Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Genital estetik operasyonu masaya yatırıldığında, işin aslı sadece fiziksel bir düzeltmeden ibaret sanılır ama vallahi de billahi de işin kökü bambaşka yerlere uzanır. İnsan kendi bedenine dönüp baktığında bazen öyle bir yabancılık hisseder ki, içindeki o huzursuzluk aynaya her baktığında daha da büyür, ne yapsın garip. İşte bu noktada atılan adımlar, sırf estetik kaygılardan arınmış, ruhun derinliklerindeki o sessiz kabullenişi arama çabasıdır aslında.
Hekim seçimi meselesi öyle uzaktan uzağa internet araştırmalarıyla çözülecek iş değil abi ya, karın-tok karınla gidilecek, gözünün içine bakıp güven duymak isteyeceğin biri olmalı karşındaki. Güven dediğin şey tıp kitaplarında yazmaz, masaya oturduğun an hissedilir, o elektrik tutmazsa zaten baştan kaybetmişsindir oyunu. İnce eleyip sık dokumak lazım, çünkü ne bileyim, her neşter vuran iyi bir dert dinleyici değildir bu hayatta.
Operasyon kararını alırken beklentilerin boyutu var bir de, hani şu Hollywood filmlerindeki kusursuzluk hayali var ya, hah, o gerçeğin duvarına çarptığında adamın canını fena acıtır. Bedenimiz dediğimiz ev, onarım ister ama mucize yaratamaz ki, bunu baştan kabul etmek gerek... Yani, ne beklediğini bilmek, ayna karşısında kendinle yüzleşebilmek bu işin en çetrefilli, en sancılı ama en dürüst tarafıdır.
Fiziki hazırlıklar tamamlanıp o klinik kapısından içeri adım atıldığı an, yürekteki o kelebekler yerini sert bir fırtınaya bırakır, normaldir, insanız sonuçta makine değiliz ya. İşin ameliyat sonrası dönemi var bir de, dinlenmek, o sabır testini başarıyla geçmek öyle sandığın gibi kolay bir zanaat değil, zaman alır, can yakar, insanı kendi iç ses baş başa bırakır. Bazen her şeyi akışına bırakmak, o acıyı ve iyileşme sürecini kabullenmek en büyük erdemdir, neyse...
Hekim seçimi meselesi öyle uzaktan uzağa internet araştırmalarıyla çözülecek iş değil abi ya, karın-tok karınla gidilecek, gözünün içine bakıp güven duymak isteyeceğin biri olmalı karşındaki. Güven dediğin şey tıp kitaplarında yazmaz, masaya oturduğun an hissedilir, o elektrik tutmazsa zaten baştan kaybetmişsindir oyunu. İnce eleyip sık dokumak lazım, çünkü ne bileyim, her neşter vuran iyi bir dert dinleyici değildir bu hayatta.
Operasyon kararını alırken beklentilerin boyutu var bir de, hani şu Hollywood filmlerindeki kusursuzluk hayali var ya, hah, o gerçeğin duvarına çarptığında adamın canını fena acıtır. Bedenimiz dediğimiz ev, onarım ister ama mucize yaratamaz ki, bunu baştan kabul etmek gerek... Yani, ne beklediğini bilmek, ayna karşısında kendinle yüzleşebilmek bu işin en çetrefilli, en sancılı ama en dürüst tarafıdır.
Fiziki hazırlıklar tamamlanıp o klinik kapısından içeri adım atıldığı an, yürekteki o kelebekler yerini sert bir fırtınaya bırakır, normaldir, insanız sonuçta makine değiliz ya. İşin ameliyat sonrası dönemi var bir de, dinlenmek, o sabır testini başarıyla geçmek öyle sandığın gibi kolay bir zanaat değil, zaman alır, can yakar, insanı kendi iç ses baş başa bırakır. Bazen her şeyi akışına bırakmak, o acıyı ve iyileşme sürecini kabullenmek en büyük erdemdir, neyse...