Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah yataktan kalkıp aynaya baktığınızda göz kenarlarında biriken o sarımsı, yapışkan tabaka aslında vücudunuzun muazzam savunma mekanizmasının ta kendisidir; yani ortada korkulacak bir şey yok, sistem tıkır tıkır çalışıyor. Tıp literatüründe buna rheum diyoruz, hani şu bizim bildiğimiz çapak… Gözümüzü koruyan gözyaşı filmi; lipid, mukus ve su katmanlarından oluşan üçlü bir koalisyondur aslında. Gün boyu kırpma refleksiyle bu sıvıyı dışarı atarız ama gece gözler kapandığında mekanizma durur, geriye kalan hücresel atıklar da kuruyarak o bildiğimiz katılaşmış dokuyu oluşturur. Hani bazen dersiniz ya "Ya abi, dün hiçbir şeyim yoktu, bu sabah gözümü açamadım vallahi," işte o durum tamamen bu birikim hızıyla alakalı.
Göz kapağının hemen kenarında konuşlanmış meibomius bezlerinin disfonksiyonu, o bitmek bilmeyen sabah çapaklanmalarının baş şüphelisidir neticede. Bu bezler yağ üretemediğinde gözyaşı hızla buharlaşır ve geriye sadece yoğun bir mukus tabakası kalır; kronik blefarit dediğimiz o can sıkıcı kapak kenarı iltihabı da tam bu zemin üzerinde yükselir. Kirpik diplerinde pullanma ve aşırı çapak görüyorsanız, muhtemelen bu minik fabrikalar greve gitmiştir. Bebek şampuanıyla kirpik diplerini hafifçe masaj yaparak yıkamak bu bezleri canlandırır, benden size küçük bir eğitmen tavsiyesi. Yoksa o bezler tıkandıkça gözünüz daha çok reaksiyon verir, kısır döngüye girersiniz…
Enfeksiyon kelimesini duyduğumuzda hemen ürkeriz ama konjonktivit denilen o meşum tablo, aslında gözün dış dünyaya karşı verdiği en doğal inflamatuar yanıttır. Bakteriyel bir istila varsa çapak yeşilimsi ve aşırı yapışkan olur, viral bir durum söz konusuysa genelde daha sulu ama yine de rahatsız edici bir salgıyla boğuşursunuz. Gözün beyaz kısmını kaplayan o şeffaf membran, yani konjonktiva iltihaplandığında kılcal damarlar genişler; göz hem kanlanır hem de savunma amaçlı mukus üretimini maksimuma çıkarır. Çocuğun gözü çapaklandı diye hemen eczaneye koşup rastgele antibiyotikli damla alanlar var ya, vallahi büyük hata yapıyorlar, yapmayın. Hekime danışmadan kullanılan o damlalar gözün kendi florasını darmadağın ediyor çünkü.
Alerjenler kapıyı çaldığında göz sadece kaşınmaz, adeta bir savunma kalkanı örerek salgı üretimini iki katına çıkarır; mevsim geçişlerinde yaşanan o yoğun çapaklanmanın arkasında histamin fırtınası yatar. Polen, ev tozu veya evcil hayvan tüyü gibi yabancı proteinler göze temas ettiği an, mast hücreleri anında degranüle olur ve sıvı akışı başlar. Bu süreçte salgılanan mukus daha uzayan, ipliksi bir yapıya sahiptir. "Gözümü yıkıyorum yıkıyorum yine de o yapışkan his gitmiyor" diyorsanız, aradığınız suçlu kesinlikle havada uçuşan o mikroskobik partiküllerdir. Soğuk kompres uygulamak histamin salgısını baskılar, aklınızda bulunsun.
Göz kuruluğu denilen o modern zaman pandemisi, paradoksal bir şekilde gözün daha fazla çapak üretmesine yol açan gizli bir azmettiricidir. Kulağa garip geliyor değil mi; göz kuruyken nasıl daha fazla sıvı ya da çapak üretebilir ki? Sistem şöyle işler: Göz yüzeyi nemsiz kaldığında beyne "acil durum" sinyali gider ve refleks gözyaşı salgılanır ancak bu salgı kalitesiz, mukus oranı yüksek bir sıvıdır. Kalitesiz sıvı da göz yüzeyinde tutunamayıp kurur ve günün sonunda karşımıza yine o sertleşmiş kalıntılar çıkar. Yani gözünüz kurudukça aslında daha çok çapaklanma eğilimi gösterir, formül bu kadar net. Ekran karşısında saatlerce kalıp gözünü kırpmayı unutanlar, sözüm meclisten dışarı, en çok da siz risk altındasınız…
Göz kapağının hemen kenarında konuşlanmış meibomius bezlerinin disfonksiyonu, o bitmek bilmeyen sabah çapaklanmalarının baş şüphelisidir neticede. Bu bezler yağ üretemediğinde gözyaşı hızla buharlaşır ve geriye sadece yoğun bir mukus tabakası kalır; kronik blefarit dediğimiz o can sıkıcı kapak kenarı iltihabı da tam bu zemin üzerinde yükselir. Kirpik diplerinde pullanma ve aşırı çapak görüyorsanız, muhtemelen bu minik fabrikalar greve gitmiştir. Bebek şampuanıyla kirpik diplerini hafifçe masaj yaparak yıkamak bu bezleri canlandırır, benden size küçük bir eğitmen tavsiyesi. Yoksa o bezler tıkandıkça gözünüz daha çok reaksiyon verir, kısır döngüye girersiniz…
Enfeksiyon kelimesini duyduğumuzda hemen ürkeriz ama konjonktivit denilen o meşum tablo, aslında gözün dış dünyaya karşı verdiği en doğal inflamatuar yanıttır. Bakteriyel bir istila varsa çapak yeşilimsi ve aşırı yapışkan olur, viral bir durum söz konusuysa genelde daha sulu ama yine de rahatsız edici bir salgıyla boğuşursunuz. Gözün beyaz kısmını kaplayan o şeffaf membran, yani konjonktiva iltihaplandığında kılcal damarlar genişler; göz hem kanlanır hem de savunma amaçlı mukus üretimini maksimuma çıkarır. Çocuğun gözü çapaklandı diye hemen eczaneye koşup rastgele antibiyotikli damla alanlar var ya, vallahi büyük hata yapıyorlar, yapmayın. Hekime danışmadan kullanılan o damlalar gözün kendi florasını darmadağın ediyor çünkü.
Alerjenler kapıyı çaldığında göz sadece kaşınmaz, adeta bir savunma kalkanı örerek salgı üretimini iki katına çıkarır; mevsim geçişlerinde yaşanan o yoğun çapaklanmanın arkasında histamin fırtınası yatar. Polen, ev tozu veya evcil hayvan tüyü gibi yabancı proteinler göze temas ettiği an, mast hücreleri anında degranüle olur ve sıvı akışı başlar. Bu süreçte salgılanan mukus daha uzayan, ipliksi bir yapıya sahiptir. "Gözümü yıkıyorum yıkıyorum yine de o yapışkan his gitmiyor" diyorsanız, aradığınız suçlu kesinlikle havada uçuşan o mikroskobik partiküllerdir. Soğuk kompres uygulamak histamin salgısını baskılar, aklınızda bulunsun.
Göz kuruluğu denilen o modern zaman pandemisi, paradoksal bir şekilde gözün daha fazla çapak üretmesine yol açan gizli bir azmettiricidir. Kulağa garip geliyor değil mi; göz kuruyken nasıl daha fazla sıvı ya da çapak üretebilir ki? Sistem şöyle işler: Göz yüzeyi nemsiz kaldığında beyne "acil durum" sinyali gider ve refleks gözyaşı salgılanır ancak bu salgı kalitesiz, mukus oranı yüksek bir sıvıdır. Kalitesiz sıvı da göz yüzeyinde tutunamayıp kurur ve günün sonunda karşımıza yine o sertleşmiş kalıntılar çıkar. Yani gözünüz kurudukça aslında daha çok çapaklanma eğilimi gösterir, formül bu kadar net. Ekran karşısında saatlerce kalıp gözünü kırpmayı unutanlar, sözüm meclisten dışarı, en çok da siz risk altındasınız…