Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Diş hekimliğinin o soğuk, steril ışıkları altında herkesin hayali aslında tek bir şey: "Yapıldığı hiç belli olmasın abi!" Yüzün altın oranına göre hizalanan laminate veneer ya da daha bilinen adıyla yaprak porselenlerde, seramik tabakasının kalınlığı bazen 0.3 milimetreye kadar düşüyor. Mine dokusundan minimal aşındırma yapıldığında ışığın dişin iç katmanlarına kadar süzülmesi sağlanıyor, aksi halde o blok beyaz, yapay görüntü kaçınılmaz oluyor. Tabii sadece porselenin inceliği yetmez; dişin kole bölgesindeki yani diş etiyle birleştiği o sınır hattındaki diş eti basamağının hassas açıyla hazırlanması şart. Vallahi o diş eti uyumu tam yakalanamazsa, ışık kırılması doğal diş gibi olmuyor işte...
Seramik tozu ile feldspatik porselenin fırınlanma sıcaklığı arasındaki o hassas denge, aslında bir restorasyonun ruhunu belirliyor. Zirkonyum altyapı üzerine işlenen şeffaf incisal porselen katmanları, doğal dişin ucundaki o mavi-gri yarısaydam efekti yakalamak için mikron düzeyinde el işçiliği gerektirir. Bazen hasta "Bembeyaz olsun" diye ısrar eder ama fluoresan özelliği olmayan malzemeler gece kulübündeki mor ışıkta simsiyah görünür, benden söylemesi. Laboratuvardaki teknisyenin fırça darbeleriyle oluşturduğu mamelon yapıları, yani dişin içindeki o doğal dikey çizgiler, mat bir porseleni canlandıran tek şey. Dişin transparanlığını kaybetmeden o sarımsı dentin rengini diplerden hafifçe yansıtmak gerek...
Gülüş hattını belirlerken kullanılan dijital arayüzler ve intraoral tarayıcılar işin sadece teknik simülasyon kısmı, asıl mesele o anatomik formu canlı dokuya aktarabilmekte. Çiğneme kaslarının fonksiyonel hareketleri göz önüne alınmadan, yani o kanin koruyuculu oklüzyon ilişkisi doğru hesaplanmadan yapılan estetik dokunuşlar birkaç aya kalmaz kırılır. Alt çenenin öne ve yana hareketlerinde restorasyona binen mikro gerilimleri ölçmek için kullanılan artikülatör ayarları kusursuz yapılmalı. Peki ya dudak desteği? Üst santral dişlerin boyu dudak dinlenme pozisyonundayken ortalama 1.5 ila 2 milimetre görünmeli, aksi takdirde gülüş bir anda yaşlı görünümüne bürünür. Ya yani, dudak doldurmayla falan çözülecek iş değil bu, doğrudan dişin aks açısıyla alakalı...
Renk seçiminde skalayı koltuğun yanına koyup bakmak en büyük hatadır, gün ışığının kelvin değeri her şeyi değiştirir çünkü. Dişin servikal, koronal ve incisal bölgelerinin renk geçişleri farklı birer spektrum oluşturur; tek renk porselen basıp geçerseniz o ağızdaki tüm dişler protez diye bağırır. Try-in deneme patları ile simantasyon öncesi son renk kontrol edilirken, kullanılan reçine bazlı simanın opaklığı bile katmanların renk tonunu etkiler. Hatta dürüst olmak gerekirse, bazen hastanın kendi diş eti biyotipi bile kullanılan simanın rengini değiştirebilir. Diş eti inceyse arkadaki metal ya da koyu renk yansıma yapar...
Porselen yüzeyindeki glaze yani fırınlanmış camlaşmış tabaka fazla düzgün, fazla pürüzsüz olduğunda da doğallık kayboluyor sanki. Doğal bir dişin yüzeyine mikro lamelle bakın, üzerinde makro ve mikro doku girintileri görürsünüz. Teknisyenin döner aletlerle porselen yüzeyinde oluşturduğu o yatay ve dikey gelişim olukları, ışığı her açıdan farklı kırarak dişin gerçekçi görünmesini sağlar. Yani o hafif pürüzlü, ışığı dağıtan yüzey dokusu yoksa... Dümdüz bir fayans parçası yapıştırmış gibi durur o canım dişler.
Seramik tozu ile feldspatik porselenin fırınlanma sıcaklığı arasındaki o hassas denge, aslında bir restorasyonun ruhunu belirliyor. Zirkonyum altyapı üzerine işlenen şeffaf incisal porselen katmanları, doğal dişin ucundaki o mavi-gri yarısaydam efekti yakalamak için mikron düzeyinde el işçiliği gerektirir. Bazen hasta "Bembeyaz olsun" diye ısrar eder ama fluoresan özelliği olmayan malzemeler gece kulübündeki mor ışıkta simsiyah görünür, benden söylemesi. Laboratuvardaki teknisyenin fırça darbeleriyle oluşturduğu mamelon yapıları, yani dişin içindeki o doğal dikey çizgiler, mat bir porseleni canlandıran tek şey. Dişin transparanlığını kaybetmeden o sarımsı dentin rengini diplerden hafifçe yansıtmak gerek...
Gülüş hattını belirlerken kullanılan dijital arayüzler ve intraoral tarayıcılar işin sadece teknik simülasyon kısmı, asıl mesele o anatomik formu canlı dokuya aktarabilmekte. Çiğneme kaslarının fonksiyonel hareketleri göz önüne alınmadan, yani o kanin koruyuculu oklüzyon ilişkisi doğru hesaplanmadan yapılan estetik dokunuşlar birkaç aya kalmaz kırılır. Alt çenenin öne ve yana hareketlerinde restorasyona binen mikro gerilimleri ölçmek için kullanılan artikülatör ayarları kusursuz yapılmalı. Peki ya dudak desteği? Üst santral dişlerin boyu dudak dinlenme pozisyonundayken ortalama 1.5 ila 2 milimetre görünmeli, aksi takdirde gülüş bir anda yaşlı görünümüne bürünür. Ya yani, dudak doldurmayla falan çözülecek iş değil bu, doğrudan dişin aks açısıyla alakalı...
Renk seçiminde skalayı koltuğun yanına koyup bakmak en büyük hatadır, gün ışığının kelvin değeri her şeyi değiştirir çünkü. Dişin servikal, koronal ve incisal bölgelerinin renk geçişleri farklı birer spektrum oluşturur; tek renk porselen basıp geçerseniz o ağızdaki tüm dişler protez diye bağırır. Try-in deneme patları ile simantasyon öncesi son renk kontrol edilirken, kullanılan reçine bazlı simanın opaklığı bile katmanların renk tonunu etkiler. Hatta dürüst olmak gerekirse, bazen hastanın kendi diş eti biyotipi bile kullanılan simanın rengini değiştirebilir. Diş eti inceyse arkadaki metal ya da koyu renk yansıma yapar...
Porselen yüzeyindeki glaze yani fırınlanmış camlaşmış tabaka fazla düzgün, fazla pürüzsüz olduğunda da doğallık kayboluyor sanki. Doğal bir dişin yüzeyine mikro lamelle bakın, üzerinde makro ve mikro doku girintileri görürsünüz. Teknisyenin döner aletlerle porselen yüzeyinde oluşturduğu o yatay ve dikey gelişim olukları, ışığı her açıdan farklı kırarak dişin gerçekçi görünmesini sağlar. Yani o hafif pürüzlü, ışığı dağıtan yüzey dokusu yoksa... Dümdüz bir fayans parçası yapıştırmış gibi durur o canım dişler.