Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Gece yarısı o buzdolabının kapağını açarken hissettiğimiz o suçluluk duygusu aslında tamamen evrimsel bir yanılgıdan ibaret olabilir. Hepimize ezberlettiler: "Akşam sekizden sonra ağzına tek bir lokma dahi koymayacaksın!" Vallahi billahi büyük yalan. Vücudumuzun içinde tıkır tıkır işleyen, ışıklar sönünce birden kepenk indiren dijital bir saat yok ki abi... Önemli olan günün sonunda ne kadar kalori aldığınız, yani o totaldeki devasa hesap; yoksa gece yenen yemeğin sihirli bir şekilde anında göbeğe dönüşmesi falan bilimsel olarak tamamen şehir efsanesi.
Biyolojik ritmimiz geceleri yavaşlıyor dense de, uyurken kalbimiz durmuyor, beynimiz rüya üretmek için harıl harıl çalışıyor, yani enerji harcamaya devam ediyoruz. Eğer bütün günü aç geçirip gece saldırdıysanız, sistem haklı olarak ne bulursa depolar. Ama gün içinde dengeli beslendiyseniz, gece canınız bir şeyler çektiğinde neden kendinize işkence ediyorsunuz ki? Kas yapmak isteyen bir sporcuyu düşünün mesela; adam gece yatmadan önce kazein proteini alıyor ki sabaha kadar kasları beslensin. Demek ki neymiş, zamanlamadan ziyade neyi, ne kadar yediğimiz asıl meseleymiş...
Midemizin sesini dinlemek yerine saat kuralına köle olmak, modern dünyanın bize dayattığı en büyük beslenme saçmalıklarından biri. Gece acıkıyorsanız, bu vücudunuzun yakıta ihtiyacı olduğu anlamına gelebilir, nokta. Tabii gidip de gece yarısı koca bir tepsi böreği ya da üç paket çikolatayı mideye indirin demiyorum; burada ince bir çizgi var. Hafif bir yoğurt, bir avuç kuruyemiş ya da muz yemek metabolizmayı durdurmaz, aksine kan şekerinizi dengeleyip deliksiz bir uyku çekmenizi sağlar. Hangisi daha kötü: Açlıktan yatakta dönüp durmak mı, yoksa midenizi hafifçe yatıştırıp derin bir uykuya dalmak mı?
Reflü denen o can sıkıcı illeti hayatında bir kez bile yaşamış olanlar, gece yemenin asıl tehlikesinin kilo değil, anatomik bir işkence olduğunu çok iyi bilir. Siz ağır bir yemeği yiyip hemen yatağa uzandığınızda, yerçekimi devre dışı kalıyor ve mide asitleri yukarı doğru tırmanmaya başlıyor. İşte asıl sıkıntı burada başlıyor, yoksa yağlanma meselesinde değil... Hani bazen boğazınız yanarak uyanırsınız ya, işte o an yatış pozisyonunuz ve midenizin aşırı dolu olması tam bir felaket senaryosudur. Yani mesele kalori değil, tamamen mekanik.
Uykusuz geçen gecelerin sabahında kendimizi neden hep fırının önünde, o yağlı poğaçalara bakarken bulduğumuzu hiç düşündünüz mü? Bilim bunu çok net açıklıyor: Uykuyu alamadığımızda açlık hormonu olan ghrelin tavan yapıyor, tokluk hissettiren leptin ise yerin dibine giriyor. Haliyle vücut panik halinde hızlı enerji, yani şeker ve karbonhidrat istiyor. Gece geç saatte yemek yemek uykunuzun kalitesini bozuyorsa, ertesi gün daha fazla yiyorsunuz ve bu tam bir kısır döngüye dönüşüyor... Çözüm mü? Uykudan en az iki saat önce ağır beslenmeyi kesmek, ama illa bir şey yenecekse de sindirimi kolay şeylere yönelmek.
Biyolojik ritmimiz geceleri yavaşlıyor dense de, uyurken kalbimiz durmuyor, beynimiz rüya üretmek için harıl harıl çalışıyor, yani enerji harcamaya devam ediyoruz. Eğer bütün günü aç geçirip gece saldırdıysanız, sistem haklı olarak ne bulursa depolar. Ama gün içinde dengeli beslendiyseniz, gece canınız bir şeyler çektiğinde neden kendinize işkence ediyorsunuz ki? Kas yapmak isteyen bir sporcuyu düşünün mesela; adam gece yatmadan önce kazein proteini alıyor ki sabaha kadar kasları beslensin. Demek ki neymiş, zamanlamadan ziyade neyi, ne kadar yediğimiz asıl meseleymiş...
Midemizin sesini dinlemek yerine saat kuralına köle olmak, modern dünyanın bize dayattığı en büyük beslenme saçmalıklarından biri. Gece acıkıyorsanız, bu vücudunuzun yakıta ihtiyacı olduğu anlamına gelebilir, nokta. Tabii gidip de gece yarısı koca bir tepsi böreği ya da üç paket çikolatayı mideye indirin demiyorum; burada ince bir çizgi var. Hafif bir yoğurt, bir avuç kuruyemiş ya da muz yemek metabolizmayı durdurmaz, aksine kan şekerinizi dengeleyip deliksiz bir uyku çekmenizi sağlar. Hangisi daha kötü: Açlıktan yatakta dönüp durmak mı, yoksa midenizi hafifçe yatıştırıp derin bir uykuya dalmak mı?
Reflü denen o can sıkıcı illeti hayatında bir kez bile yaşamış olanlar, gece yemenin asıl tehlikesinin kilo değil, anatomik bir işkence olduğunu çok iyi bilir. Siz ağır bir yemeği yiyip hemen yatağa uzandığınızda, yerçekimi devre dışı kalıyor ve mide asitleri yukarı doğru tırmanmaya başlıyor. İşte asıl sıkıntı burada başlıyor, yoksa yağlanma meselesinde değil... Hani bazen boğazınız yanarak uyanırsınız ya, işte o an yatış pozisyonunuz ve midenizin aşırı dolu olması tam bir felaket senaryosudur. Yani mesele kalori değil, tamamen mekanik.
Uykusuz geçen gecelerin sabahında kendimizi neden hep fırının önünde, o yağlı poğaçalara bakarken bulduğumuzu hiç düşündünüz mü? Bilim bunu çok net açıklıyor: Uykuyu alamadığımızda açlık hormonu olan ghrelin tavan yapıyor, tokluk hissettiren leptin ise yerin dibine giriyor. Haliyle vücut panik halinde hızlı enerji, yani şeker ve karbonhidrat istiyor. Gece geç saatte yemek yemek uykunuzun kalitesini bozuyorsa, ertesi gün daha fazla yiyorsunuz ve bu tam bir kısır döngüye dönüşüyor... Çözüm mü? Uykudan en az iki saat önce ağır beslenmeyi kesmek, ama illa bir şey yenecekse de sindirimi kolay şeylere yönelmek.