Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Diş hekimliği artık o bildiğimiz eski, korkutucu yer olmaktan çıkalı çok oldu, hele işin içine estetik girince mevzu tamamen değişti. Şimdi herkesin dilinde bir Hollywood gülüşü, bir lamine furyası gidiyor ama kimse "Arkadaş, biz canımızı kime emanet edeceğiz?" diye sormuyor. Gidilecek doğru dürüst bir isim bulmak, vallahi billahi samimi söylüyorum, iğneyle kuyu kazmaktan farksız hale geldi.
Protez uzmanı mı desek, yoksa ortodontist kapısını mı çalsak... Aslında olay tamamen sizin ağzınızda neyin eksik ya da yamuk olduğuyla alakalı bir durum. Dişlerinizin sadece rengi ve şekliyle dertliyseniz, o koltuğa oturacağınız kişi kesinlikle bir prostodontist, yani protez uzmanı olmalı. Ama durun bir dakika, eğer dişleriniz üst üste binmişse, ne bileyim, hizalamada ciddi bir problem varsa, protezci tek başına ne yapsın... O zaman devreye telleriyle, şeffaf plaklarıyla o meşhur ortodontistler giriyor işte.
Sosyal medyada dönen o muazzam öncesi-sonrası fotoğraflarına hemen tav olmamak lazım abi ya. Her güzel diş yapan, her parıl parıl beyazlık sunan klinik, sizin o hayal ettiğiniz doğal gülüşü veremeyebilir. Estetik diş hekimliği dediğimiz şey aslında bir unvan değil, bir bakış açısı, bir sanat anlayışı resmen. Hekimin daha önce yaptığı işlere bakarken, o dişlerin yapay bir protez gibi mi durduğuna yoksa kişinin kendi orijinal dişi gibi mi göründüğüne dikkat etmek gerekiyor. Yoksa o sakız gibi bembeyez, tornadan çıkmış gibi duran yapay dişlerle ortada kalakalır insan...
Kliniğin kapısından içeri girdiğinizde havada o steril kokudan ziyade bir güven hissi olmalı, hekim sizi uzun uzun dinlemeli. Sadece "Tamam, sana bir lamine çakarız, olay biter" diyen adamdan koşarak uzaklaşın derim, çünkü estetik süreç bir mühendislik işidir. Yüzünüzün şekli, dudak payınız, hatta gülerken gözlerinizin aldığı o minik kavis bile yapılacak dişin formunu belirler. Sırf trend oldu diye, herkesle aynı gülüş tasarımını üstünüze yakıştırmaya çalışıyorlarsa, orada bir durup düşünmek lazım.
Bir de şu periodontoloji meselesi var ki, çoğu zaman kimsenin aklına bile gelmez, tamamen göz ardı edilir. Diş etleriniz sağlıklı değilse, alt yapıda yangın varsa, üzerine dünyanın en pahalı porselenini de koysanız o estetik tutmaz, bir süre sonra elinizde kalır. Yani aslında estetik diş hekimi dediğimiz o gizli kahraman, bazen tek bir kişi değil, arkasında koca bir uzman kadrosu barındıran bir orkestra şefi gibidir. İşini iyi yapan bir hekim, önce o temeli sağlamlaştırır, diş etini hizalar, sonra estetiğe geçer.
Peki, bütçe mevzusu ne olacak, işin o kısmı her zaman can yakar zaten... Ucuz etin yahnisi yenmez lafı, özellikle bu estetik diş işlerinde o kadar doğru ki. Kullanılan malzemenin kalitesi, laboratuvarın başarısı ve hekimin tecrübesi bir araya geldiğinde ortaya çıkan rakamlar bazen dudak uçuklatabilir ama ucuza kaçıp iki yıl sonra her şeyi baştan yaptırmak çok daha büyük bir yıkım. Doğru doktoru ararken fiyata değil, adamın vizyonuna ve referanslarına odaklanmak, uzun vadede hem cebinizi hem de o güzelim dişlerinizi kurtarır.
Protez uzmanı mı desek, yoksa ortodontist kapısını mı çalsak... Aslında olay tamamen sizin ağzınızda neyin eksik ya da yamuk olduğuyla alakalı bir durum. Dişlerinizin sadece rengi ve şekliyle dertliyseniz, o koltuğa oturacağınız kişi kesinlikle bir prostodontist, yani protez uzmanı olmalı. Ama durun bir dakika, eğer dişleriniz üst üste binmişse, ne bileyim, hizalamada ciddi bir problem varsa, protezci tek başına ne yapsın... O zaman devreye telleriyle, şeffaf plaklarıyla o meşhur ortodontistler giriyor işte.
Sosyal medyada dönen o muazzam öncesi-sonrası fotoğraflarına hemen tav olmamak lazım abi ya. Her güzel diş yapan, her parıl parıl beyazlık sunan klinik, sizin o hayal ettiğiniz doğal gülüşü veremeyebilir. Estetik diş hekimliği dediğimiz şey aslında bir unvan değil, bir bakış açısı, bir sanat anlayışı resmen. Hekimin daha önce yaptığı işlere bakarken, o dişlerin yapay bir protez gibi mi durduğuna yoksa kişinin kendi orijinal dişi gibi mi göründüğüne dikkat etmek gerekiyor. Yoksa o sakız gibi bembeyez, tornadan çıkmış gibi duran yapay dişlerle ortada kalakalır insan...
Kliniğin kapısından içeri girdiğinizde havada o steril kokudan ziyade bir güven hissi olmalı, hekim sizi uzun uzun dinlemeli. Sadece "Tamam, sana bir lamine çakarız, olay biter" diyen adamdan koşarak uzaklaşın derim, çünkü estetik süreç bir mühendislik işidir. Yüzünüzün şekli, dudak payınız, hatta gülerken gözlerinizin aldığı o minik kavis bile yapılacak dişin formunu belirler. Sırf trend oldu diye, herkesle aynı gülüş tasarımını üstünüze yakıştırmaya çalışıyorlarsa, orada bir durup düşünmek lazım.
Bir de şu periodontoloji meselesi var ki, çoğu zaman kimsenin aklına bile gelmez, tamamen göz ardı edilir. Diş etleriniz sağlıklı değilse, alt yapıda yangın varsa, üzerine dünyanın en pahalı porselenini de koysanız o estetik tutmaz, bir süre sonra elinizde kalır. Yani aslında estetik diş hekimi dediğimiz o gizli kahraman, bazen tek bir kişi değil, arkasında koca bir uzman kadrosu barındıran bir orkestra şefi gibidir. İşini iyi yapan bir hekim, önce o temeli sağlamlaştırır, diş etini hizalar, sonra estetiğe geçer.
Peki, bütçe mevzusu ne olacak, işin o kısmı her zaman can yakar zaten... Ucuz etin yahnisi yenmez lafı, özellikle bu estetik diş işlerinde o kadar doğru ki. Kullanılan malzemenin kalitesi, laboratuvarın başarısı ve hekimin tecrübesi bir araya geldiğinde ortaya çıkan rakamlar bazen dudak uçuklatabilir ama ucuza kaçıp iki yıl sonra her şeyi baştan yaptırmak çok daha büyük bir yıkım. Doğru doktoru ararken fiyata değil, adamın vizyonuna ve referanslarına odaklanmak, uzun vadede hem cebinizi hem de o güzelim dişlerinizi kurtarır.