Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Kalbiniz göğüs kafesinizi zorlayarak çarpmaya başladığında, aslında beyninizdeki amigdala bölgesi çoktan kırmızı alarma basmıştır. Vücut, ortada somut bir tehdit yokken bile sempatik sinir sistemini devreye sokar ve adrenalin salgısını tavana vurdurur; işte o an nefesiniz daralır, elleriniz buz keser. Yani abi, ortalıkta hiçbir şey yokken durduk yere savaşa hazırlanıyor gibi hissetmek tam olarak budur... Kan akışı hayati organlara hücum ederken, sindirim sisteminiz anında kepenk indirir ve ağzınız kurur.
Kronik uykusuzluk ve zihinsel sis dediğimiz o berbat odaklanma sorunu, prefrontal korteksin aşırı uyarılmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Gece yarısı gözünüzü tavana dikip saatlerce dönüp duruyorsanız, kortizol seviyenizin ritmi tamamen altüst olmuş demektir. Hani bazen insan ne yapacağını bilemez, kafasının içi o kadar doludur ki en basit kararı bile veremez ya... Beyin sürekli bir felaket senaryosu yazar, en kötüsünü bekler ve bu yüzden de asla dinlenemez. Vallahi billahi insanı içten içe kemiren bir kısırdöngüdür bu.
Vücut anksiyeteyi sadece zihinde yaşamaz, kas gerginliği ve titreme gibi somut nörolojik tepkilerle dışarı vurur. Özellikle omuz, boyun ve sırt kaslarında biriken laktik asit, gün boyu sanki sırtınızda taş taşımışsınız gibi bir yorgunluğa sebep olur. Kaslar sürekli tetikte beklemekten öyle gerilir ki, bir süre sonra lifler isyan bayrağını çeker. Şöyle bir arkanıza yaslanıp omuzlarınızı gevşetmeyi denesenize; ne kadar kaskatı kaldığınızı ancak o zaman fark edeceksiniz...
Bilişsel çarpıtmalar dediğimiz o zihinsel oyunlar, bireyi sosyal ortamlardan tamamen soyutlayabilir. İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü, attığınız her adımın nasıl rezillikle sonuçlanacağını mikroskop altında inceler gibi analiz edip durursunuz. Bu durum mantıklı bir muhakemenin ürünü değildir; tamamen algıda seçicilik ve felaketleştirme mekanizmasının bir sonucudur. Kendinizi durup dururken en yakın arkadaşınızın attığı bir mesajın alt metnini çözmeye çalışırken bulursanız şaşırmayın...
Mide-bağırsak florası ve o meşhur enterik sinir sistemi, kaygı bozukluğundan ilk darbeyi alan cephedir. İkinci beyin olarak adlandırılan bu sistem, serotonin reseptörlerinin yoğunluğu nedeniyle duygusal dalgalanmalara karşı aşırı hassastır. Karın bölgesindeki o garip şişkinlik, geçmeyen kramplar veya sürekli tekrarlayan hazımsızlık şikayetleri aslında doğrudan merkezi sinir sisteminin feryadıdır. Yani her şey kafada başlayıp, maalesef midede son buluyor...
Kronik uykusuzluk ve zihinsel sis dediğimiz o berbat odaklanma sorunu, prefrontal korteksin aşırı uyarılmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Gece yarısı gözünüzü tavana dikip saatlerce dönüp duruyorsanız, kortizol seviyenizin ritmi tamamen altüst olmuş demektir. Hani bazen insan ne yapacağını bilemez, kafasının içi o kadar doludur ki en basit kararı bile veremez ya... Beyin sürekli bir felaket senaryosu yazar, en kötüsünü bekler ve bu yüzden de asla dinlenemez. Vallahi billahi insanı içten içe kemiren bir kısırdöngüdür bu.
Vücut anksiyeteyi sadece zihinde yaşamaz, kas gerginliği ve titreme gibi somut nörolojik tepkilerle dışarı vurur. Özellikle omuz, boyun ve sırt kaslarında biriken laktik asit, gün boyu sanki sırtınızda taş taşımışsınız gibi bir yorgunluğa sebep olur. Kaslar sürekli tetikte beklemekten öyle gerilir ki, bir süre sonra lifler isyan bayrağını çeker. Şöyle bir arkanıza yaslanıp omuzlarınızı gevşetmeyi denesenize; ne kadar kaskatı kaldığınızı ancak o zaman fark edeceksiniz...
Bilişsel çarpıtmalar dediğimiz o zihinsel oyunlar, bireyi sosyal ortamlardan tamamen soyutlayabilir. İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü, attığınız her adımın nasıl rezillikle sonuçlanacağını mikroskop altında inceler gibi analiz edip durursunuz. Bu durum mantıklı bir muhakemenin ürünü değildir; tamamen algıda seçicilik ve felaketleştirme mekanizmasının bir sonucudur. Kendinizi durup dururken en yakın arkadaşınızın attığı bir mesajın alt metnini çözmeye çalışırken bulursanız şaşırmayın...
Mide-bağırsak florası ve o meşhur enterik sinir sistemi, kaygı bozukluğundan ilk darbeyi alan cephedir. İkinci beyin olarak adlandırılan bu sistem, serotonin reseptörlerinin yoğunluğu nedeniyle duygusal dalgalanmalara karşı aşırı hassastır. Karın bölgesindeki o garip şişkinlik, geçmeyen kramplar veya sürekli tekrarlayan hazımsızlık şikayetleri aslında doğrudan merkezi sinir sisteminin feryadıdır. Yani her şey kafada başlayıp, maalesef midede son buluyor...