uyan özel bir dolgu maddesini tabaka tabaka kırık bölgeye işliyor, sonra mavi ışıkla sertleştirip bir güzel cilalıyor. Bir saat önce kırık dişle girdiğiniz kapıdan, bir saat sonra pırıl pırıl bir gülüşle çıkıyorsunuz. Şaka gibi ama gerçek, üstelik cebinizi de porselenler kadar yormuyor.
Sert bir kabuklu çerez kırarken dişini çatlatan bir beyefendi anlatmıştı, diş hekimi koltuğuna oturmak onun için kabusların en büyüğüymüş. İğne korkusu, o aletlerin çıkardığı sesler falan derken yıllarca ertelemiş tedavisini. Ama günümüz teknolojisi öyle bir noktaya geldi ki artık, ne acı hissediyorsunuz ne de o eski korkutucu hisleri yaşıyorsunuz. Lokal anestezi altında tıkır tıkır ilerleyen bir süreç bu, siz sadece arkanıza yaslanıp kulaklığınızı takıyorsunuz... Sonrasında duyacağınız tek şey hekiminizin "bitti, bakabilirsiniz" sesi oluyor.
Aynaya ilk bakış anı var ya, işte o an her şeye bedel. İnsan birden değişiyor, o omuzların çöküklüğü gidiyor, yerini bambaşka bir özgüven alıyor. Yüzünüze tam oturan, renk tonu diğer dişlerinizle birebir eşleşen ve en önemlisi dışarıdan bakıldığında "ben yapay bleaching yaptırdım" diye bağırmayan bir dokunuş... Estetik dediğin zaten kendini belli etmeyen, doğallığın arkasına saklanan işçiliktir bana sorarsanız.
Tedavi bittikten sonra "tamam artık işim bitti" deyip kenara çekilmek olmaz tabii, o yeni gülüşe biraz gözü gibi bakmalı insan. Gece diş sıkan biriyseniz mutlaka koruyucu plak kullanmalısınız mesela, yoksa o canım estetik uygulamalara yazık olur. Çok sert şeyleri ön dişlerle ısırmamak, rutin kontrolleri aksatmamak lazım... Dikkat edildiği sürece o restorasyonlar sizi yıllarca, hatta ömür boyu mutlu etmeye devam eder.
Metrobüse yetişmeye çalışırken elindeki kahveyi dişine çarpan birini duymuştum, inanın ön diş öyle kolay kırılan bir şey ki... Bazen sadece buz ısırırken, bazen de talihsiz bir kaza anında çat diye gidiveriyor o minik parça. İlk anda panik yapmak çok insani tabii, eyvah gitti güzelim gülüşüm diye düşünür insan. Vallahi hiç korkulacak bir şey yok aslında, sakin olup doğru hekime başvurmak yetip de artıyor bile. Dişin kökü sağlam kaldıysa gerisi çorap söküğü gibi geliyor, estetik dokunuşlarla eski haline getirmek hatta eskisinden de güzel yapmak mümkün.
Laboratuvarda o minik seramik yaprakları hazırlarken hekimlerin gösterdiği o hassasiyet... Lamine veneer deniyor bu yönteme ki kendisi son yılların en büyük mucizelerinden biri kabul edilir. Dişin sadece ön yüzeyinden tırnak kalınlığında bir doku kaldırılıyor ya da bazen hiç dokunulmuyor bile, sonra da o mükemmel uyumlu porselen oraya yapıştırılıyor. Doğal dişten ayırt etmek imkansız gibi bir şey, ışığı geçirme özelliği o kadar benziyor ki ana dişe... Hani bakarsın da anlayamazsın ya, aynen öyle.
Diyelim ki zamanınız çok kısıtlı, yarın çok önemli bir düğün ya da iş görüşmesi var... İşte orada devreye kompozit bonding dediğimiz o pratik yöntem giriyor abi. Hekim, diş renginize birebir uyan özel bir dolgu maddesini tabaka tabaka kırık bölgeye işliyor, sonra mavi ışıkla sertleştirip bir güzel cilalıyor. Bir saat önce kırık dişle girdiğiniz kapıdan, bir saat sonra pırıl pırıl bir gülüşle çıkıyorsunuz. Şaka gibi ama gerçek, üstelik cebinizi de porselenler kadar yormuyor.
Sert bir kabuklu çerez kırarken dişini çatlatan bir beyefendi anlatmıştı, diş hekimi koltuğuna oturmak onun için kabusların en büyüğüymüş. İğne korkusu, o aletlerin çıkardığı sesler falan derken yıllarca ertelemiş tedavisini. Ama günümüz teknolojisi öyle bir noktaya geldi ki artık, ne acı hissediyorsunuz ne de o eski korkutucu hisleri yaşıyorsunuz. Lokal anestezi altında tıkır tıkır ilerleyen bir süreç bu, siz sadece arkanıza yaslanıp kulaklığınızı takıyorsunuz... Sonrasında duyacağınız tek şey hekiminizin "bitti, bakabilirsiniz" sesi oluyor.
Aynaya ilk bakış anı var ya, işte o an her şeye bedel. İnsan birden değişiyor, o omuzların çöküklüğü gidiyor, yerini bambaşka bir özgüven alıyor. Yüzünüze tam oturan, renk tonu diğer dişlerinizle birebir eşleşen ve en önemlisi dışarıdan bakıldığında "ben yapay bleaching yaptırdım" diye bağırmayan bir dokunuş... Estetik dediğin zaten kendini belli etmeyen, doğallığın arkasına saklanan işçiliktir bana sorarsanız.
Tedavi bittikten sonra "tamam artık işim bitti" deyip kenara çekilmek olmaz tabii, o yeni gülüşe biraz gözü gibi bakmalı insan. Gece diş sıkan biriyseniz mutlaka koruyucu plak kullanmalısınız mesela, yoksa o canım estetik uygulamalara yazık olur. Çok sert şeyleri ön dişlerle ısırmamak, rutin kontrolleri aksatmamak lazım... Dikkat edildiği sürece o restorasyonlar sizi yıllarca, hatta ömür boyu mutlu etmeye devam eder.