Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya bakıp dişlerinin arkasındaki o sarımtırak birikintileri gördüğünde senin de için cız etmiyor mu? Hani fırçalarsın fırçalarsın ama bir türlü çıkmaz ya... Vallahi billahi insanın moralini bozmaya yeter o görüntü. Doktora gitsem mi gitmesem mi diye günlerce kendi kendine tartışırsın sonra.
Kendi haline bıraktığın zaman o sert tabaka durduğu yerde durmuyor ki abi, diş etinin altına doğru sinsice ilerliyor. Sonra bir bakmışsın sabahları diş fırçalarken tükürükte kan var. E hani sadece estetik bir şeydi bu, hani zararsızdı? İşte tam olarak bu yüzden o diş taşlarını orada beslememek, bir an önce vedalaşmak gerekiyor.
Ağız kokusu meselesine hiç girmeyeyim istersen... Ne kadar sakız çiğnersen çiğne, hangi gargarayı kullanırsan kullan o koku gitmez. Çünkü sorun dişin yüzeyinde değil, o biriken kireç gibi yapının altında yuvalanan bakterilerde. İnsan içinde rahatça gülememek, konuşurken mahcup olmak çok zor iş yani.
Kimisi de çıkıp diyor ki "Ya temizletince dişler çiziliyormuş, daha çok taş birikiyormuş"... Yok öyle bir şey yahu, şehir efsanesi hepsi! Doktorun elindeki o ultrasonik aletler dişin kendi minesiyle uğraşmıyor, sadece üstündeki o taşlaşmış tortuyu titreşimle kırıp atıyor. Dişine zarar vermek bir yana, bilakis dişini kurtarıyor adamlar.
O koltuğa oturma korkusu var ya insanlarda, ah o korku... Hani sanki canından can kopacakmış gibi gelir ya. Halbuki topu topu yarım saatlik bir işlem, ne bir acı var ne bir sızı. Hatta işlem bittiğinde dilinle dişlerinin arkasına dokunduğundaki o ferahlık duygusu varya... Değer yani, sonuna kadar değer.
Ağzındaki o yükten kurtulmazsan yarın bir gün sapasağlam dişlerin sallanmaya başladığında çok geç kalmış olursun. Diş eti çekilmesi dediğin şey öyle pat diye olmuyor, bu taşlar yüzünden yavaş yavaş eritiyor kemiği. Sonra "Keşke vakitlice bir uzmana görünseydim" dersin ama... İş işten geçmiş olur.
Fırçalamak güzel, ip kullanmak harika da... Bazen ne yaparsan yap tükürüğün yapısından dolayı o taşlar illa ki oluşuyor işte. Sen elinden geleni yaparsın ama gerisini profesyonel bir ele bırakmak zorundasın. Erteleme şu randevuyu artık, inan bana sonrasında rahat bir nefes alacaksın.
Kendi haline bıraktığın zaman o sert tabaka durduğu yerde durmuyor ki abi, diş etinin altına doğru sinsice ilerliyor. Sonra bir bakmışsın sabahları diş fırçalarken tükürükte kan var. E hani sadece estetik bir şeydi bu, hani zararsızdı? İşte tam olarak bu yüzden o diş taşlarını orada beslememek, bir an önce vedalaşmak gerekiyor.
Ağız kokusu meselesine hiç girmeyeyim istersen... Ne kadar sakız çiğnersen çiğne, hangi gargarayı kullanırsan kullan o koku gitmez. Çünkü sorun dişin yüzeyinde değil, o biriken kireç gibi yapının altında yuvalanan bakterilerde. İnsan içinde rahatça gülememek, konuşurken mahcup olmak çok zor iş yani.
Kimisi de çıkıp diyor ki "Ya temizletince dişler çiziliyormuş, daha çok taş birikiyormuş"... Yok öyle bir şey yahu, şehir efsanesi hepsi! Doktorun elindeki o ultrasonik aletler dişin kendi minesiyle uğraşmıyor, sadece üstündeki o taşlaşmış tortuyu titreşimle kırıp atıyor. Dişine zarar vermek bir yana, bilakis dişini kurtarıyor adamlar.
O koltuğa oturma korkusu var ya insanlarda, ah o korku... Hani sanki canından can kopacakmış gibi gelir ya. Halbuki topu topu yarım saatlik bir işlem, ne bir acı var ne bir sızı. Hatta işlem bittiğinde dilinle dişlerinin arkasına dokunduğundaki o ferahlık duygusu varya... Değer yani, sonuna kadar değer.
Ağzındaki o yükten kurtulmazsan yarın bir gün sapasağlam dişlerin sallanmaya başladığında çok geç kalmış olursun. Diş eti çekilmesi dediğin şey öyle pat diye olmuyor, bu taşlar yüzünden yavaş yavaş eritiyor kemiği. Sonra "Keşke vakitlice bir uzmana görünseydim" dersin ama... İş işten geçmiş olur.
Fırçalamak güzel, ip kullanmak harika da... Bazen ne yaparsan yap tükürüğün yapısından dolayı o taşlar illa ki oluşuyor işte. Sen elinden geleni yaparsın ama gerisini profesyonel bir ele bırakmak zorundasın. Erteleme şu randevuyu artık, inan bana sonrasında rahat bir nefes alacaksın.