Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Aynadaki o yorgun yabancıyla vedalaşma vaktiniz çoktan geldi de geçiyor bile. Sabahları ne kadar uyursanız uyuyun, yüzünüze yapışıp kalan o şişkinlik hissi kaderiniz değil. İşin aslı, göz altındaki o torbalanmalar çoğunlukla genetiğinize ya da zamana yenik düşen yağ yastıkçıklarının bir oyunudur. Yaş alırken gevşeyen kaslar o yağları içeride tutamaz olur, hop diye öne fırlayıverirler. Çözümü yok mu derseniz, vallahi billahi var; hem de sandığınızdan çok daha kalıcı ve konforlu yöntemlerle.
Bıçak altına yatma fikri ilk başta insanı buz gibi soğutur, çok iyi anlıyorum. Fakat modern tıp artık o eski ürkütücü ameliyat senaryolarını çöpe atalı yıllar oldu. Transkonjonktival blefaroplasti dediğimiz o harika yöntem sayesinde, göz kapağının hemen içinden girilerek hiçbir dış iz bırakılmadan o fazla yağlar tereyağından kıl çeker gibi alınıyor. Dışarıdan bakıldığında ne bir dikiş izi, ne bir kesi... Operasyon sonrası aynaya baktığınızda "Benim o eski taze bakışlarım nereye kaybolmuştu ya?" diyeceksiniz, net.
Kremlere, serumlara ve mucizevi maskelere servet dökmeyi hemen şu an bırakın. Tabii ki cildi nemlendirmek, kaliteli bakımlar yapmak harika ama o yerleşik torbaları hiçbir krem yok edemez, bunu kabul edelim. Yapısal bir anatomik değişimi dışarıdan sürülen bir sıvıyla düzeltmeye çalışmak, temeli sarsılan bir evi boyamaya benzer. Paranıza da yazık, umudunuza da... Eğer o torbalar oraya bir kere yerleştiyse, kalıcı bir başarı için yönümüzü direkt uzman bir plastik cerrahın kliniğine çevirmemiz gerekiyor.
Lokal anestezi altında, sadece yarım saat süren bir işlemle hayat boyu sürecek bir özgüven kazanmak tam bir konfor konsepti. Ameliyat esnasında hiçbir şey hissetmiyorsunuz, işlem bitiyor ve yürüyerek evinize dönüyorsunuz. İlk birkaç gün hafif bir ödem, belki çok az bir morluk... Ama hepsi bu kadar, sonrasında gelsin o aydınlık ve dinç ifade. Hani bazen insan hayatında radikal ama zahmetsiz dokunuşlar ister ya...
Sosyal hayatınıza ne zaman döneceğiniz konusu kafanızı kurcalıyorsa içiniz tamamen rahat olsun. Genellikle bir haftalık bir süreç, tamamen toparlanıp eski temponuza, hatta çok daha enerjik bir versiyonunuza dönmeniz için fazlasıyla yeterli oluyor. İşten sadece birkaç gün izin alarak, kimseye çaktırmadan bu değişimi gerçekleştiren yüzlerce insan var etrafımızda. Bakışlarınızdaki o ağır, yorgun ve gölgeli hava dağıldığında, çevrenizdekiler sizdeki bu gençleşme enerjisinin sırrını çözmeye çalışacak.
Kendiniz için bir şeyler yapmanın, o aynadaki yorgun ifadeyi silip atmanın tam sırası sanki... Karar vermek işin yarısı derler, gerisi zaten çorap söküğü gibi geliyor.
Bıçak altına yatma fikri ilk başta insanı buz gibi soğutur, çok iyi anlıyorum. Fakat modern tıp artık o eski ürkütücü ameliyat senaryolarını çöpe atalı yıllar oldu. Transkonjonktival blefaroplasti dediğimiz o harika yöntem sayesinde, göz kapağının hemen içinden girilerek hiçbir dış iz bırakılmadan o fazla yağlar tereyağından kıl çeker gibi alınıyor. Dışarıdan bakıldığında ne bir dikiş izi, ne bir kesi... Operasyon sonrası aynaya baktığınızda "Benim o eski taze bakışlarım nereye kaybolmuştu ya?" diyeceksiniz, net.
Kremlere, serumlara ve mucizevi maskelere servet dökmeyi hemen şu an bırakın. Tabii ki cildi nemlendirmek, kaliteli bakımlar yapmak harika ama o yerleşik torbaları hiçbir krem yok edemez, bunu kabul edelim. Yapısal bir anatomik değişimi dışarıdan sürülen bir sıvıyla düzeltmeye çalışmak, temeli sarsılan bir evi boyamaya benzer. Paranıza da yazık, umudunuza da... Eğer o torbalar oraya bir kere yerleştiyse, kalıcı bir başarı için yönümüzü direkt uzman bir plastik cerrahın kliniğine çevirmemiz gerekiyor.
Lokal anestezi altında, sadece yarım saat süren bir işlemle hayat boyu sürecek bir özgüven kazanmak tam bir konfor konsepti. Ameliyat esnasında hiçbir şey hissetmiyorsunuz, işlem bitiyor ve yürüyerek evinize dönüyorsunuz. İlk birkaç gün hafif bir ödem, belki çok az bir morluk... Ama hepsi bu kadar, sonrasında gelsin o aydınlık ve dinç ifade. Hani bazen insan hayatında radikal ama zahmetsiz dokunuşlar ister ya...
Sosyal hayatınıza ne zaman döneceğiniz konusu kafanızı kurcalıyorsa içiniz tamamen rahat olsun. Genellikle bir haftalık bir süreç, tamamen toparlanıp eski temponuza, hatta çok daha enerjik bir versiyonunuza dönmeniz için fazlasıyla yeterli oluyor. İşten sadece birkaç gün izin alarak, kimseye çaktırmadan bu değişimi gerçekleştiren yüzlerce insan var etrafımızda. Bakışlarınızdaki o ağır, yorgun ve gölgeli hava dağıldığında, çevrenizdekiler sizdeki bu gençleşme enerjisinin sırrını çözmeye çalışacak.
Kendiniz için bir şeyler yapmanın, o aynadaki yorgun ifadeyi silip atmanın tam sırası sanki... Karar vermek işin yarısı derler, gerisi zaten çorap söküğü gibi geliyor.