Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllarca gazeteci kimliğiyle hastane koridorlarında koşturdum, onlarca uzmanla konuştum ama kendi çocuğum gece yarıları alev alev yanmaya başladığında o soğuk istatistiklerin hiçbiri işime yaramadı abi. Herkesin dilinde aynı ezber var: "Diş çıkarıyor ya, ateşi ondan yükselmiştir." Yalan. Külliyen yalan demek belki ağır kaçar ama gerçeğin etrafından dolanıp durmaktan başka bir şey değil bu kulaktan dolma laflar. Diş etini yarıp çıkan o minicik beyazlık, vücudun ısı merkezini altüst edecek kadar büyük bir yangın başlatmaz; başlatamaz. Bizzat tecrübe ettim, o termometre 38 dereceyi geçtiği an mesele artık sadece bir diş meselesi olmaktan çoktan çıkmıştır...
Ateş dediğin şey bir sonuçtur kardeş, sebepler silsilesinin en tepesindeki o çığlık atan alarm belgesidir. Diş etleri kaşınan çocuk eline ne geçerse -halının üzeri, koltuğun kenarı, kirli bir oyuncak- direkt ağzına sokuyor, mikrop cümbüşü başlıyor vücutta. Haliyle bağışıklık sistemi de "Dur bir dakika, burada yabancı bir istilacı var" diyerek harareti yükseltiyor. Yani ateş yapan şey o dişin gelişi değil, dişin yanında sürükleyip getirdiği o görünmez kirlilik. Bize diş ateşi diye yutturulan şey, aslında çocuğun kendi eliyle ağzına taşıdığı basit bir enfeksiyondan başka bir şey değil vallahi.
Termometredeki o rakamlar 37.5 civarında geziniyorsa, çocuk hafif huzursuzsa tamam, buna dişin getirdiği hafif ödemin harareti diyelim. Ama o ibre 38.5’i devirdiğinde, çocuk kucağında yaprak gibi titrerken hâlâ "Ceviz kadar diş çıkıyor, normaldir" deyip beklemek resmen cehalettir. Yıllarca haberlerde izledik, havale geçiren bebeklerin ardındaki o ihmalkâr hikâyeleri... Israrla söylüyorum; yüksek ateş dişten kaynaklanmaz, diş bahanesiyle vücuda sızan başka bir belanın habercisidir. Doktora gitmek için o dişin tamamen patlamasını beklemek kadar büyük bir hata yok şu hayatta.
O panik anını çok iyi bilirim, gece saat üçte çocuğun alnındaki o yakıcı sıcaklığı hissedince insanın eli ayağına dolanıyor, ne yapacağını şaşırıyor insan. Hemen sarılmayın o şuruplara, direkt prospektüs okumadan kimyasala boğmayın o minicik bedeni. Üstünü soyun, ılık bir duş aldırın, sakin kalmaya çalışın; en önemlisi de su verin çocuğa. Kaç kere şahit oldum, sırf anne babanın aşırı telaşı yüzünden yanlış müdahale edilip hastanelik olan çocuklara. Soğukkanlı kalacaksın, başka yolu yok bunun.
Bazen düşünüyorum da, biz toplum olarak semptomlarla savaşmayı ne çok seviyoruz, asıl nedeni sorgulamak hiçbirimizin işine gelmiyor sanki. Diş eti kızarmış, şişmiş, çocuk huzursuz diye her olumsuzluğu o tek bir dişe bağlamak çok kolayımıza geliyor. Kolaya kaçıyoruz işte... Ama o ateş yükselmeye devam ederken arkasından bir kulak iltihabı ya da boğaz enfeksiyonu çıkınca "Aaa nereden çıktı bu?" diye şaşırıyoruz. Şaşıracak bir şey yok, teşhisi yanlış yere koyarsan tedaviyi de yanlış yerde ararsın.
Bırakın artık şu "Diş çıkarırken ateş normaldir" masallarını dinlemeyi, kulağınızı tıkayın o teyzelerin söylediklerine. Hafif bir sıcaklık artışı, biraz salya akan çene, hafif bir huzursuzluk... Tamam, bunlar dişin doğal sancıları. Ama termometre alev alıyorsa, bebeğin gözlerinin farı sönmüşse orada duracaksın abi. Diş çıkarırken ateş olur mu sorusunun cevabı nettir: Hafif hararet olur ama yangın çıkmaz. Yangın varsa, ortada dişten başka bir yanıcı madde vardır demektir.
Ateş dediğin şey bir sonuçtur kardeş, sebepler silsilesinin en tepesindeki o çığlık atan alarm belgesidir. Diş etleri kaşınan çocuk eline ne geçerse -halının üzeri, koltuğun kenarı, kirli bir oyuncak- direkt ağzına sokuyor, mikrop cümbüşü başlıyor vücutta. Haliyle bağışıklık sistemi de "Dur bir dakika, burada yabancı bir istilacı var" diyerek harareti yükseltiyor. Yani ateş yapan şey o dişin gelişi değil, dişin yanında sürükleyip getirdiği o görünmez kirlilik. Bize diş ateşi diye yutturulan şey, aslında çocuğun kendi eliyle ağzına taşıdığı basit bir enfeksiyondan başka bir şey değil vallahi.
Termometredeki o rakamlar 37.5 civarında geziniyorsa, çocuk hafif huzursuzsa tamam, buna dişin getirdiği hafif ödemin harareti diyelim. Ama o ibre 38.5’i devirdiğinde, çocuk kucağında yaprak gibi titrerken hâlâ "Ceviz kadar diş çıkıyor, normaldir" deyip beklemek resmen cehalettir. Yıllarca haberlerde izledik, havale geçiren bebeklerin ardındaki o ihmalkâr hikâyeleri... Israrla söylüyorum; yüksek ateş dişten kaynaklanmaz, diş bahanesiyle vücuda sızan başka bir belanın habercisidir. Doktora gitmek için o dişin tamamen patlamasını beklemek kadar büyük bir hata yok şu hayatta.
O panik anını çok iyi bilirim, gece saat üçte çocuğun alnındaki o yakıcı sıcaklığı hissedince insanın eli ayağına dolanıyor, ne yapacağını şaşırıyor insan. Hemen sarılmayın o şuruplara, direkt prospektüs okumadan kimyasala boğmayın o minicik bedeni. Üstünü soyun, ılık bir duş aldırın, sakin kalmaya çalışın; en önemlisi de su verin çocuğa. Kaç kere şahit oldum, sırf anne babanın aşırı telaşı yüzünden yanlış müdahale edilip hastanelik olan çocuklara. Soğukkanlı kalacaksın, başka yolu yok bunun.
Bazen düşünüyorum da, biz toplum olarak semptomlarla savaşmayı ne çok seviyoruz, asıl nedeni sorgulamak hiçbirimizin işine gelmiyor sanki. Diş eti kızarmış, şişmiş, çocuk huzursuz diye her olumsuzluğu o tek bir dişe bağlamak çok kolayımıza geliyor. Kolaya kaçıyoruz işte... Ama o ateş yükselmeye devam ederken arkasından bir kulak iltihabı ya da boğaz enfeksiyonu çıkınca "Aaa nereden çıktı bu?" diye şaşırıyoruz. Şaşıracak bir şey yok, teşhisi yanlış yere koyarsan tedaviyi de yanlış yerde ararsın.
Bırakın artık şu "Diş çıkarırken ateş normaldir" masallarını dinlemeyi, kulağınızı tıkayın o teyzelerin söylediklerine. Hafif bir sıcaklık artışı, biraz salya akan çene, hafif bir huzursuzluk... Tamam, bunlar dişin doğal sancıları. Ama termometre alev alıyorsa, bebeğin gözlerinin farı sönmüşse orada duracaksın abi. Diş çıkarırken ateş olur mu sorusunun cevabı nettir: Hafif hararet olur ama yangın çıkmaz. Yangın varsa, ortada dişten başka bir yanıcı madde vardır demektir.