Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Vallahi billahi o kadar iyi anlıyorum ki sizi, o emzik evde kaybolduğu an kopan o kıyamet, dünyanın sonu gelmiş gibi bir panik havası... Ama işte, her güzel şeyin bir sonu var derler ya, bu emzik mevzusu da tam olarak öyle bir şey. Genelde pedagog arkadaşlarla, çocuk doktorlarıyla oturduğumuzda hep aynı şeyi konuşuyoruz; iki yaş, bilemedin iki buçuk yaş bu işin kırılma noktası. Çünkü o minicik damaklar, dişler yavaş yavaş şekil değiştiriyor ve emzik artık yapısal olarak zarar vermeye başlıyor. Tabii bunu hemen bugünden yarına bıçak gibi kesip atacaksınız diye bir kaide yok, süreci zamana yaymak en mantıklısı.
Bizim zamanımızda böyle pedagog onaylı yöntemler falan yoktu, emziğin ucuna acı biber süren mi ararsın, çöpe attık bitti diyen mi... Şimdiki aklımla bakıyorum da, meğer ne kadar büyük travmaymış o çocuk ruhu için, yazıktır yahu. Bir kere o emzik bebek için sadece bir plastik parçası değil ki; o onun sığınağı, sakinleşme aracı, dünyayı güvenli bulma yöntemi. Dolayısıyla bu alışkanlıktan vazgeçerken çocuğun elinden güvenini alıyormuş gibi hissettirmemek, onun yerine başka bir ritüel koymak gerekiyor. Mesela uykuya geçişte zorlanıyorsa, emzik yerine sarılabileceği yumuşak bir uyku arkadaşı, peluş bir ayı inanılmaz işe yarıyor.
Peki, bu işi kademeli olarak nasıl kıvıracağız, asıl mesele orada düğümleniyor zaten. İlk adımda emziği sadece ve sadece uyku saatleriyle sınırlandırmak, gün içinde göz önünden tamamen kaldırmak mucizeler yaratabilir. Çocuk oyun oynarken, koştururken ağzında emzik olunca hem konuşması gecikiyor hem de dış dünyayla bağı zayıflıyor sanki. "Annecim emziğimiz sadece yatakta bizi bekliyor, artık büyüdüğün için gün içinde ona ihtiyacımız yok" gibi tatlı sert, net bir duruş sergilemek lazım. Kararlı olacaksınız abi, ağladı diye hemen pes edip emziği ağzına tıkarsanız bu süreç uzar da uzar.
Bazen de çocukların hayatında büyük değişiklikler olur ya, hani kardeş doğar, taşınma gerçekleşir ya da kreşe başlama dönemi gelir... İşte tam o dönemlerde sakın ola emziği bıraktırmaya çalışmayın, büyük hata edersiniz. Zaten çocuk dünyasındaki bir sürü yenilikle baş etmeye çalışıyor, bir de üstüne en büyük teselli kaynağını elinden alırsanız iyice hırçınlaşır. Her şeyin bir zamanı var, hayatın normal akışında, çocuğun en huzurlu ve stabil olduğu bir dönemi seçmek başarının yarısı demek.
Şimdi dürüst olalım, bazı çocuklarda emme refleksinin getirdiği o tatmin duygusunu yönetmek gerçekten sabır taşı çatlatır. Siz ne kadar stratejik ilerlerseniz ilerleyin, gece yarısı uyanıp o emziği köşe bucak arayacak o ufaklık... İşte o anlarda derin bir nefes alıp, bunun geçici bir evre olduğunu kendinize hatırlatmanız gerekiyor. Unutmayın ki hiçbir çocuk okula ağzında emzikle gitmedi, eninde sonunda bu bağımlılık bitecek, yeter ki siz ebeveyn olarak sakinliğinizi koruyun.
Bizim zamanımızda böyle pedagog onaylı yöntemler falan yoktu, emziğin ucuna acı biber süren mi ararsın, çöpe attık bitti diyen mi... Şimdiki aklımla bakıyorum da, meğer ne kadar büyük travmaymış o çocuk ruhu için, yazıktır yahu. Bir kere o emzik bebek için sadece bir plastik parçası değil ki; o onun sığınağı, sakinleşme aracı, dünyayı güvenli bulma yöntemi. Dolayısıyla bu alışkanlıktan vazgeçerken çocuğun elinden güvenini alıyormuş gibi hissettirmemek, onun yerine başka bir ritüel koymak gerekiyor. Mesela uykuya geçişte zorlanıyorsa, emzik yerine sarılabileceği yumuşak bir uyku arkadaşı, peluş bir ayı inanılmaz işe yarıyor.
Peki, bu işi kademeli olarak nasıl kıvıracağız, asıl mesele orada düğümleniyor zaten. İlk adımda emziği sadece ve sadece uyku saatleriyle sınırlandırmak, gün içinde göz önünden tamamen kaldırmak mucizeler yaratabilir. Çocuk oyun oynarken, koştururken ağzında emzik olunca hem konuşması gecikiyor hem de dış dünyayla bağı zayıflıyor sanki. "Annecim emziğimiz sadece yatakta bizi bekliyor, artık büyüdüğün için gün içinde ona ihtiyacımız yok" gibi tatlı sert, net bir duruş sergilemek lazım. Kararlı olacaksınız abi, ağladı diye hemen pes edip emziği ağzına tıkarsanız bu süreç uzar da uzar.
Bazen de çocukların hayatında büyük değişiklikler olur ya, hani kardeş doğar, taşınma gerçekleşir ya da kreşe başlama dönemi gelir... İşte tam o dönemlerde sakın ola emziği bıraktırmaya çalışmayın, büyük hata edersiniz. Zaten çocuk dünyasındaki bir sürü yenilikle baş etmeye çalışıyor, bir de üstüne en büyük teselli kaynağını elinden alırsanız iyice hırçınlaşır. Her şeyin bir zamanı var, hayatın normal akışında, çocuğun en huzurlu ve stabil olduğu bir dönemi seçmek başarının yarısı demek.
Şimdi dürüst olalım, bazı çocuklarda emme refleksinin getirdiği o tatmin duygusunu yönetmek gerçekten sabır taşı çatlatır. Siz ne kadar stratejik ilerlerseniz ilerleyin, gece yarısı uyanıp o emziği köşe bucak arayacak o ufaklık... İşte o anlarda derin bir nefes alıp, bunun geçici bir evre olduğunu kendinize hatırlatmanız gerekiyor. Unutmayın ki hiçbir çocuk okula ağzında emzikle gitmedi, eninde sonunda bu bağımlılık bitecek, yeter ki siz ebeveyn olarak sakinliğinizi koruyun.