Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Pazartesi günü başlayıp cuma günü sıfır beden uyanma hayali... Kim istemez ki? Sosyal medyada karşına çıkan o mucize listeleri görünce insan bir an durup "Acaba mı?" diyor işte.
Günde sadece yarım salatalık ve iki litre sirkeli suyla hayatta kalma mücadelesi vermek ne kadar mantıklı sence? Kendine bu eziyeti yaparken aslında vücudunun sana içten içe nasıl yalvardığını bir bilsen...
Vallahi billahi yalan o "üç günde beş kilo" vaatleri, inanma. Giden şey yağ falan değil, tamamen vücudundaki su ve canım kasların. Sonra tartıdaki o hayali düşüşe sevinirken aynadaki o solgun yüzle baş başa kalıverirsin.
Metabolizmanı bir kere küstürdün mü, geri dönüşü gerçekten çok ama çok zor oluyor. Vücut hemen kıtlık moduna geçiyor, bulduğu her lokmayı depolamaya programlıyor kendini. Sonra ne mi oluyor?
Diyelim ki o ölüm diyetini bıraktın, normal hayatına döndün. Verdiğin o beş kiloyu, üzerine bir de üç kilo daha ekleyerek jet hızıyla geri alıyorsun. Al sana meşhur yoyo etkisi...
Bir tarafta açlıktan sürekli başı dönen, sinirden etrafındakilere saldıran bir sen... Diğer tarafta ise sadece aynadaki o rakama odaklanmış, hayatı kaçıran bir başka sen... Değer mi gerçekten, soruyorum sana?
Saçların dökülmeye başladıysa, tırnakların en ufak darbede kırılıyorsa bir yerlerde büyük bir hata yapıyorsun demektir. Vücudun sana "Dur artık, imdat!" diye bağırıyor işte, duymuyor musun?
Abi ya, gerçekten anlamıyorum; neden kendimize bu kadar acımasız davranıyoruz ki? Zayıf olacağız diye sağlığımızdan, neşemizden, o güzelim yaşama sevincimizden vazgeçmek hangi mantığa sığıyor?
Önemli olan o tabağa neyi koyduğun değil, o tabakla nasıl bir ilişki kurduğun aslında. Yediğin her lokmadan suçluluk duymak yerine, onun sana enerji veren bir yakıt olduğunu kabul etsen her şey çözülecek gibi...
Yavaş yavaş, sindire sindire, hayatına adapte ederek hafiflemek varken neden bu acele? Acele işe şeytan karışır derler ya, bu iş tam olarak öyle işte.
Sana tavsiyem, o popüler diyet listelerini hemen çöpe atman yönünde. Kendi bedeninin sesini dinle, o sana neye ihtiyacı olduğunu zaten fısıldıyor...
Günde sadece yarım salatalık ve iki litre sirkeli suyla hayatta kalma mücadelesi vermek ne kadar mantıklı sence? Kendine bu eziyeti yaparken aslında vücudunun sana içten içe nasıl yalvardığını bir bilsen...
Vallahi billahi yalan o "üç günde beş kilo" vaatleri, inanma. Giden şey yağ falan değil, tamamen vücudundaki su ve canım kasların. Sonra tartıdaki o hayali düşüşe sevinirken aynadaki o solgun yüzle baş başa kalıverirsin.
Metabolizmanı bir kere küstürdün mü, geri dönüşü gerçekten çok ama çok zor oluyor. Vücut hemen kıtlık moduna geçiyor, bulduğu her lokmayı depolamaya programlıyor kendini. Sonra ne mi oluyor?
Diyelim ki o ölüm diyetini bıraktın, normal hayatına döndün. Verdiğin o beş kiloyu, üzerine bir de üç kilo daha ekleyerek jet hızıyla geri alıyorsun. Al sana meşhur yoyo etkisi...
Bir tarafta açlıktan sürekli başı dönen, sinirden etrafındakilere saldıran bir sen... Diğer tarafta ise sadece aynadaki o rakama odaklanmış, hayatı kaçıran bir başka sen... Değer mi gerçekten, soruyorum sana?
Saçların dökülmeye başladıysa, tırnakların en ufak darbede kırılıyorsa bir yerlerde büyük bir hata yapıyorsun demektir. Vücudun sana "Dur artık, imdat!" diye bağırıyor işte, duymuyor musun?
Abi ya, gerçekten anlamıyorum; neden kendimize bu kadar acımasız davranıyoruz ki? Zayıf olacağız diye sağlığımızdan, neşemizden, o güzelim yaşama sevincimizden vazgeçmek hangi mantığa sığıyor?
Önemli olan o tabağa neyi koyduğun değil, o tabakla nasıl bir ilişki kurduğun aslında. Yediğin her lokmadan suçluluk duymak yerine, onun sana enerji veren bir yakıt olduğunu kabul etsen her şey çözülecek gibi...
Yavaş yavaş, sindire sindire, hayatına adapte ederek hafiflemek varken neden bu acele? Acele işe şeytan karışır derler ya, bu iş tam olarak öyle işte.
Sana tavsiyem, o popüler diyet listelerini hemen çöpe atman yönünde. Kendi bedeninin sesini dinle, o sana neye ihtiyacı olduğunu zaten fısıldıyor...