Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Diş hekimi koltuğuna oturma korkusu yüzünden o minik taşları görmezden gelmek, kendi ağzınızın içinde saatli bir bomba taşımaktan farksız aslında. Hani aynaya bakınca dişlerin arka tarafında, diş eti sınırında beliren o sinsi sarılıklar var ya... İşte onlar sadece çirkin bir görüntü değil, resmen bakteri cumhuriyeti. "Ben her gün fırçalıyorum abi, bana bir şey olmaz" diyorsan, büyük yanılıyorsun valla; çünkü o yerleşen tabaka artık fırçayla, iplikle sökülüp atılacak aşamayı çoktan geçmiş oluyor. Kendi kendimize yaptığımız temizlik bir yere kadar koruyor bizi, bir noktadan sonra işi profesyoneline bırakmak şart.
Ağız kokusunun asıl sebebini uzaklarda arayıp sürekli naneli sakızlara sarılmak tam bir zaman kaybı. Dişlerin etrafını saran o sertleşmiş yapılar, yani o tartar dediğimiz illet, zamanla diş etinin altına doğru sinsice yürür. Sen yukarıda temiz bir yüzey gördüğünü sanırsın ama aşağıda fırtınalar kopuyordur, diş eti yavaş yavaş çekilir... Bir bakmışsın ki o taşlar yüzünden dişlerini tutan kemik bile erimeye başlamış. Vallahi billahi şakası yok bu işin, geri dönüşü olmayan yollara girmeden önce uyanmak lazım.
Doktorun o tıkır tıkır çalışan ultrasonik cihazı dişine değdirdiğinde çıkan ses bile insanı ürkütmeye yetiyor, orası kesin. Ama o işlem bittikten sonra dilini dişlerinin arkasında gezdirdiğinde hissettiğin o muazzam hafiflik hissi yok mu? Resmen ağzının nefes aldığını, hafiflediğini, o baskının yok olduğunu hissediyorsun. Sanki dişlerin arasındaki o gereksiz duvarlar yıkılmış, ağzının içi ferahlamış gibi... İnsanın kuştan hafif hissettiği o an için bile değer o koltuğa oturmaya.
"Diş taşı temizliği yaptırırsan dişlerin çizilir, daha çok taş tutar" efsanesini kim uydurduysa gerçekten büyük bir kötülük yapmış insanlığa. Tam aksine, o yüzey pürüzsüz hale gelmedikçe yediğin her şey orada daha kolay tutunuyor, yeni taşlara davetiye çıkarıyor. Yani temizletmesen zaten kendi kendine daha beter olacaktı ağzın, bunu bir düşünmek lazım. Hekim o zararlı tabakayı kazıyıp parlatma işlemini bitirdiğinde, aslında dişine yepyeni ve temiz bir sayfa açmış oluyor.
Her altı ayda bir o randevu kartına bakıp bakıp ertelemek, aslında gelecekteki çok daha büyük ve ağrılı tedavilere zemin hazırlamaktır. Bugün yarım saatlik basit bir temizlikten kaçarken, yarın bir gün diş eti ameliyatları, kanal tedavileri, hatta implantlar kapını çaldığında pişman olmak çok acı veriyor. Kendine bir iyilik yap, ertelemeyi bırak ve o koltuğa cesaretle otur... Çünkü o küçük taşlar sandığından çok daha büyük dertlerin habercisi.
Ağız kokusunun asıl sebebini uzaklarda arayıp sürekli naneli sakızlara sarılmak tam bir zaman kaybı. Dişlerin etrafını saran o sertleşmiş yapılar, yani o tartar dediğimiz illet, zamanla diş etinin altına doğru sinsice yürür. Sen yukarıda temiz bir yüzey gördüğünü sanırsın ama aşağıda fırtınalar kopuyordur, diş eti yavaş yavaş çekilir... Bir bakmışsın ki o taşlar yüzünden dişlerini tutan kemik bile erimeye başlamış. Vallahi billahi şakası yok bu işin, geri dönüşü olmayan yollara girmeden önce uyanmak lazım.
Doktorun o tıkır tıkır çalışan ultrasonik cihazı dişine değdirdiğinde çıkan ses bile insanı ürkütmeye yetiyor, orası kesin. Ama o işlem bittikten sonra dilini dişlerinin arkasında gezdirdiğinde hissettiğin o muazzam hafiflik hissi yok mu? Resmen ağzının nefes aldığını, hafiflediğini, o baskının yok olduğunu hissediyorsun. Sanki dişlerin arasındaki o gereksiz duvarlar yıkılmış, ağzının içi ferahlamış gibi... İnsanın kuştan hafif hissettiği o an için bile değer o koltuğa oturmaya.
"Diş taşı temizliği yaptırırsan dişlerin çizilir, daha çok taş tutar" efsanesini kim uydurduysa gerçekten büyük bir kötülük yapmış insanlığa. Tam aksine, o yüzey pürüzsüz hale gelmedikçe yediğin her şey orada daha kolay tutunuyor, yeni taşlara davetiye çıkarıyor. Yani temizletmesen zaten kendi kendine daha beter olacaktı ağzın, bunu bir düşünmek lazım. Hekim o zararlı tabakayı kazıyıp parlatma işlemini bitirdiğinde, aslında dişine yepyeni ve temiz bir sayfa açmış oluyor.
Her altı ayda bir o randevu kartına bakıp bakıp ertelemek, aslında gelecekteki çok daha büyük ve ağrılı tedavilere zemin hazırlamaktır. Bugün yarım saatlik basit bir temizlikten kaçarken, yarın bir gün diş eti ameliyatları, kanal tedavileri, hatta implantlar kapını çaldığında pişman olmak çok acı veriyor. Kendine bir iyilik yap, ertelemeyi bırak ve o koltuğa cesaretle otur... Çünkü o küçük taşlar sandığından çok daha büyük dertlerin habercisi.