Diş hekimi korkusu nasıl yenilir?

Diş hekimi korkusu nasıl yenilir?

Hakan Ulu

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
427
Tepkime puanı
0
Hakan Ulu
O gıcırtılı, incecik metal sesinin etini kemiğini sıyırarak beyninin kıvrımlarına tırmandığı o anı bilirsin; işte tam orada, mine tabakasının altındaki dentin kanallarında yaşayan o milyarlarca sıvı dolu mikroskobik tüpçük, aeratörün saniyede dört yüz bin devir dönen elmas freziyle karşılaşınca adeta birer sinir şelalesine dönüşür. Korkunun kaynağı öyle havada kalmış bir çocukluk travması falan değil vallahi, düpedüz fizyolojiktir aslında. O döner aletin yarattığı saniyedeki yüksek titreşim dalgaları, alt çenede nervus alveolaris inferior boyunca adeta bir elektrik fırtınası koparır ve beyindeki amigdalayı, o ilkel panik merkezini kırmızı alarma geçirir... İnsan nefessiz kalır, koltuğun kollarına tırnaklarını geçirir ya, işte o an hissettiğin şey tam olarak budur.

Bazen durup düşünürüm, diş etine sıkılan o ufacık anestezik solüsyonun içindeki epinefrin mi kalbini daha hızlı çarptırıyor yoksa o ucu gümüş gibi parlayan iğnenin mukozayı delip geçme ihtimali mi? Oysa lokal anestezide kullanılan o incecik enjektörlerin ucu, dokuyu yırtmasın diye özel açılarla kesilmiştir ve sen o sızıyı hissetmeyesin diye tasarlanmıştır ama gel de bunu o an deli gibi çarpan kalbine anlat abi ya... Vazokonstriktör dediğimiz o damar büzücü maddeler, anestezinin etkisini o bölgede uzun süre tutmak için formüle eklenir ama yan etki olarak senin sistemine biraz adrenalin pompalar, yani o panik hissinin bir kısmı tamamen o tüpün içindeki kimyasal dengenin oyunudur aslında.

Şu kapıdan içeri girmek, o steril kokuyu içine çekmek bile başlı başına bir teslimiyet gerektiriyor ki sorma gitsin... Hani bazen insan kaçmak ister ya, tam o anda sedasyon denen o mucizevi kimyasal uyku devreye girebilir, seni yarı uykulu bir rüya alemine taşır. Damardan verilen o ufak sedatif ajanlar, beyindeki GABA reseptörlerini nazikçe uyararak sinir sisteminin o aşırı uyarılmış halini bir tüy gibi hafifletir; ne o aletlerin tiz çığlığını duyarsın ne de zamanın nasıl geçtiğini anlarsın... Bilincin açık kalır, hekimin "ağzını aç" dediğinde açarsın ama ruhun o sırada bambaşka bir kıyıda rüzgarı dinlemektedir sanki.

Dişinin en derininde, o pulpa odasında zonklayan iltihap hücreleri, salgıladıkları prostaglandinler yüzünden çevredeki tüm ağrı reseptörlerini hiper-duyarlı hale getirir ve sen hafif bir dokunuşu bile devasa bir darbe gibi algılarsın. İşte bu yüzden daha koltuğa oturmadan, o yangıyı baskılayacak bir antiinflamatuar almak, reseptörlerin o feryadını dindirmek aslında yolun yarısını yürümektir diyebilirim. Kimse sana bunu böyle anlatmaz ama o kimyasal savaşı baştan yatıştırmak, o koltuktaki kaderini tamamen değiştirir...

Hekiminle aranda kuracağın o sessiz anlaşma, hani o "sol elimi kaldırdığımda her şeyi durduracaksın" sözü var ya, işte o senin yegane sığınağındır bu hayatta. O el kalktığı anda, beynindeki o çaresizlik hissi, o kontrolü kaybetme dehşeti bir anda sönümlenir çünkü kontrolün tamamen sende olduğunu bilmek sinir hücrelerini yatıştırır. İnan bana, tıp ne kadar gelişirse gelişsin, o mikronluk hassasiyetle çalışan el aletleri ne kadar sessizleşirse sessizleşsin, senin o koltuktaki en büyük ilacın yine o güven hissidir...
 
Geri