Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Yılların muhabirlik koşturmacasında insan hikâyeleri dinleye dinleye öğrendiğim bir şey varsa o da bedenimizle olan imtihanımızın hiçbir yaşta bitmediğidir, vallahi billahi öyle... Genital estetik için ideal yaş nedir sorusu masaya yatırıldığında, öyle eline cetvel alıp milimetrik hesaplar yapamazsın çünkü işin içine binbir türlü biyolojik ve psikolojik dinamik giriyor, yani kısacası ortada tek bir rakam yok.
Tıp literatüründe reşit olma sınırı on sekiz yaş baz alınarak her müdahale kağıt üstünde serbest gibi görünür, lâkin on sekiz yaşındaki bir genç kızın anatomik gelişimi ile otuz beşindeki bir kadının hormonal gerçekliği dağlar kadar fark eder abi ya... Labioplasti gibi operasyonlarda bazen daha erken yaşlarda, sırf o kronik sürtünme acısı veya kıyafet seçimindeki özgüvensizlik yüzünden masaya yatanlar oluyor ki, işlevsel bir sıkıntı varsa o kronometre erkenden çalışmaya başlar.
Biyolojik saat dediğimiz o acımasız çark döndükçe, doğumlar ve yerçekimi, dokuların mukavemetini darmadağın ediyor; işte tam da bu noktada vajinoplasti veya labioplasti talepleri kırklı yaşlarda adeta tavan yapıyor, yani insan hayatın o koşturmacalı virajında aynaya bakıp "yeter artık" dediği anı bekliyor. Kırk yaşından sonra yapılan bu tarz operasyonlar sadece estetik birer dokunuş değil, adeta kadının kendi öz benliğiyle yaptığı gecikmiş bir barışma anlaşması, başka bir deyişle ruhun aynadaki yansımasıyla tokalaşmasıdır.
Kimi hastalar menopoz eşiğine gelindiğinde azalan östrojenin yarattığı doku kuruluğu ve sarkmalardan ötürü çareyi bu operasyonlarda arar, hani derler ya iş işten geçmeden toparlayalım diye, tam da o hesap... Estetik cerrahların koltuğuna oturan kadınların ortak hikâyesi aslında hep aynı kapıya çıkıyor; kimisi yirmisinde bu kompleksten kurtulup hayatı yakalamak istiyor, kimisi ellisinde kocasından veya kendinden sakladığı o mutsuzluğa nokta koyuyor, kısacası ideal yaş dediğimiz şey nüfus cüzdanındaki doğum tarihinden ziyade ruhun o cerrahi müdahaleye hazır olduğu andır.
Tıp literatüründe reşit olma sınırı on sekiz yaş baz alınarak her müdahale kağıt üstünde serbest gibi görünür, lâkin on sekiz yaşındaki bir genç kızın anatomik gelişimi ile otuz beşindeki bir kadının hormonal gerçekliği dağlar kadar fark eder abi ya... Labioplasti gibi operasyonlarda bazen daha erken yaşlarda, sırf o kronik sürtünme acısı veya kıyafet seçimindeki özgüvensizlik yüzünden masaya yatanlar oluyor ki, işlevsel bir sıkıntı varsa o kronometre erkenden çalışmaya başlar.
Biyolojik saat dediğimiz o acımasız çark döndükçe, doğumlar ve yerçekimi, dokuların mukavemetini darmadağın ediyor; işte tam da bu noktada vajinoplasti veya labioplasti talepleri kırklı yaşlarda adeta tavan yapıyor, yani insan hayatın o koşturmacalı virajında aynaya bakıp "yeter artık" dediği anı bekliyor. Kırk yaşından sonra yapılan bu tarz operasyonlar sadece estetik birer dokunuş değil, adeta kadının kendi öz benliğiyle yaptığı gecikmiş bir barışma anlaşması, başka bir deyişle ruhun aynadaki yansımasıyla tokalaşmasıdır.
Kimi hastalar menopoz eşiğine gelindiğinde azalan östrojenin yarattığı doku kuruluğu ve sarkmalardan ötürü çareyi bu operasyonlarda arar, hani derler ya iş işten geçmeden toparlayalım diye, tam da o hesap... Estetik cerrahların koltuğuna oturan kadınların ortak hikâyesi aslında hep aynı kapıya çıkıyor; kimisi yirmisinde bu kompleksten kurtulup hayatı yakalamak istiyor, kimisi ellisinde kocasından veya kendinden sakladığı o mutsuzluğa nokta koyuyor, kısacası ideal yaş dediğimiz şey nüfus cüzdanındaki doğum tarihinden ziyade ruhun o cerrahi müdahaleye hazır olduğu andır.