Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Kilo vermeye çalışıp da her seferinde görünmez bir duvara tosluyorsanız, suçluyu uzaklarda aramayın; o duvarın adı tam olarak insülin direnci. Yıllarca gazete mutfaklarında, koşturmacanın ortasında ne bulursa atıştıran ama kilo almayan o şanslı azınlıktan olamadım hiçbir zaman, dolayısıyla bu mekanizmayı yaşayarak öğrendim. Vücudunuz, yediğiniz her şeyi enerjiye dönüştürmek yerine ısrarla yağ depolarına taşımaya programlandığında rejim yapmak tam bir eziyete dönüşüyor. Hücrelerin kapıları kilitli, anahtar ise işlevini yitirmiş durumda... Hal böyle olunca kandaki o glukoz ne yapacak, mecburen göbek ve kalça çevresinde kendine yer beğenecek.
Açlık krizleriyle baş edemeyip gece yarısı kendinizi buzdolabının önünde buluyorsanız, iradesiz falan değilsiniz, sadece içeride büyük bir hormonal savaş dönüyor. Vallahi billahi diyorum, bu durum tamamen biyolojik bir sabotajdan ibaret. İnsülin hormonu kanda tavan yapmışken vücuda "yağ yak" emri vermek, freni patlamış kamyonu durdurmaya çalışmaktan farksızdır. Çünkü yüksek insülin, metabolizmaya sürekli olarak "depolamaya devam et" talimatı gönderir. Yani siz ne kadar az yerseniz yiyin, sistem yakıtı içeri alamadığı için sizi sürekli tatlıya, karbonhidrata yönlendirir; yani kısır döngü dediğimiz o dipsiz kuyuya.
Metabolizmayı altüst eden bu gizli düşmanı alt etmek için masadaki o tabağı yarıya indirmekten çok daha fazlası gerekiyor abi ya. Kalori hesabı yapmayı bir kenara bırakıp, önce o kan şekerini dalgalandıran, insanı serseme çeviren gıdalarla araya mesafe koymak şart. Mesela sabaha sadece poğaçayla başlamak yerine, proteini ve sağlıklı yağı baş köşeye koyduğunuzda işlerin rengi hemen değişiveriyor. Hücrelerin o körelmiş kulaklarını yeniden açmak, yani insülin hassasiyetini artırmak, obezite zincirini kırmanın tek gerçek yolu. Hareket edin, yürüyün, kaslarınızı o şekeri sünger gibi çekmeye zorlayın...
Gözünüzün önünde eriyen o eski formunuzu geri kazanmak, sandığınız kadar uzak bir hayal değil, yeter ki içerideki kimyayı doğru okuyun. Sürekli "Neden ben?" diye sormak yerine, vücudun sesine kulak verip insülin seviyelerini aşağı çekmeye odaklandığınızda kilo yönetimi kendiliğinden bir düzene giriyor zaten. Sistem bir kez rahat nefes almaya görsün; yağlar çözülmeye, o kronik yorgunluk hissi yerini zindeliğe bırakmaya başlıyor. Kendi kendinize verdiğiniz bu sessiz savaşı kazanmak, tamamen doğru stratejiyi seçmekle ilgili.
Açlık krizleriyle baş edemeyip gece yarısı kendinizi buzdolabının önünde buluyorsanız, iradesiz falan değilsiniz, sadece içeride büyük bir hormonal savaş dönüyor. Vallahi billahi diyorum, bu durum tamamen biyolojik bir sabotajdan ibaret. İnsülin hormonu kanda tavan yapmışken vücuda "yağ yak" emri vermek, freni patlamış kamyonu durdurmaya çalışmaktan farksızdır. Çünkü yüksek insülin, metabolizmaya sürekli olarak "depolamaya devam et" talimatı gönderir. Yani siz ne kadar az yerseniz yiyin, sistem yakıtı içeri alamadığı için sizi sürekli tatlıya, karbonhidrata yönlendirir; yani kısır döngü dediğimiz o dipsiz kuyuya.
Metabolizmayı altüst eden bu gizli düşmanı alt etmek için masadaki o tabağı yarıya indirmekten çok daha fazlası gerekiyor abi ya. Kalori hesabı yapmayı bir kenara bırakıp, önce o kan şekerini dalgalandıran, insanı serseme çeviren gıdalarla araya mesafe koymak şart. Mesela sabaha sadece poğaçayla başlamak yerine, proteini ve sağlıklı yağı baş köşeye koyduğunuzda işlerin rengi hemen değişiveriyor. Hücrelerin o körelmiş kulaklarını yeniden açmak, yani insülin hassasiyetini artırmak, obezite zincirini kırmanın tek gerçek yolu. Hareket edin, yürüyün, kaslarınızı o şekeri sünger gibi çekmeye zorlayın...
Gözünüzün önünde eriyen o eski formunuzu geri kazanmak, sandığınız kadar uzak bir hayal değil, yeter ki içerideki kimyayı doğru okuyun. Sürekli "Neden ben?" diye sormak yerine, vücudun sesine kulak verip insülin seviyelerini aşağı çekmeye odaklandığınızda kilo yönetimi kendiliğinden bir düzene giriyor zaten. Sistem bir kez rahat nefes almaya görsün; yağlar çözülmeye, o kronik yorgunluk hissi yerini zindeliğe bırakmaya başlıyor. Kendi kendinize verdiğiniz bu sessiz savaşı kazanmak, tamamen doğru stratejiyi seçmekle ilgili.