Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Her gün o sihirli 10 bin adım barajını aşmak için kendini paralayan milyonlarca insandan biriyseniz, müjdeyi vereyim: Kandırılıyoruz abi. Yıllar önce bir Japon saat firmasının pazarlama stratejisi olarak hayatımıza soktuğu o rakam, bugün adeta bir din gibi kabul görüyor. Vallahi de billahi de işin aslı öyle değil. Vücudumuz bir matematik makinesi değil ki her gün aynı kilometreyi devirince patır patır yağ yaksın... Önemli olan o adımları atarken kalbinizin ne kadar küt küt attığı, yani işin temposu.
Kilo vermek denilen o karmaşık denklem, aslında attığınız adımdan ziyade mutfakta ne yaptığınızla göbekten bağlı. Siz akşama kadar sokakları arşınlayıp eve gelince o iki dilim pizzayı gömüyorsanız, isterseniz günde 20 bin adım atın, sonuç kocaman bir sıfır. Yani demem o ki, hareket etmek şahane bir destek kuvvet ama tek başına bir mucize yaratmasını beklemek biraz saflık olur. Zayıflamak istiyorsak, önce o tabağın porsiyonunu bir tık küçülteceğiz, sonra üstüne adımları ekleyeceğiz. Başka yolu yok bu işin.
Yürüyüşe çıktığınızda salına salına vitrin bakıyor gibi yürüyorsanız, üzgünüm ama sadece vakit geçiriyorsunuzdur. Yağ yakımını tetikleyen şey adımın sayısı değil, o adımın vücutta yarattığı tatlı stres, o hafif terleme hissi... Şöyle tempolu, sanki bir yere geç kalmışsınız da acele ediyorsunuz gibi bir yürüyüş tarzından bahsediyorum. Nabzı biraz yukarı çekmediğimiz sürece, akşama kadar atılan 15 bin adım bile sadece eklemleri yormaya yarar, ötesine geçmez.
Günde 6 bin ila 8 bin adım arası, metabolizmayı uykusundan uyandırmak ve o inatçı kilolara "hoşça kal" demek için aslında biçilmiş kaftan. Hani hep derler ya "daha çok yürü, daha çok zayıfla" diye, yok öyle bir dünya. Belli bir eşikten sonra vücut bu tempoya alışıyor ve kendini korumaya alıyor, harcadığı enerjiyi minimuma indiriyor. İşte tam bu yüzden, kendinizi perişan edene kadar yürümek yerine, düzenli ve orta karar bir tempoyu hayat tarzı haline getirmek en mantıklısı.
Her sabah yataktan kalktığınızda telefonunuzdaki o adım sayar uygulamasına bakıp strese giriyorsanız, o uygulamayı hemen silin gitsin. Stres hormonu dediğimiz o kortizol var ya, işte o yükseldi mi vücut ne yapsan yağ bırakmıyor, aksine tutuyor. Kendinize bir hedef koyun ama bu hedef sizi germesin, ruhunuzu daraltmasın. Bugün 5 bin mi oldu? Tamam, yarın canın isterse 7 bin yaparsın, keyfine bak...
Yıllarca masa başında dirsek çürütmüş eski bir gazeteci olarak söylüyorum, en iyi yürüyüş zihni boşaltırken fark etmeden yapılan yürüyüştür. Kulaklığı takıp en sevdiğin şarkıyı dinlerken ya da bir dostunla derin bir muhabbete dalmışken yürüdüğün o yollar... İnanın bana, zayıflamak bu işin sadece yan etkisi, asıl kazanç o sırada aldığınız temiz hava ve hissettiğiniz o hafiflik hissi.
Kilo vermek denilen o karmaşık denklem, aslında attığınız adımdan ziyade mutfakta ne yaptığınızla göbekten bağlı. Siz akşama kadar sokakları arşınlayıp eve gelince o iki dilim pizzayı gömüyorsanız, isterseniz günde 20 bin adım atın, sonuç kocaman bir sıfır. Yani demem o ki, hareket etmek şahane bir destek kuvvet ama tek başına bir mucize yaratmasını beklemek biraz saflık olur. Zayıflamak istiyorsak, önce o tabağın porsiyonunu bir tık küçülteceğiz, sonra üstüne adımları ekleyeceğiz. Başka yolu yok bu işin.
Yürüyüşe çıktığınızda salına salına vitrin bakıyor gibi yürüyorsanız, üzgünüm ama sadece vakit geçiriyorsunuzdur. Yağ yakımını tetikleyen şey adımın sayısı değil, o adımın vücutta yarattığı tatlı stres, o hafif terleme hissi... Şöyle tempolu, sanki bir yere geç kalmışsınız da acele ediyorsunuz gibi bir yürüyüş tarzından bahsediyorum. Nabzı biraz yukarı çekmediğimiz sürece, akşama kadar atılan 15 bin adım bile sadece eklemleri yormaya yarar, ötesine geçmez.
Günde 6 bin ila 8 bin adım arası, metabolizmayı uykusundan uyandırmak ve o inatçı kilolara "hoşça kal" demek için aslında biçilmiş kaftan. Hani hep derler ya "daha çok yürü, daha çok zayıfla" diye, yok öyle bir dünya. Belli bir eşikten sonra vücut bu tempoya alışıyor ve kendini korumaya alıyor, harcadığı enerjiyi minimuma indiriyor. İşte tam bu yüzden, kendinizi perişan edene kadar yürümek yerine, düzenli ve orta karar bir tempoyu hayat tarzı haline getirmek en mantıklısı.
Her sabah yataktan kalktığınızda telefonunuzdaki o adım sayar uygulamasına bakıp strese giriyorsanız, o uygulamayı hemen silin gitsin. Stres hormonu dediğimiz o kortizol var ya, işte o yükseldi mi vücut ne yapsan yağ bırakmıyor, aksine tutuyor. Kendinize bir hedef koyun ama bu hedef sizi germesin, ruhunuzu daraltmasın. Bugün 5 bin mi oldu? Tamam, yarın canın isterse 7 bin yaparsın, keyfine bak...
Yıllarca masa başında dirsek çürütmüş eski bir gazeteci olarak söylüyorum, en iyi yürüyüş zihni boşaltırken fark etmeden yapılan yürüyüştür. Kulaklığı takıp en sevdiğin şarkıyı dinlerken ya da bir dostunla derin bir muhabbete dalmışken yürüdüğün o yollar... İnanın bana, zayıflamak bu işin sadece yan etkisi, asıl kazanç o sırada aldığınız temiz hava ve hissettiğiniz o hafiflik hissi.